Hikaye ve Günlükler

Sınırsız Özgürlük

Ağabeyim bugün okuldan geldiğinde morali bozuktu. Oflayıp pufluyordu.

“Bıktım her gün aynı kurallara uymaktan. Kravat tak, gömlek giy, sıra ol, sen öne, sen arkaya!… of beee of!” diyerek çantasını fırlattı.

Babam, “Oğlum ne oldu? Ne bu halin?” diye ağabeyime sordu.

Ağabeyim, “Kurallar, kurallar… 21 inci yüzyılda yaşıyoruz. Özgürlüklerimiz prangalara vurulmuş. Onu yapma, bunu yapma! Şunu giy, bunu giyme! Şöyle dur, böyle durma! Enerjimizin
büyük çoğunluğunu kurallara uymak için harcıyoruz. Ne vardı şu dünyada hiç kural, kanun olmasaydı da sınırsız özgürlük olsaydı.” dedi.

Babam gülümsedi. “Gel bakalım benim çizgileri sorgulayan oğlum. Sana bu hayatın çizgileri hakkında bir hikâye anlatayım.” dedi.

Babamın hikâyelerini hep sevmişimdir. Ağabeyim ve ben hemen yanına oturduk. Babam başladı anlatmaya;

“Günün birinde, ülkenin birisinde gençler arasında bir fikir akımı dolaşmaya başlamış, “Sınırsız Özgürlük”. Bu akım ülkenin tamamında gençler tarafından kabul görmüş. İçlerinden bazıları bu akımı destekleyen kitaplar, dergiler, bildiriler yayınlamışlar. Yapılan bu propaganda ses getirmiş. “Sınırsız Özgürlük” akımını destekleyen ve bu akıma inanan gençlerin sayısı her geçen gün daha da artmaya başlamış.

Önceleri masum bir şekilde başlayan bu fikir akımı, daha sonra ülkenin kamu düzenine bir başkaldırı halini almaya başlamış. Bu fikir akımı, ülkenin düşmanı olan diğer ülkelere de cazip
görünüp, maddi destek almaya başlamış. Ne de olsa ülkelerindeki kargaşa durumundan haz alan düşman ülkeler de varmış. Devlet yetkilileri kartopu gibi giderek büyüyen bu soruna bir çözüm bulmak istemişler. Gençlerin önderleri ve bilim adamları ile bir toplantı tertip etmişler.

Gençler, “Kuralların olmadığı bir dünya istiyoruz. Her yeni doğan bebek, dünyaya özgür olarak gelir ve özgür olarak yaşamalıdır. Bizler özgür olmak istiyoruz. Kanun, tüzük gibi gereksiz şeylerin hayatımızı zorlaştırmasını, özgürlüklerimizi kısıtlamasını istemiyoruz. Polis olmamalı, mahkemeler olmamalı… İsteyen istediği gibi yaşamalı…” demişler.

Devlet temsilcileri, “Gençler! Bu söyledikleriniz kabul edilemez. Sizin istekleriniz özgürlük değil, kaos getirir.” demişler ama dinletememişler.

Gençleri bir türlü ikna edememişler. Bunun üzerine devlet büyükleri ve bilim adamları gençlere bir öneri sunmuşlar, “Ülkemizin güneyinde hiç kimsenin olmadığı, bakir, mümbit bir ada var. İçinizden kimler istiyorsa onları o adaya gemi ile götürelim. Orada sınırsız özgürlüğü bir sene boyunca yaşayın, tecrübe edin. Daha sonra biz sizi gelip alalım. Bu deneyiminiz
sonucunda, tekrar talebinizi değerlendirelim.” demişler.

Bu öneri gençler tarafından kabul görmüş, içlerinden yaklaşık 100 genç, gönüllü olmuş. Aileleri ile vedalaşmışlar ve adını “Özgürlük Adası” koydukları adaya gitmek için gemiye binmişler. Kendilerine lazım olabilecek her türlü alet ve edevatı da yanlarına almışlar. Gemide karar almışlar, “Adaya adım atar atma sınırsız özgürlük geçerli olacak, kanun olmayacak, kural olamayacak, lider olmayacak, yasak olmayacak, “SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK” olacak.” diye.

Dedikleri gibi de yapmışlar. Adaya iner inmez, özgürlüğün tadını çıkarmaya başlamışlar. “Artık kural yok, kanun yok. Sadece sınırsız özgürlük var.” demişler.  Gemiden eşyalarını taşıyan gençler, adanın güzel yerlerini kendileri için seçmek istemişler. İlk gelen en güzel yeri kapıyormuş. Gençlerden bir tanesi uyanıklık yapmış, daha önce bir başkası tarafından kapılan yere kendisi yerleşmek istemiş.

Diğer genç, “Dur bakalım. Orası benim.” demiş, Gencin yerine yerleşen uyanık genç, “Neden burası senin oluyor?”

Diğer genç, “Önce ben geldim de ondan.” demiş.

Uyanık genç, “Hani burada kural olmayacaktı? Sen öncelik kuralı koyuyorsun. Bu yaptığın bir kurala dayalı olduğu için kabul edilemez.” demiş.

Diğerleri de düşünmüşler ve uyanık gence hak vermişler. Uyanık genç diğer gencin yerini zapt etmiş. Bunun üzerine kendisine yapılan haksızlığa tahammül edemeyen diğer genç, uyanık
gence saldırmış, kimse ayırmıyormuş. Uzun bir kavgadan sonra gençlerden biri ölmüş.

Bir anda gençler arasında şaşkınlık ve korku olmuş. Öldüren genci cezalandırmak istemişler. Ancak katil olan genç, “Unutmayın burada kural yok! Kanun yok!” demiş. İstemeseler de diğer gençler bunu kabul etmek zorunda kalmışlar.

Bir kısmı kendileri için konaklayacak ev yapmak istemişler. Saatlerce çalışıp ormandan ağaç kesmişler. Ağaçları bir güzel yontmuşlar. Akşam yorgun bir şekilde uyuya kalmışlar. Sabah kalktıklarında bir de ne görsünler, bütün gün çalışıp, hazırladıkları ağaçları diğer gençler çalmışlar. İtiraz edince de “Burada kanun yok! Kural yok!” demişler. Bunun üzerine yine kavgalar çıkmış.

Güçlüler güçsüzleri ya öldürmüş ya da kendisine köle yapmış. Ada güçlülerin, acımasızların eline geçmiş. Mazlumlar, zayıflar mağdur olmuşlar. Çareyi adanın çeşitli yerlerine kaçmakta
bulmuşlar. Her bir genç, diğer bir genç ile karşılaşmadan yaşamaya çalışıyormuş. Uygarlık düzeyleri düşmeye başlamış. Konuşmayı bile unutmaya başlamışlar. Sosyal paylaşım yok olmuş. Yavaş yavaş sayıları azalıyormuş. Kimileri güçlüler tarafından öldürülüyor, kimileri ise adanın zor şartları yüzünden ölüyormuş. Fiziksel olarak güçlü olanlar güçsüzleri öldürmüşler. Bir süre sonra kendi aralarında da kavgalar devam etmiş. Ve geriye sadece bir genç kalmış. Bir yıl süre dolmuş. Gençlerin özgürlük macerasının sonucunu görmek için gemilerle devlet adamları, bilim adamları, diğer sınırsız özgürlük savunucu gençler, anneler babalar, halk ve gazeteciler gelmiş.

Koskoca adayı viraneye dönmüş bir şekilde bulmuşlar. Hayatta kalan gence burada ne olduğunu sormuşlar. Genç başından geçen hadiseleri anlatmış. Bunun üzerine bir yetkili:

– Siz Sihirli bir kelimeyi sonu ne olur diye sorgulamadan hayatınıza tatbik etmek istediniz. Bir anda uygarlıktan, yüzyıllarca geriye döndünüz. Oysaki şuana kadar konulan kurallar ve
kanunlar birçok deneyim sonucunda, insanlığın toplu olarak sosyal bir şekilde yaşaması için bulunmuştu. Özgürlük birinin diğerinin özgürlük alanını işgal etmeden yaşaması olmalıydı. Siz bunu anlayabilmek için maalesef çok fazla bedel ödediniz.” demiş.

Genç gelen gemi ile ülkesine dönerken, içinden ‘Kuralları olmayan bir hayattan, kuralları olan ülkeme “sınırsız özgürlük hayalimin” bedelini ödemeye gidiyorum.’ diye düşünüyormuş.”

Babam ağabeyim ile bana dönerek, “Evet çocuklar! Bu hikâyeden de anlayacağımız gibi ışıltılı ancak içi boş kelimelere kanmak toplumlarda büyük zararlara sebep olmuştur. Toplumdaki
bazı kuralları beğenmeyebilirsiniz. Bu çok normal! Bunu düzeltmenin yolunu her zaman demokratik platformda, hak arayışı ile başkalarının özgürlüklerine saldırmadan yapabilirsiniz. Mesela sen Mustafa, okulda beğenmediğin kuralların değişmesi için okul idaresine gerekçeleri ve çözüm önerilerini bir dilekçe yazabilirsin.” dedi.

Ağabeyim, “Babacığım, anlattığın hikâye beni çok etkiledi. Ben hayatın sınırları hakkında bir kez daha düşünmek istiyorum. Kuralsız bir dünyada sadece bizim gibi iyiler olmayacak herhalde” diyerek odasına gitti.

En Yeniler

3 Yorum

  1. Sınırsız özgürlük söylemiyle yanıp tutuşanlar bunu bir okumalı… hayvanlar arasında bile bir düzen, belli kaideler var. İnsanın yaşadığı eğer bir toplumsa elbette kurallar olmalı… kurallar bireylerin özgürlüğünü ve haklarını temin etmek için var olmalı.

    İnsan ve Hayat Dergisi daha çok okunmalı ve daha

  2. Gençlerimiz ve çocuklarımız için çok yararlı bir yazı olmuş. Ben bile 24 yaşında olmama rağmen olaylara hiç bu açıdan bakmamıştım. Örnekleriniz ikna edici ve insanı düşünmeye sevkedici. İlerde çocuklarıma bu yazılnızı okutmak isterim.iyi çalışmalar

  3. Fevkalade bir yazı.Kaleminize ve ağzınıza sağlık bir eğitimci olarak bu tür yazıları çocuklarımızı ikna etmede kullanabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu