SOKAK TERBİYESİ3 dakika okunma süresi

0

Gözüme ilk bakışta çarpan ve geçmişle kıyas yapma imkânı veren ilk madde: Anne-babaların çocuklarını onlara “kıyamayacak” kadar sevmeleri! İcap ettiğinde herhangi bir biçimde onlara bir parça haşin, buyurgan ve azarlayan bir eda takınmaktan kaçınmak, onların hayrına değil; aslında zararına..

Sokağa çıkan insanın evdeki insandan daha başka bir ruh ve bedene büründüğü fikri gelir bazen akla. Çünkü, sokakta tuhaf, hoyrat, paspal, ağzı bozuk ve daha pek çok nâ-hoş hallerle karşımıza çıkan insanların evde asla böyle olduklarını, hatta olabileceklerini düşünemem.

Muhakkak her biri evde asgari bir “terbiye”den geçiyordur, diye düşünürüm. O halde sokağın esrarengiz havası, yoğun ve karanlık atmosferi olmalı, insanları sokakta tanınmaz hallere sokan! Dolayısıyla evde hiç olmazsa bir parça törpülenen (ya da öyle görünen) nahoş yanların sokakta yeniden yüz göstermesi, “evdeki insan” ile “sokaktaki insan” ın başka olduğunu işaret ediyor.

Bu ikiliği deşmeden önce genel manada terbiye kavramını ele alalım. Refi Cevad’ın (17 Ekim 1958) Milliyet gazetesinde çıkan yazısındaki tarife göre kısaca terbiye, “yanındakileri rahatsız etmemek”tir. Yani terbiye, nerede olunursa olunsun “eliyle ya da diliyle” başkasına ıstırap vermemek demektir. Nitekim bu anlamda Efendimiz (s.a.v.) “mü’min”i tarif ederken de aynı vurguyu yapmıştır: “Mü’min, elinden ve dilinden başkasına zarar gelmeyendir”. Peki, terbiye buysa, bunun eğitimi nerde başlar? Elbette insanın bir çekirdek gibi filizlenip boy verdiği “ev”de!

Bugün özellikle orta ve üzeri yaş grubundakilerin “cık cık” çekip yaka silktikleri çocuk ve gençler onların eseri; onların ve emsallerinin. ilginç olanı, bu küçük yaş grubundan şikâyetlerin bugün olduğu gibi dün de var olduğu. Fakat bir vesileyle görüp okuduğumuz ya da dinlediğimiz o şikâyetlerle bugünküler arasındaki fark, gençlerin umumi anlamda terbiyeye aykırı fiillerinde bugünün aleyhine olmak üzere artan şiddet ve çokluk. Yani, dünkü gençlerin yüzünü yıkayamayız belki, fakat bugünkü gençlerin özellikle büyük ve kozmopolit şehirlerde gemi azıya aldıkları maalesef bir vakıa.

Cinsiyet ayrımı yapmaksızın söyleyebilirim; pek çokları toplu taşıma araçlarında muhatapları sanki yalnız arkadaş ya da arkadaşları değil de bütün etraftakilermiş gibi adeta bağıra çığıra konuşuyor, söylemek bir kenara, işittiğimizde yüzümüzü kızartan sözleri sıradan lafızlarmış gibi bir çırpıda söyleyiveriyor. Özellikle topluluk içinde ne oturur ne de kalkarken herhangi bir görgü kuralı tanıyor, büyüklerine karşı hitaplarında hemen hiçbir yerli kültür ve nezaket cümlesi seçemiyor; kısacası hemen hepsi düz, sıradan, hoyrat ve kırıcı bir adama dönüşüyor gün geçtikçe…

Evet, çarenin ev olduğunu söyledim; ama nasıl ev, nasıl ebeveyn? Hiçbir aile, hele çocukların giderek naif ve narinleştikleri bu devirde, çocuğu için bir despot tavrı takınamaz. Beklenti de bu değil zaten; fakat onları terbiyenin ana hatlarından sapmasınlar diye gerektiğinde daha sert uyarabilir ve onu eğitmek konusunda evde daha fazla kuralcı olabilirler. Geçen neslin çocukları kısıtlı imkânlar sebebiyle daha katı, daha kuralcı ve daha mahrum büyüdüler. Bugünkü neslin imkânları bugünün çocuklarına daha serbest, daha şımarık ve daha hevai olmak hakkını vermemeli.

Hülasa, evde verilen terbiyenin kuvvet ve metaneti, çocuğun sokakta bozulmasına imkân vermeyecek kadar sağlam olmalı. Zira sokakta terbiye ayaklar altında ve ancak evde alınan terbiye sokağı temizleyebilir.

(Toplam 216 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.