ŞARKÖY; ÜZÜM SUYU, ŞÖHRETİNİN PEŞİNDE

0

Şarköy yakınlarında 700 yıl önce bir gemi batar. İçinde zeytinyağı, vesair müskirat taşıyan binlerce amfora vardır. Şimdilerin çift kulplu çömlek dedikleri amforalar, Şarköy’ün fay hatlarında bulunan kırmızı kilin fırınlanması ile yapılmıştır. Geminin yükü daha eski yerleşim yeri Gaziköy ve Hoşköy’ün bereketli topraklarında yetişen bağların ve zeytinin hasadından elde edilmiştir. Zeytinyağı, üzüm suyu ve şırası Mora ve İtalya’ya deniz yoluyla nakledilirmiş. O zamanların gemileri kıyı şeridini takip ederek giderlermiş. Ancak bu gemi Şarköy açıklarında bulunan fırtınaya dayanamayarak batar. Batan gemi, denizin dibine 2000 metrekare genişliğinde bir alana amforalarını bırakmıştır.

Şarköy’ün hemen karşısında Marmara Adası yakınlarında bulunan gemi batığı “Çamaltı Burnu-I Batığı” diye isimlendirilir. Batığın en önemli özelliği tarihte amforalarla yapılan taşımacılığın son örneği olmasıdır. Türkiye’nin ilk sualtı kazı çalışması olan batıkta, üzeri seramik kaplı tabaklar ve amforalar kazılarla gün yüzüne çıkarılır.

Batan geminin ardından

Bugün, amfora dediğimizde Şarköy’de pek de duyana rastlamıyoruz. Zamanla kilden yapılan amforalar yerini tahtaya bırakmıştır. Ancak bölgede zeytin ve üzüm değerini hâlâ muhafaza ediyor. Kıyıya gelip Marmara Adasına doğru baktığımızda dalgalı deniz de batan gemiyi görmek mümkün değil. Şarköy için geçmişten günümüze altın değerinde olan üzüm ve zeytin bahçeleri arasında, 64 km’lik Türkiye’nin en uzun sahilinde, batan geminin ardından bilgilerin peşine düşüyoruz.

Bir Cuma Sabahı İstanbul’dan saat 06:00’da Tekirdağ yoluna koyuluyoruz. Üç saatlik mesafe yaklaşık 250 kilometre. Tekirdağ’dan sonra sahil yolundan değil de Malkara yolundan gidiyoruz,

38. kilometresinden Şarköy yoluna sapıyoruz. Ancak sahil yolu engebeli coğrafyasıyla göz korkutsa da denize nazır manzarası insanın nefesini açıyor.

Şarköy, Osmanlı Devlet teşkilatının kurucusu Orhan Bey’in büyük oğlu Süleyman Paşa tarafından 1354 yılında fethedilmiş. İskân faaliyetleri esnasında Anadolu’dan özellikle Karaman Civarından Sarı Keçili Yörükleri buralara, Selanik hattına doğru yerleştirmiş. Süleyman Paşa zamanında Şehirköy diye söylenirken, iskân için gelen Yörükler tarafından Şarköy diye isimleştirilmiştir.

Çınardan minare

Kebir Cami, Şarköy’ün en köklü eserlerinden. Caminin yapılış tarihi 1357 yılı olarak kaydedilmiş. Süleyman Paşa’nın Tekirdağ’ı aldıktan sonra ilk iş olarak muhtemelen bu camiyi yaptırmıştı. Tavan süslemeleri dikkate değer bir tarzdaymış. Kubbesiz ve minaresiz bir şekilde inşa edilmiş. Mahalleye isim olan Camii Kebir’de oturanların söylediklerine göre, aslında caminin minaresi çınardanmış. Son zamanlarına kadar içi kovuk olan bu çınar ağacına müezzin çıkar, ezanı okurmuş. Çınarlardan birkaçı hala ayakta duruyor. Cami, sonrasında büyük bir yangınla hasar görmüş. Tamir edilen caminin, minaresini de hayırsever bir vatandaş yaptırmış. Onun yanından bir de tarihi mezarlık, “Kimler gelmiş, kimler geçmiş.” deyip 1350’lili yıllara götürüyor. Mahalle, caminin etrafında gelişerek, aynı zamanda Osmanlılarda ilk yerleşim yerlerden biri olarak kuruluyor.

Yıllara meydan okuyan dibek taşı ise camiye yakın yerde duruyor. 15-20 dakika önce dövülen buğday, kokusunu dibeğe bırakmış. İnsanlar toplanıp kışa hazırlık için buğdaylarını dibekte, ağaçtan tokmakla dövüyorlar. Hemen yanında bir çeşme var.

Şarköy’den Hoşköy’e hareket ettiğimizde dalyanlara rastlıyoruz. Balık avlama metodu olarak eskiden en çok bu kullanılırmış. Bu çevrede kefal, çinekop, levrek, mezgit, palamut, istravrit gibi balıklar bulunurmuş. Ağlar serilir dalgalar gelir ve ağlar hızla çekilirmiş. Tabi bu avlanma en çok, boğazdan balıklar geçtiği zaman isabetli olurmuş. Denizden biraz yükseklere doğru çıkarken üzümün yolculuğu gemiler ve balıklar kadar ilginç.

Bir bağbozumu hikâyesi

Şarköy’de bağbozumu ya da üzüm hasadı, 20 Ağustos ile 20 Ekim arasında yapılıyor. 30.000 dekarlık bir alanda yaklaşık 30.000 ton olarak gerçekleşen üzüm hasadına, Kirazlı Köy’de bağbozumuna şahit oluyoruz. Meydanda ürünü satış heyecanı var. Şıra kokuları, traktör ve en önemlisi pırpır da denilen bağ motorları ve üzüm kasaları dikkat çekiyor.

Kirazlı köy sakinleri “Zeytinin hasadına daha var, kiraz ise çoktan geçti.” diyorlar. Üzüm çeşitlerinin çoğu Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü tarafından geliştirilmiş. Trakya İlkeren, Yapıncak, Hafızali, Çavuş, Narince, Merlot, Tekirdağ Çekirdeksizi belli başlı çeşitlerden. Uzmanlar çeşit seçiminde şunları tavsiye ediyorlarmış. “Yetiştiricilik yapılacak yerin ekolojik özellikleri (iklim,
yer ve yöney, toprak) ve ekonomik faktörler göz önünde bulundurularak yörenin şartlarına adapte olmuş ve üretim amacına uyan çeşitler.” Bu kadar çeşit olmasına rağmen, muzdarip oldukları ve insanı da hayrete düşüren şey sulama suyunun olmaması. Kirazlar, bağlar, zeytinler Allah ne verdiyse öyle yetişiyor. Hemen fıkıh devreye giriyor. Yağmur suyu ile sulanan mahsulün öşürü 10’nda birdir, yani 10 kasa üzümden 1 kasası öşürdür, cümlesini eklemeyi de ihmal etmiyorlar

Pazara çıkış yolu

Üzümün bağbozumundan pazara çıkış yolculuğu da hayli ilginç. Genç Muhtar işin başında “Pekmez zamanı değil, şimdilik sirkelik ve sofralık kesim var.” diyor. Bir yıl üzümün üzerine emek sarf ediyorlar. Alım yapılıyor. Herkes pırpırlarla kasaları kamyona yaklaştırıyor. Hamalcı üzüm kasalarını yüklenmesine, meyve haline götürülmesine bakıyor. Kaç kilo gelirse yazılıyor. Piyasada fiyatlar 1.20 ile 1.40 lira arası. Kamyonlara yüklenip Bayrampaşa meyve haline gidiyorlar. Oradan marketlere dağıtılıyor. Sirkelik üzümler 50-60 kuruş arası değişiyor.

” Sabah erken saatte; 6 civarında çoluk çocuk bağlara giriyor. Erken saatte olmalı ki üzüm sert olsun, 10’dan sonra kesim duruyor. Çünkü sıcağın tesiri ile üzümler cıvıyor, kendini salıyor. Canlı görüntüsünü kaybediyor. Mahsülün yıllardır aynı fiyatta olmasından dertliler. “Bohçalı Çavuş Üzümü benim gözümde 5 tl, bir yıl emek sarf ediyorsun.” diyor hem üretici hem de köyün nakliyecisi Hasan Efendi.

Nakliyeciler dertli

Nakliyeciler İstanbul’dan geldiğimizi duyunca başlarından geçenleri sokak sokak anlatıyorlar. Gündüz 16:00’dan akşam 22’ye kadar İstanbul trafiğine geçiş yasağı, nakliyat yapanları zor durumda bırakıyormuş. Beklemek zor. Zira üzümü kısa zamanda pazara ulaştırmak lazım geliyor. “Trafik korunuyor ama üzüm cıvıyor, rengi soluyor. Bu saatlerde giriş olursa 72 lira ceza kesiyorlar. Cezaya razıyım, ama ehliyetten 20 puan düşüyorlar birkaç ceza sonra ehliyetimizi kaybediyoruz. Sabah 10 da üzüm kesiliyor, köylü götürün, polisler gelmeyin, diyor. Arada kalıyoruz.”

Kooperatifleşmek, ardından sulama şebekesi kurmak istiyorlar. Tekirdağ’da ismi ile müsemma Kirazlı’dan tekrar Şarköy merkeze doğru yola çıkıyoruz.

Şarköy üzüm suyu ile tanınmak istiyor

Şarköy Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Ramazan Bey ile iskeleye yakın yerde yapılan Kermes’te uzun bir sohbete başladık. Sahilden meydana doğru geçerken deniz poyrazın etkisiyle köpürmüştü. Denizin dalgalı sesleri arasında yöreyi tanıtmak için yaptıklarını soruyoruz.

Şarköy üzüm hususunda tanıtmak için fuarlara katılmışlar. Ne meşhur buralarda, dediğimizde “Herkesin hayatına göre Şarköy’ün meşhur olduğu şey değişiyor. Kimisi şarap der, kimisi zeytin kimisi sahili der. Bu kişinin hayat anlayışına göre değişir.” Turizm işletmelerinin olmamasının en mühim sebeplerinden birisi “ikinci ev” dedikleri yazlıklar gösteriliyor. Yatırımcılarda müşteri hususunda cazip hale getirmenin zorluğundan bahsediyorlar.

60 ülke 3400 firmanın katıldığı, Emıtt fuarlarından 2011 yılında en iyi tanıtım ödülünü almışlar. Son 3 yıldır ödülle dönmüşler Şarköy’e. Zeytinin sabunu ve yağı, üzümün sirkesi pekmezi ve suyu fuarda çok rağbet görüyormuş. Fuarda üzüm suyu ikramı da bu tanıtımda etkili rol oynamış.

İkram edilen üzüm suyu sıcak havada ferahlatmaya yetmişti. Zeytinin kolonyasını koklamak da orada nasipmiş. Şeftalinin, kirazın, kayısının, portakalın suyu oluyor da üzümün suyu niye olmasın diye yola
çıkmışlar. Tekirdağ Bağcılık Araştırmadan yapılan açıklamada “Bir çocuk için anne sütünden sonra kımız ve üzüm suyu geliyor.” sonucuna ulaşıldığını da Şarköy Turizm ve Tanıtım Derneğinden Ramazan Bey’den öğreniyoruz. Bölgedeki üzümlerin ıslahı Bağcılık Enstitüsü tarafından yapılıyor. İlçenin kaderini değiştireceği düşünülen üzüm şırası, Şarköy’e bağlı Mursalla köyünde üretilmeye başlanmış. İlk hedeflerinde 50 ton üzüm suyu var.

Gelecek sene fuara yine katılacaklarını söylerken akşamüzeri Şarköy’den İstanbul’un yolunu tutuyoruz. Batan gemideki amforalarda kalıyor aklımız. Üzüm ve zeytin taşıyan amforalar Marmara Denizi’nin altında derin bir uykuda. 13. yüzyıldan günümüze Şarköy için ne değişti, ne değişecek denilirse; insanoğlu kendisine bahşolunan nimetin değerini bildiği ve meşru şekilde istifade ettiği müddetçe bu yerlerde üzüm ve zeytinin bereketi devam edecek. Gemiler batmayacak, amforalar tarihe gömülüp gitmeyecek. Bir üzümün damağınıza vuran tadı yıllar geçse de size Şarköy’ü hatırlatacak.

(Toplam 620 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.