ŞAHSİYET EĞİTİMİNE BİR MİSAL: DELİ HÜSEYİN AĞA

0

Tarih, cennet-mekan Sultan Abdülhamid Han’ın tahtta bulunduğu zamanlar.Mustafa oğul, senin rahmetli dedenin, İstanbul’da han işletirken rahvan bir atı varmış. Atıyla hafta sonu Sarayburnu’na kahve içmeye gidermiş. Bu esnada sultanın şehzadeleri dedenin atını görüp, pek beğenmiş. Sultana: “Bize bu atı alır mısınız?” diye rica etmişler.
Sultan, Hüseyin Ağayı çağırtıp, “Şehzadeler atınızı beğenmişler, mecbur değilsiniz, fakat satmak niyetiniz var ise talibiz, fiyatı siz belirleyiniz.” buyurmuş. Deden Hüseyin Ağa ise “Şehzadelerimiz beğenmiş, para ile vermek olmaz, ancak hediye etmek isterim sultanım.”der. Padişahımız “Bunu kabul edemem, ancak bedelini ödeyerek alırız.” buyurur. Ve nihayet Hüseyin Ağa:

“O vakit bedelini siz tayin buyurun, ben bir şey isteyemem, söyleyemem.” der. Sultan Abdülhamid Han tam on at bedeli ve memnuniyetleriyle beraber atı alır ve dedeni uğurlar.

Mustafa, dedesinin bu asil davranışı sebebiyle ona her zaman rahmet okur. Hacı Mustafa “Amca, başka hatıra yok mu dedemle ilgili?” diye sohbeti devam ettirir.

“Var elbette. Hadi bir çay daha söyle bakalım.” dedi ve anlatmaya devam etti.

Denize düşen altın

Günde bir defa Mudanya’dan İstanbul’a vapur vardı. Hüseyin Ağa vapura binerken köstekli saatini çıkarıp, saate bakayım derken bir altın sarı lirası denize düşer. O gün Mudanya’da kalıp bir dalgıç bulur. Ertesi sabah dalgıç epey bir aramadan sonra sarı lirayı denizden çıkarır. Karşılığında bir sarı lira alan dalgıca, denizden çıkardığı sarı lirayı da bahşiş olarak verir. Derler ki, ‘Ağam bir sarı lira kaybettin iki sarı lira harcadın bu nasıl iştir?’

“Benim defterimde kâr zarar hesabı vardır; fakat israf yoktur. Üstelik her vapura binerken, burada altınım kayboldu diyerek kalbimi meşgul edecekti.” der.

Cihan Harbi ilan edilince Hüseyin Ağa da savaşa katılmış. İstanbul’daki hanı katibe teslim etmiş. Dört yıl sonra döndüğünde han elden gitmiş.

Köye gelmiş; köyde tarım ve ziraat hilkatine uygun olmadığından ticarete devam etmiş. Ulu Camii’nin üst tarafı Tahtakale, Ulu Camii, Yeşil Türbe, Emir Sultan önünde karpuz sergileri kurmuş ve her gün takriben dört öküz arabası dolusu karpuz satarmış. Bir iki dönüm yeri olup karpuzu olan bazı fakir kimseler dedene: ‘Hüseyin Ağa bizim karpuzları da alsan’ deyince, deden onlardan almış gibi parasını verir, ‘Siz bu karpuzları yersiniz, komşularınıza dağıtırsınız.’ dermiş.

“Müslüman sözünde durmuyor” dedirtmem

En çok tüccarlığı ve cömertliği ile dikkat çekermiş Hüseyin Ağa. Meşhur Dikencik Çiftliği’nin cevizlerini almış bir sene. Cevizleri kurutup kilosunu iki buçuk kuruştan, bir Yahudi’ye söz vermiş. O sene de ceviz olmamış pek. Kahveye ceviz tüccarları gelmiş. Hüseyin Ağa’da ceviz olduğunu
haber almışlar. “Bize satar mısın?” demişler. Deden, Yahudi ye söz verdim, demiş.

“Biz on beş kuruş verelim kilosuna, bize sat?” deseler de ‘Olmaz, söz verdim.’demiş.

“Pey aldın mı?”

“Almadım.”

“Sat işte bize Hüseyin Ağa, bak kârın büyük olacak.”

“Ben verdiğim sözden dönmem. Bir Yahudi’ye ‘Bir Müslüman sözünden döndü.’ dedirtmem!

Adamlar dedene, bu teklifi kabul etmediğinden ‘deli bu adam’ demişler. Bu sebepten nâmı Deli Hüseyin’e çıkmış.

Cevizleri sattığı Yahudi bir gece vakti on iki çift öküzle, cevizleri almak için dedenin kapısını çalmış. Ağa, gecenin bu saatinde bu kadar cevizi (kırk ton kadar) nasıl kime sardırayım, dese de Yahudi ısrar ediyor.

“Bulursun, ben de getirdim birkaç kişi.” Canı sıkılıyor tabii dedenin:

“Ben cevizleri sana iki buçuk kuruştan sattım, on beş kuruş olduğundan haberim var, istediler ama satmadım, cevizler senindir.” Ve cevizler gece sarılıyor.

Ertesi sene aynı çiftlik sahibi dedeni çağırıp, cevizlerin hepsini yüz liradan almasını teklif ediyor. Deden, Arabayatağı’nda bu kadar parayı vermenin zor olduğunu söylüyor. Aklına geçen sene cevizleri sattığı Yahudi geliyor. Ona gidip durumu anlatıyor, Yahudi kasasını açıp: “Sen dürüst bir Müslümansın, geçen yıl sözünde durdun. Altın mı istersin para mı?” Parayı alıyor ve cevizleri kurutunca o günkü değerinden aynı adama satmayı teklif ediyor. O vakte kadar ceviz iyice kıymetleniyor ve kilosunu kırk kuruştan Yahudi’ye satıyor. Kahveye gelince, ‘Hüseyin ağa, yine kâr ettin, zenginledin.” diyorlar. Deden “Allah sözünde duranı zayi etmez.” diyor.

Aşırı derecede cömert olan Hüseyin Ağa deli lakabıyla beraber vefat edene kadar karpuz sergileri devam ettiği için mezar taşında “İbrahim oğlu bostancı Hüseyin” yazıyor. Hazreti Allah (Celle Celalühü) cümle ecdadımıza rahmet eylesin…

(Toplam 270 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.