İnsanSeyahat

Relio’nun Açlığı

Afrika Günlükleri

“Dünyayı değiştirebilmek için kullanılabilecek en güçlü silah, eğitimdir.’’ der, Güney Afrika’nın dünyaca bilinen ismi Nelson Mandela. Aslında eğitim, her şeyi unuttuğunuzda sizde baki olan değerlerinizdir. Öğretilenler, zihnimize, aklımıza kaydettiklerimizdir. Aldığımız eğitimler, hayat tarzımızı belirleyen etkenlerdir.

Üçüncü günün bize kattıkları

Afrika’ya gittikten bir hafta sonra U.I.C.T Derneği’nin 16-21 Eylül 2011 tarihleri arasında düzenlemiş olduğu kültürel festivale katıldık. Mozambik Maputo’dan, Güney Afrika Durban’daki Pietermaritzburg’a gitmeye karar vermiştik. Çok büyük bir cesaretle otobüs yolculuğunu seçtik. Maputo sahildeki (trinta tress andar) 33 katlı binanın önünden otobüse bindik. Mozambikli insanlardan başka birkaç yabancı turist ve biz vardık. Yerlerimizi aldık. Şimdilerde nostalji olsun diye, kitap raflarının aralarına süs olarak koyduğumuz, otobüslerin kırmızısına bindik.

Kısa süre ilerledikten sonra sınıra geldik. Bizi uzun kuyruklar bekliyordu. İki saat gibi uzun ve yavaş bir prosedürle pasaport kontrolünden geçtikten sonra tekrar yerimizi aldık. Girdiğimiz ülke olan Swaziland’ın kabilelerini, kraliyet ailesini biraz merak ederek biraz sınırda gördüğümüz fotoğrafları yorumlayarak, gıyaben selamladık. Gördüğümüz manzaralardan, duyduğumuz efsanelerden başlatıp, devamını da bizim tamamladığımız hikayeler eşliğinde yolculuğumuz gayet keyifli geçiyordu.

Hatta ara ara muavin kalkıp kek dağıtacak mı, diye beklediğimiz bile oldu. Bir sonraki sınır Güney Afrika sınırı idi. Buradan sonra bakımlı caddeler, yüksek binalar bizi bekliyordu. Durban’a kadar belki 150-200 km boyunca aralıksız okaliptüs ormanlarının içinden geçtik. İki saatten fazla süren yolculuğumuz esnasında gördüklerimizi araştırınca öğrendik ki; dünyanın en büyük kâğıt üretim endüstrilerinden biri, üretim için kullandığı malzemeleri buradan tedarik ediyormuş.

Yaklaşık 9 saat süren yolculuktan sonra Durban’ın sahil caddelerinin birinde indik ve bir taksi ile kalacağımız yere ulaştık.  Burası 70 dönüm arazi üzerinde kurulmuş, içinde farklı noktalarda eğitim binalarının olduğu büyük bir sosyal tesis gibiydi. Fil gezdirebilecek kadar genişti. İçinde küçük hayvanların olduğu mini bir hayvanat bahçesi alanı, hobi bahçelerine benzer şekilde çevrili alanlarda ekili dikili nebatat, parklar, yürüyüş parkurları da vardı. Bizi etkinlik merkezine götüren şey ise ok işaretleri falan değil, Kur’ân-ı Kerîm sesiydi!

Çok naif ve tiz bir sesti. Güzel Kur’ân-ı Kerîm’imizi çok güzel okuyan bir genç sesiydi. 15-16 yaşlarında hafız bir delikanlıyı dinliyordu, bütün davetliler. Yıllar öncesinden gelip buraya yerleşmiş olan Afrikans ırkı, yerli Afrikalılar, Hintli Müslüman aileler gibi çeşit çeşit toplumlardan katılımcılar vardı. Herkes nefesini sessizce alıyordu. Sonrasında yapılan uzun uzun konuşmalar oldu. Tahmin edersiniz ki ilk haftanın toyluğu ile pek bir şey anlayamadım. Dil konusundaki tek düşündüğüm şey, benimle konuşacak herkesin çok daha yavaş konuşması gerektiği idi.

Buradan eğitim alan öğrenciler de sunum yaptılar. Görsellerden de anladığım kadarıyla reklamı olmadığı halde bütün ülkede tanınan bu kurumlar, maddî ve manevî bütün bilgileri birebir ilgilenerek öğretiyorlardı.

Misafirhanede kalıp sair vakitte ise öğrencilerle vakit geçirmeyi tercih ettim. Okul derslerine bir çok yabancı eğitmen gelip giriyordu. Manevî eğitimlerine ise onlarla yatılı kalan personel destek veriyordu. Sonradan daha uzun süre, Pretoria’da arkadaşlık ettiğimiz Meryem Musa ile tanıştık. “Onlara, gusül abdesti ve banyo temizliğini öğretirken, saçlarındaki plastik olan takma saçlarını çıkarmamak için başlarını yıkamak istemediklerini anlattı. “İslâmiyeti yeni öğrendiklerinden her şeyi onların kolayca anlayabilecekleri şekilde anlattım. Hatta merkezdeki saç fabrikalarından, kuaför arkadaşlarımdan bu saçların nasıl çıkarılıp takıldığını öğrendim. Onlar okula gitmeden önce kendim tek tek hepsinin saçıyla ilgileniyorum.’’ dedi.

Diğer arkadaşı Cemilaa ise; “Daha çok uzaklardan gelenlerle ilgileniyorum. Ben de çok uzaktan geldim. Hatta onların köylerine, kasabalarına göre yemeklerini servis ederken bile, dikkat ediyorum. Baharat eklemek, güzel sunumlarda onlara ikram etmek gibi. Hepsi çok hoşlarına gidiyor. Hatta onlarla birlikte günlük İngilizce takvimimizi okurken ‘senin köyünde daha namaz vakti girmemiş, senin köyünde girmiş, annenler kılmıştır’ diye tahminlerde bulunuyorum. Onlarda da hem okumanın hem ince mevzuların daha sağlam olması için dikkat çekerek özelleştiriyorum.’’ dedi.

Dinleyince anladım; bunca yeşillik arasında, Afrika’da bu kadar bollukta epey düşünecek vakit vardı. Tefekküre giden yollar, çok eskiden buralara İslam’ı hatırlatmaya gelmiş olan Ebubekir Efendi’nin emaneti bu mekânlar, beni çok hayrette bırakmıştı.

Otobüste daha yeni öğrenmiştim; volenteer kelimesini. Gönüllü demekmiş. Afrika’nın her yerinde rastlamak mümkün. Gönüllü doktorlar, eğitmenler, yardımseverler… Fakat herkes, ülkesindeki bir sıkıntıdan dolayı çok uzaklara, adeta kaçarcasına gelip, gönüllü olmuş.

Burada tanıştığım, çoğu ailesiyle gelmiş eğitimcilerin, kimisi veteriner hekim, kimisi eczacı, kimisi öğretmen. Hepsi memleketinde yüksek paralar kazanarak, hayatlarını çok iyi şartlarda devam ettirebilecek insanlar. Fakat hepsi Kur’ân-ı Kerîm’deki eğitim ve ahlakı yaşamak ve yaşatmak üzere Afrika için yola çıkmışlar. Bu kurumlardaki öğrencilerin ücretsiz okuması da ayrıca beni şaşırttı.

Afrika’da eğitim veren kurumların ücretleri oldukça pahalıdır. Ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları ile meşguldür. Bütün bürokratlar aynı yere verir çocuklarını. Yani en pahalısına… Afrika’daki eğitim sorunu da tam da buradan kaynaklanır. Ücra yerlerdeki aileler buna güç yetiremez. Şehir merkezinde birçok aile sadece önünden geçerken hayıflanmakla yetinir.

Ve Relio

Gelmeden önce eşimin iş yerinde tanıştığım genç; Relio. Mesleği hamallık.  “Sadece mal taşırım ben demişti’’, adını söyledikten sonra. “Çünkü sadece bunu biliyorum. Ve keşke daha fazla şey öğrenebilseydim.’’ diye de ekledi sonra. Belli ki açtı. Aklı, fikri, zihni açtı.

Buradaki güzellikleri görünce “Bu zenginliği, katlanan 3 boyutlu kitaplar gibi yapsam sana getirebilsem Relio.’’ dedim bir an. Lakin oradan eli boş dönmüştüm.

Fakat sonra duydum ki; birileri o güzelliklerin hepsini getirmiş Maputo’ya. Biz Relio ile görüşmeyeli yıllar oldu. Ama bütün güzellikler onun yanı başına getirilmiş. Bana da bütün Relioların istifade etmesini umarak, o güzelliklerin bekasına dua etmek kaldı.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı