AraştırmaİnsanKapakSağlıklı Hayat

Salgında Doktor Olmak

Röportaj: Şenol GENÇ

Orhan Dalkılıç (HİSAR HOSPITAL INTERCONTINENTAL, Göğüs Hastalıkları Uzmanı)

İnsan, yaşadıklarından bir şeyler öğrenmeli. Öyle körü körüne değil, bile bile yaşamalı hayatı. Kıymet de bilecekse, kaybetmeden önce bilmeli, sahip olduklarının kıymetini. Her şey bir şekilde gelip geçer de insanda geçmeyecek tek şeydir pişmanlık. Pişman olmamak için vaktiniz varken, elinizdekileri yitirmemişken, aklınız-sağlığınız yerindeyken, içinizde hep bunları kaybetmişsiniz pişmanlığı olsun.

Zorlu bir süreçten geçmekteyiz. Yine, yeniden “her şeyin başı sağlık” olduğunu hatırladık. Sağlıkçıların da ne kadar kıymetli olduklarını bir kez daha anlamış olduk. Hisar Hastanesi’nden, göğüs hastalıkları uzmanı Orhan Dalkılıç da bu kıymetli sağlık neferlerinden bir tanesi. Covid-19’la mücadelede ön saflarda yer alıyor. Onun nezdinde bütün sağlık çalışanlarından bu zorlu süreci dinledik.

27 yıldır meslek hayatımda birçok zorlukla karşılaştım. Ama bunun gibisini ilk defa görüyorum. Bir savaşın içindeyiz. Ama tam olarak bir savaş da diyemeyiz çünkü sinsi bir durum var. Savaşta cephe sınırları bellidir, düşman da. Gelebilecek tehlikelerin ne olabileceğini az çok tahmin edebilirsin.

Fakat bu virüs (Covid-19), öyle bir virüs ki bildiğimiz mikrop ve hastalıklara benzemiyor. Bambaşka bir şey. Çin’de ilk çıktığı zamanlar, bunu bize anlatmışlardı. Ama biz -doğrusunu söylemek gerekirse- çok fazla inanmadık, nasıl olur, dedik. Hayal zannettik. Geldiğinde gördük ki anlatılanlar yüzde yüz doğruymuş. Hatta eksiği varmış da fazlası yokmuş. İnsandan insana çok kolay geçebilen, akıllı davranan, kişiden kişiye farklı seyreden bir canlı bu.

Bunun kimyevî olduğunu şuradan anlıyoruz: Enfekte olmuş insanların akciğerlerinin farklı bölgelerinde çıkıyor virüs ve buzlanma yapıyor. Hastalık oluşturma mekanizması, bağışıklık mekanizması hücrelerini deşarj ettiğinden bağışıklık sisteminin dengesi bozuluyor. Bir anda akciğerde savaş olunca da savunma hücreleri imdadına yetişemediğinden akciğer hızlı bir şekilde ağırlaşıyor ve hastalık, zatürrenin en ağırına doğru kayıyor.

Düşman sinsi ve güçlü

İşte böyle bir savaşın içindeyiz. Düşman sinsi ve güçlü. Sanki dört yanımızı sarmış da mikropların içinde yürüyormuşuz gibi bir hisse bürünüyoruz. Haliyle stres, gerilim had safhada oluyor. Komple bir tulumun içine giriyoruz. Maskeler, boneler,  eldivenler; gerekirse gözlükler ve siperler takıyoruz. Terlesek de bu şekildeyiz gün boyunca. En üst seviyede korunmaya çalışıyoruz. Fakat “bulaştı mı acaba” diye de düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Ama yine de her şeye rağmen, hastalarımızı iyileştirmek için elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz, gayret gösteriyoruz.

Bizim kadar biraz da halkımızın gayret göstermesi lazım. Özellikle de yaşlılar ve risk grubunda olanlar. Bu virüsün genetiği çok farklı. Gerçekten yaşlı ve riskli insanları kötüye götürüyor. Bu tipteki hastaların çoğunu yoğun bakıma alma ihtiyacı oluyor.

Gözlemlediğimiz kadarıyla virüs, enfekte olanların %30’unda hafif grip gibi belli belirsiz, %30’unda ağır grip veya hafif bronşit gibi seyrediyor. Bunların %20’sine yakınını hastaneye yatırıyoruz; %10’u ağırlaşıyor, yoğun bakım servisine alıyoruz. %10’ununda hemen hemen %2-%3’lük kısmını kaybediyoruz.

Paha biçilemez mutluluklar

Bu süreç bizim olduğu kadar hastalar için de zor bir süreç. Virüs aşırı bulaşıcı olduğu için izole ettiğimiz ve yoğun bakıma kaldırdığımız hastalara ziyaretler kesinlikle yasak. Aile ile irtibat kesiliyor. Gün içinde birkaç defa doktordan, hemşireden başka kimse uğramıyor yanına. Tek duyduğu ses, cihazlardan çıkan sesler. Kalkamıyor, hareket edemiyor. Gözleri tavanda yalnızlığıyla baş başa kalıyor. İşte o an, onun için zaman duruyor, başka bir hayat başlıyor. Düşünün, o anda nefes açlığı duyuyor ki bu karın açlığına benzemez. Nefesini hızlı aldığından nefesi yetmiyor, karbondioksit de düştüğünden yalancı sarhoşluk dediğimiz duruma düşüyor. Oksijen de beyne gitmediği için beyinsel ajitasyon oluşuyor. Bunların yanında hastalığın verdiği acı, ilaçların yan etkisi… Kendini yatağa değil de ölümün kucağına atmış gibi hissediyor. Dolayısıyla hasta, bağırma, çırpınma gibi reaksiyonlar gösteriyor.

Bu süreci atlatıp taburcu ettiğimiz hastalarımızdaki mutluluk paha biçilemez. Hastane kapısından dışarıya ilk adımı attıklarında sanki dünyaya yeni gelmiş gibi seviniyorlar. Biz de seviniyoruz onları öyle görünce. Dokunduğumuz bir canın hayatta kalması, belki de bir doktor için en güzel, en paha biçilemez şey olsa gerek.

Doktordan Tavsiyeler

  • Akciğerinizi koruyun, hırpalamayın.
  • Kesinlikle sigara içmeyin. Bu süreçte gördük ki virüs, sigara içenlerin ciğerlerinde ilerleyerek ciddi tahribat yapıyor.
  • Aşırı kilo da iyi değil. Kilolu insanların ciğerlerinde de ciddi tahribat olduğunu gördük.
  • Temizlik ve taharete azami dikkat etmek gerekiyor.
  • Bağışıklığı güçlendirecek besinler tüketilmeli.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı