Kişisel GelişimSağlıklı Hayat

Ruh ve Beden Arasındaki Denge

Ruh Sağlığı Yasası

Ruh ve beden sağlığı insanlar için tesis edilmesi kolay olmayan iki problemdir. Beden sağlığı ile ilgili, zorluğun altından kalkabilmek için devletler sağlık, emniyet ve eğitim teşkilatı kurdular. Yüzlerce hastanelerdeki binlerce doktor, onlardan daha fazla emniyet teşkilatı bir o kadar da bu iki kuruma insan yetiştiren eğitim camiası, görünen bedenin muhafazası için ter dökmektedir. Ancak hastanelerin ve hapishanelerin dolu olması bunların istenilen düzeyde fayda vermediğini gösteriyor. Ruh sağlığı alanında ise durum bundan daha vahimdir. Çünkü ruh sağlığı daha karmaşık ve daha önemli olmasına rağmen; onun muhafazası için ter dökecek yeterli düzeyde bir teşkilat olmadığı gibi Türkiye’de bu işin bir kanunu dahi yoktur!

Değişen, karmaşıklaşan dünya hayatında insanların düzenini korumak için her gün yeni yasalar hazırlanıyor. Yeni düzenlemeler getiriliyor. Otobüs durağında araba beklemenin bile bazı kuralları var. Yazılı olmasa bile sözlü kuralların işlediği yerlerde bundan az değil. Ancak bu kadar kural, yasa ve kanunlar arasında, ruh sağlığımızla ilgili yazılı bir yasal dayanağımızın olmadığını biliyor muydunuz?

Ruh sağlığı yasamızın düzenlenmemiş olması, bu alanda tehdidin olmadığı anlamına gelmiyor elbette. Sokaktaki bir insanın güvenliği ne kadar tehdit altında ise; çalışan bir kişi, evinde oturan bir anne, okulunda eğitimine devam eden bir öğrenci, medya araç gereçlerini kullanan herhangi bir insan da ruh sağlığı açısından tehdit altında olabilir.

Çünkü ruh sağlığı denince akla sadece akli melekelerini kullanamayan insanlar gelmemeli. Günümüzde en basitinden bir stres bile artık ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. O nedenle ruh sağlığı yasası en çaresiz bir akıl hastasından en basit bir uyku sorunu çeken insana kadar geniş bir sahayı kapsıyor. Ancak bu alanda çalışan bütün uzmanlarımızı ve ruh sağlığı sorunu yaşayan bütün hastalarımızı ilgilendiren yasal bir dayanak yok. Böyle bir boşlukta “Ruh Sağlığı Yasası” yapmak da kolay değil! Çünkü toplumun genelini kapsayan, temelleri sağlam bir ruh sağlığı hizmeti verilmeli ki netice alınabilsin. Bununla birlikte, hasta hakları ve onların tedavi imkânları, standartlara uygun ruh sağlığı hizmetleri ve hatta koruyucu ruh sağlığı uygulamaları gibi daha birçok konu, ruh sağlığı yasasında açıklığa kavuşturulmalıdır.

Ruh sağlığının tarihçesi

Ruh sağlığı, tarihin en eski dönemlerinden günümüze kadar tartışılan ve hâla da çözülemeyen önemli bir sorunu var. O da “fizik-beden, ruh-manevi hayat ve sosyal hayat” arasındaki ilişki temelli tedavi. Bununla ilgili Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserinde şöyle bir beyit var.

“Otacı efsuncunun sözünü beğenmez;

Efsuncu da otacıya değer vermez.”

O günün diliyle otacı, ot ile ilgilenen kişi; aktar ise şimdiki eczacı, belki de doktordur. Efsuncu ise nefes ile tedavi eden kişi demektir ki, bunun çağımızdaki karşılığını, konuşarak, söz ile psikolojik telkinler yolu ile tedavi eden terapist ve psikologlar olarak değerlendirebiliriz. Buradaki ilişki sorunun temel sebebi, ruh sağlığı sınırlarının çok geniş bir alana yayılmış olmasıdır. Bu da haliyle çözümün daha geniş bir alanda aranmasını zorunlu kılıyor. Ancak sorun da bu geniş alanın ortaya çıkmasıyla başlıyor. Çünkü insanların bunu başarabilecek güçleri dün de yoktu bugün de yok. Yarın için de olamaması muhtemel gözüküyor.

İslamiyet’in ilk yıllarında Peygamber Efendimizin (s.a.v), gerek bedeni gerekse ruhi hastalıklar için tedavi yollarının araştırılmasına yönelik hadis-i şerifleri, İslam âleminde bu konuya gereken önemin verilmesine sebep olmuştur. Ve yapılan araştırmaların neticesinde, akıl hastalıkları, vücutta var olan kan, balgam, safra ve sevda unsurlarındaki dengesizlikle açıklanmaya çalışılmıştır.

Bunun yanında ayet-i kerimede “İnsan, yaratılmışların en şereflisidir.” diye belirtilmesi, Müslüman toplumlarda akıl hastalarının tedavisinin, toplum içerisinde yapılmasına ve onların toplumdan dışlanmadan tedavi edilmesine yol açmıştır. Hastalar meczup, mecnun ve deli dahi olsalar, onlar toplumdan dışlanmayıp şifahaneler aracılığıyla tedavi edilmiştir. Hatta bazı yerlerde veli gibi gönülleri hoş tutulmaya dahi çalışılmıştır.

Darüşşifalarda akıl hastalarının bakımı

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ise darüşşifalar birer akıl hastanesi olarak tanzim edilmiştir. Buralarda tedavi gören akıl hastaları her halleri ile rahat ettirilmeye çalışılmıştır. Edirne Süleymaniye Darüşşifa’sının vakfiyesinde bununla ile ilgili şöyle bir metin vardır.“..İş adabını gözeterek tam bir himaye ile zamanında gözetip zaptederek saldırgan genç delilere sebat edip, her bakımdan onları dikkatli kollayıp, sorumluluğunda olan hizmeti en yaraşır şekilde yapıp…”

1788 yılına gelindiğinde ise şartların ağırlığı, akıl hastalarına verilen hizmetlere de yansımıştır. John Howard neşrettiği, “Etat des Prisons, des hôpitaux et des maisons de force” adlı eserinde; “Türklerin mecnunlar için yaptığı müesseseler, cidden fevkalade takdire şayan surette bina edilmiş, lakin durumu günden güne ihmal edilmiş” diyor. Son dönemlerde Osmanlı topraklarında üç darüşşifa dikkat çekiyor. Bunlar Edirne Süleymaniye, Üsküdar Atik Valide ve Manisa Darüşşifa’larıdır.

Bimarhaneler Nizamnamesi

Darüşşifaların vakfiyelerinde akıl hastalarıyla ilgili düzenlemeler ilk dönemlerde bile dikkat çekmektedir. Ancak 1876 tarihinde, Sultan Abdülaziz imzasıyla yayınlanan, çağının “Ruh Sağlığı Yasası” niteliğindeki “Bimarhanelere Dair Nizamname” bu konuda bilinen ilk ve en geniş yasal metindir.  L.Mongeri tarafından hazırlanan nizamname, bimarhanelerin yapımıyla ilgili sıkı düzenlemeler getirmiştir. Ancak bu şartların ağırlığı, yeni yerlerin açılmasını zorlaştırdığı için hastalar belli yerlere toplanmıştır. Bu durum ise hastaların yeterli hizmet almalarını engellemiştir. Her ne kadar akıl hastalarının bağlanmaları gibi noktalara açıklık getirse de L.Mongeri’nin Topbaşı Bimarhanesinde (Üsküdar Valide Sultan) yaptığı düzenlemeler, akıl hastalarını toplumdan koparmıştır. Daha sonraki dönemlerde de bu koparılmışlık hastaların toplumdan dışlanmalarına neden olmuştur. Günümüzde bile bu sorun hâla akıl hastalarının en büyük sorunlarından birini oluşturmaktadır.

13 Aralık 1913’e geldiğimizde ise, Avni Mahmut Bey’in, “Bimarhane ve Müşahedehane Talimatnamesi” ile yeni bir yönerge yayınlayarak laboratuarların kurulması ve tekrar musiki tedavisinin başlamasını sağlamıştır.

Tarihi verileri incelediğimizde, ecdadımızın, ruh sağlığı alanında yasal düzenlemeler yönünden, bundan tam 134 yıl önce, çağın ihtiyaçları karşısında ciddi adımlar attığını görüyoruz. Ruha ve ruhsal kökenli hastalıklara verdiği önemle, akıl hastalarına olan yaklaşımındaki iyileştirici metotlarıyla, bu konuda yaptığı çalışmaları ve çağının hep önünde gidişiyle tanıdığımız, ecdadımız Osmanlı Devleti’nin, ruh sağlığını ilgilendiren yasal düzenlemeler konusunda da geri kalmadığını, halkının ihtiyaçları doğrultusunda hangi düzenleme gerekiyorsa, onu yasalaştırdığını anlıyoruz.

Osmanlı Devleti’nin, ruh sağlığını ilgilendiren yasal düzenlemeleri devam ederken Cumhuriyet dönemine geçişte bu düzenlemeler iptal edilmiştir. Yerine yeni bir düzenleme de getirilmemiş, güncelleştirmeler yapılması gerekirken, yaklaşık 85 yıldır bu konuda hiçbir adım atılmamıştır. Bu eksiklik giderilmek için 1998 yılında Türkiye Psikiyatri Derneği, ruh sağlığı yasası için ilk taslağı hazırlamaya başlamışlardır. 2006 yılında ise “Ruh Sağlığı Yasa Teklifi” görüşülmesi için meclise sunulmuş ancak; bu güne kadar, meclis gündem maddeleri arasına girememiştir.

Şartlar ve şahıslar zorladığı halde, böyle önemli bir yasanın ülkemizde hâlen olmayışı, büyük bir boşluğu ve duyarsızlığı göstermektedir.

Ruh Sağlığı Yasası neden gerekli?

Genel olarak ruh sağlığının önemi, ruh sağlığı ile ilgili kavramlar ve ruh sağlığı hizmetinin nasıl alınabileceği bilgisi, toplumda yeterli değildir. Hasta kendi haklarının neler olduğunu bilmediği için yanlış bir durumda hakkını arayamıyor. Devlet de bu konuda sorumluluğunu yerine getirmediği için, ruh sağlığı yasası ilk olarak burada gerekliliğini gösteriyor.

Sağlık: “fizîkî, ruhî ve sosyal iyilik hali” olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, bir toplumun genel sağlık tablosunda, bu üç temel ilkenin dağılımı eşit ise, o ülkenin toplum olarak ne kadar sağlıklı olduğu ortaya çıkar. Ancak dünyadaki ülkelerin neredeyse tamamında sağlık dendiğinde ancak beden sağlığı anlaşılmaktadır. Yaygın inancın aksine sağlık, ruh, beden ve sosyal yaşamın dengeli bir bütünüdür. Bunlardan herhangi birisindeki aksaklık diğerlerini de aynı oranda etkilemektedir. Başka deyişle beden ve ruh sağlığı ile sosyal durum karşılıklı ilişki içinde sürekli olarak birbirlerine tesir etmektedir. Böyle olmasına rağmen, ülkemizde halen bir ruh sağlığı yasasının olmaması, sağlığın ancak “fiziksel sağlık” olarak görüldüğünü ortaya çıkartır. İşte bu gibi hatalı tutumların aşılarak ruh ve beden sağlığı bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Diğer yandan mesleki rollerde karışıklık var. Ruh Sağlığı Yasasının ve ilişkili yasal düzenlemelerin olmaması ruh sağlığı alanında çalışanların görev tanımlarının yapılmasını olanaksız kılmaktadır. Herhangi bir bilimsel ve yasal dayanağı olmayan eğitimlerden çıkan ve büyük çoğunluğu hekim, psikiyatr olmayan bazı kişiler, halkın ruhsal sorunlarının tedavisinde umut tacirliği yapmakta, ciddi etik ihlallere, hatalı tıbbî sonuçlara yol açmakta, bireylere zarar verebilmektedir. Bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmak gerektiği açıktır.

Kamusal nitelikli, eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve kapsayıcı bir ruh sağlığı hizmet sisteminin hayata geçirilmesi elzemdir. Ancak bundan daha da önemli olan bir şey vardır: Hasta olmadan iyileştirmek…

O nedenle henüz yasa tasarı halinde ve kanunlaşmamışken diyoruz ki: Ruh sağlığı yasasında önleyici/koruyucu ruh sağlığı ile ilgili yasal düzenlemeler muhakkak tasarıya girmelidir. Önleyici tıp alanında geri kalan Türkiye’nin; önleyici ruh sağlığı alanında da geri kalmaması için, bu önerimizi kamuoyuyla da paylaşmak istiyoruz.

“Koruyucu Ruhsal Hekimlik” neden önemli?

Ruh sağlığında “Koruyucu Hekimlik” uygulaması ile kişi, ruhsal sorunlarla boğuşmadan, çıkmazlara düşmeden, depresyona girmeden kendi kendini koruyabileceği bir “Koruyucu Ruhsal Hekimlik” uygulaması başlatılabilir. Kişi hasta olmadan hastalıklara karşı bilinçlendirilebilir. Bu doğrultuda seminerler, televizyon programları, kısa filmler, yol gösterici, bilgilendirici broşürler vb. gibi çalışmalar yapılabilir. Ruhsal hastalıklar ortaya çıkmadan toplumda pozitif ruh sağlığı kavramını yaygınlaştırarak, önleyici çalışmaların yaygınlaştırılması gereklidir. O nedenle ruhsal hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önleyen, risk etkenlerini ortadan kaldıran, koruyucu ve önleyici çalışmaları destekleyen bir yaklaşımın yaygınlaştırılmasını, koruyucu ruh sağlığı ve ruhsal destek birimlerinin kurulmasını talep ediyoruz.

Toplum Temelli Ruh Sağlığı Yasası

Bugün dünya üzerinde yaklaşık 500 milyon kişinin ruhsal sorunları olduğu, 20 milyon insanın da ruhsal sorunlar sebebiyle yardım arayışı içinde olduğu bilinmektedir. Peki 500 milyon gibi büyük bir rakamdan sadece 20 milyonu yardım arayışı içinde olduğuna göre; geriye kalan 480 milyonu oluşturan, bu büyük çoğunluğun durumu nedir?

Hastane ve uzman sayısındaki yetersizlikler bu rakamın yüksek olmasında her ne kadar etkili olsa da, ülkemiz adına etkili ve yetkili kişilerin konu üzerindeki duyarsızlıkları, iyileştirme ve bilinçlendirme çalışmalarının yetersizliği daha ağır basmaktadır. Toplum olarak uğraştığımız konular, gündem oluşturmak adına üretilen suni ve bir o kadar yapay malzemeler, sulandırılmış örneklerle her akşam önümüze sunulan sözde liderlerin tartışmaları, sataşmaları, kavgaları hatta ağır ithamları… Tüm bunlar dururken ruh sağlığıyla ilgili bir gündem oluşturmak hafif görülüyor galiba.

Öncelikle yasa yapıcılar ruh sağlığının gerekliliğini bilmeliler. Daha sonra en başta da söylediğimiz gibi çok geniş bir sahaya yayılan ruh sağlığı ile ilgili geniş tabanlı yasalar hazırlanmalı. Bu yasaları tesis edecek yeni kurumlar da oluşturmak elbette gerekli. Belki sağlık alanında faaliyet gösteren hastaneler kadar olmasa da en azından ruh sağlığımızı tehdit eden durumlarla mücadele edecek kurumlar oluşturulmalı. Toplum adına söz sahibi olan bu kurumlar gerekiyorsa medya kuruluşlarını dahi denetlemeli.

Ruh sağlığı ve medya

Gıdalarımızdaki katkı maddelerine, gıdada hijyen koşullarına ve açıkta satılarak hastalığa davetiye çıkaran ürünlere tepki vermekte gecikmeyiz. Çünkü bunlar bizi hasta edip vücudumuza zarar verebilir endişesi vardır. Böyle bir ürünle karşılaşıldığında üreticisi hakkında yasal işlem başlatmak çok mümkün gözüküyor. Bu konudaki yasal süreci yetkililer de insanlar da takip ediyorlar. Hatta yasal takip sonuçlanmasa bile, üretici firmaya uygulanan boykotlar ya da tüketiciler üzerinde bıraktığı olumsuz intibalardan dolayı, ticari faaliyetleri bitme noktasına gelir.

Beden ile ilgili durum görüldüğü gibi nispeten daha ciddi ele alınıyor. Çünkü bedene giden yol ağız ve boğazdan geçiyor. Bu da bedene elle tutulup gözle görülür sonuçlar verdiriyor. Peki, ruh sağlığına giden yol nerden geçiyor? Ruh sağlığına giden yol ise, daha geniş bir sahaya yayılıyor. Beş duyu organı da işin içinde… İzlenilen kötü bir görüntü, duyulan yanlış bir söz ve okunan farklı bir metin ruh sağlığını bozabiliyor.

Çünkü süreç gıdalar kadar hızlı değil. Hastalık yapan gıdalara bünye bir gün, bir hafta veya bir yılda tepki verebilirken, ruh sağlığını tehdit eden bir olay, film, haber, tartışma, okunan bir kitap ya da yaşanan bir olay bir gün, bir hafta, bir yıl veya on yıl sonra etkisini gösterebiliyor.

Ruh sağlığını korumak için beş duyu organı ile alınan şeylere de dikkat etmek gerekir. Bunun yolu da bu duyu organlarına hitap eden araç gereçleri denetlemekten geçer. Nasıl ki bir esnaf önünde, açıkta satılan ürünler denetleniyorsa, aynı esnafın sattığı gazeteler, kitaplar ve dergiler de denetlenmelidir. Çünkü bunlar farklı yollarla aynı bedene girmektedirler.

Medya araç gereçlerini denetleyen RTÜK bu konuda yeterli mi? Maalesef hayır.  Çünkü her türlü yasal yönetmeliği ve uygulayıcılığı olmasına karşın; televizyon ekranlarında, reyting uğruna, her türlü olumsuz örnekleri hiç tereddüt etmeden senaryolaştıran ve yayınlayan televizyon kanallarını, “Toplum tarafından bu kadar çok izlenen ve reyting oluşturan bir diziyi yayından kaldırmanın mümkün olmayacağını; çözümün izlememek, televizyonu kapamak olduğunu” söyleyebilen bir kurum ruh sağlığının sınırlarını çizememiş demektir.

O halde ruh sağlığı yasası çıkmadan önce çok anlamlı bir teklifimiz daha olsun:

Ruh Sağlığı Yasasının Yaptırım Gücü Olmalıdır

Ruh sağlını tesis etmek için çok geniş bir alanda faaliyet göstermek gerekir. Çünkü Ruh sağlığı dediğimiz şey, kişinin kendisi ile değil; bütün bir toplum ve çevresiyle çok sıkı bir bağlantısı olan bir konudur. Bu konuda medya üzerinde bir yaptırım gücü olmadığı taktirde, yasanın koruyucu yanı etkisini kaybedecektir.

Herhangi bir kanalın, herhangi bir programındaki ağır ruhsal senaryolar, görüntüler ve imgelere karşı: “Bu program toplum ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği için yayından kaldırılması…” vb gibi tekliflerinin ilgili merciler tarafından kabul görmemesi ya da umursanmaması durumunda, yasa sadece hastanelerde ve kliniklerde çalışan uzmanları ilgilendirmekten öteye gitmeyecektir.

Tabloya yukarıdan baktığımızda asıl problemin modeller yolu ile yayıldığını ve bunun medya üzerinden enjekte edildiğini göreceğiz. Daha çok olumsuz modellerin, konuların ve programların yayınlandığı ve bunların izlenme rekorları kırdığı bir toplumda, bütün bir insanlık tehlike altında iken, konuyu sadece belli bir alana indirgemek çözüm getirmeyecektir.

O nedenle Ruh Sağlığı Yasasının, medya üzerinde etkin bir gücü olmalı ve RTÜK ile işbirliğinin ötesinde; ruh sağlığını ilgilendiren her konuda, kendi yasasını dayanak göstererek, toplum ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyen her türlü programın, yayından kaldırılması için söz sahibi olarak etkin bir şekilde görev ve sorumluluğu olmalıdır.

Ocak 2005’te kabul edilen ruh sağlığı ile ilgili hükümler uygulanmıyor

Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Bölgesi üyesi ülkelerdeki ruh sağlığı hizmetlerinin düzenlenmesi ve geliştirilmesi için Helsinki’de Ocak 2005’te bir bildirge yayımlanmıştır.

Ülkemiz Sağlık Bakanlığı da bu bildirgeyi imzalayarak şu yükümlülükleri kabul etmiştir:

  1. Ruh sağlığının iyi olmasının önemine dair toplumda, sağlık meslek gruplarında bilinç geliştirmek.
  2. Önyargı, ayrımcılık ve eşitsizlikle aynı anda mücadele etmek, ruh sağlığı sorunları olan insanları desteklemek ve onların bu sürece etkili olarak katılımını sağlamak.
  3. Sağlığı geliştirmeyi, önlemeyi, tedaviyi, rehabilitasyonu, bakımı ve iyileşmeyi kapsayan bütünlüklü ve etkili ruh sağlığı sistemleri tasarlamak ve uygulamak.
  4. Bu alanlarda etkili, uzman ekipleri oluşturmak.
  5. Hizmetlerin planlanması ve geliştirilmesinde temel noktalardan biri olan hizmeti kullananların ve hasta yakınlarının deneyim ve bilgilerinden yararlanmak, onları sürece dâhil etmek.
  6. Ruh sağlığı konusunda hassas gruplar olan çocukların, gençlerin, kadınların ve yaşlıların ruh sağlığına yönelik programlara ağırlık vermek.
  7. Ağır ruh sağlığı sorunları olan insanlara toplum içinde, soyutlanmadan etkili ruh sağlığı hizmetleri sunmak.

Ruh sağlığıyla İlgili Yapılan Açıklamalar

  • Ruhsal hastalıkları olan kişilere karşı damgalanmayı engelleyecek ruh sağlığı politikaları hayata geçirilmeli.
  • Ruh Sağlığı Yasası’nın en kısa zamanda çıkarılması ve ilişkili yasal mevzuatın düzenlenmesi için TBMM’yi ve ilişkili bütün kurumları yeniden göreve ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.
  • Temel ruh sağlığı sorunlarının çözülmesi ve bir insan hakkı olarak ruh sağlığının geliştirilmesi için ruh sağlığına ayrılan kaynağın artırılmasını.
  • Ruh sağlığı alanında var olan personel eksikliğinin giderilmesini, hekim, hemşire, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve diğer yardımcı sağlık çalışanı sayısının ve niteliğinin artırılmasını istiyoruz.
  • Genel hastanelerde psikiyatri yatak sayısının artırılmasını, gündüz hastaneleri ve ayakta tedavi birimlerinin sayısının ve niteliğinin artırılmasını istiyoruz.
  • Ruhsal hastalıklar henüz ortaya çıkmadan önleyen, risk etkenlerini ortadan kaldıran ya da bu etkenlerle karşılaşmayı engelleyen, koruyucu ve önleyici çalışmaları destekleyen bir yaklaşımın yaygınlaştırılmasını, koruyucu ruh sağlığı ve ruhsal destek birimlerinin kurulmasını talep ediyoruz.
  • Bütün bu düzenlemelerin devletin asli sorumluluğu olarak kabul edilmesi, hükümetlerin öncelikli konusu olması gerektiğini düşünüyor, kamusal bir sağlık sistemi anlayışı içinde çözülebileceğine inandığımızı vurgulamak istiyoruz.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı