Din ve Hayat

“Şemail-i Şerif”

Rasulüllah Efendimiz (s.a.v) daha doğmadan dünyaya yayılmış olan kötülükler vardı. O ne kavminin ne de diğer milletlerin çirkin âdetlerine bulaşmamış, az sayıdaki Hazreti İbrahim Aleyhisselam’ın inancına mensuplarla beraber olmuştu. Rasulüllah Efendimiz hiçbir beşerin önünde diz çöküp ondan bir şey öğrenmiş değildi. Onun bütün güzelliklerini Allah yarattığı gibi Ona her şeyi yine Allahü Teâlâ öğretmişti.

Âlemlerin rabbi olan Hazreti Allah, âlemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili habibini öyle güzel yaratmıştı ki, kâinatta yarattığı hiçbir varlığı o derece güzel ve şerefli yaratmamıştı. Hâlid bin Velid (r.a.)’ın dediği gibi, Rasulüllah Efendimiz’in güzelliğini anlatmaya bizim gücümüz yetmez. Fakat Sahabe-i Kiram’ın rivayetleriyle Şemal-i Şerif’ten bahsedebiliriz.

Rasulüllah Efendimiz’in (s.a.v) yüzü yuvarlakçaydı. Aydan daha parlaktı ve alnı genişti. Burun kemiğinin ortasındaki kavis, ona diğer insanlarda olmayan ayrı bir güzellik katıyordu. Gülümsediği zaman görünen dişleri inci ve dolu tanelerinin nura bürünmüş şekline benziyordu. Kendiliğinden ikiye ayrılan saçları, ne kıvırcıktı, ne de düzdü. Müşrikler saçlarını uzatırsa, o saçlarını kısaltırdı. Müşrikler saçlarını kısaltırsa, o saçlarını uzatırdı. Sakalı sıktı. Kaşları ve kirpikleri uzundu. Kaşlarının uçları ince ve araları çok yakındı, fakat bitişik değildi. Göz bebekleri genişti ve siyahtı.

Çok güzel bir kokusu vardı. Mübarek elleri hangi eşyaya değse, o eşya uzun müddet onun kokusuyla güzel kokmaya devam ederdi. Mübarek elleri yumuşak ve genişti. Parmakları uzundu. Avuç içi genişti. Omuzları, sırtı ve göğsü genişti ama göğüs kasları sarkık değildi. İki kürek kemiğinin arasında, sağ kürek kemiğine yakın bir noktada üzerine “Muhammedü’n-Rasulüllah” yazan nübüvvet mührü vardı. Bedeni ne şişmandı, ne de zayıftı. Teninin rengi siyah değildi. Kırmızı gül rengine yakın bir beyazlığa sahipti. Boyu çok uzun değildi. Fakat Arap yarımadasındaki en uzun boylular onun yanında kısa görünürdü. Çünkü hiçbir kimse ondan üstün bir özelliğe sahip değildi. Yürüdüğü zaman sallanarak yürümezdi. Ağır, küçük ve sağlam adımlarla yürürdü. Hiçbir zaman esnemezdi.

Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v) insan olmanın ne olduğunu yaşayarak insanlara göstermiştir. Bize düşen görev daima onu örnek alıp Onun yaşadığı gibi yaşayabilmek, Onun yaşayışını bütün insanlara anlatmak ve öğretmektir. Çünkü bizler Ona benzediğimiz nispette eşref-i mahlûk oluruz. Bu da onun bize bıraktığı iki emanete sarılmakla olur. Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu