EdebiyatEğitim

Sokaktaki Adam

Başlıktan da anlaşılıyor; niyetimiz insanımızın ev halinden çok sokaktaki vaziyetini gözlemlemek ve toplum hayatı içinde fertlerin yaptıkları ve söyledikleriyle etraflarına verdikleri sıkıntıyı ya da azabı resmetmek. Bu konuda Hakkı Süha Gezgin, neredeyse 75 yıl önce bu tip sıkıntılara parmak basan bir yazı kaleme almış. “Bir Eksiğimiz” başlığıyla verdiği ilgili satırlarda bu tip şeylerden bir gazete sayfasında bahsetmenin, pek de yakışık almayacağını şu cümlesiyle ifade etmiş:

“Bence bu vazifeleri böyle gazete sütunlarında konuşmaya mecbur olmak da hayli ağır bir şeydir.”

Mesele şu: Hastalıktan yenice kurtulmuş bir adam, bindiği tramvaydan inerken, kapıyı kapatmadan inen her yolcunun ardından kapıyı bizzat kapatmak zorunda kalıyormuş. “Lâ havle”ler arasında tam 21 defa ve hiç üşenmeden kapatmış, kapıyı.

Hakkı Bey, bu gibi sosyal nezaket ve ödevlerin toplumca benimsenmiş olması gerektiğini, bunların gazete sütunlarında bahsi geçmesinin toplum için zül olacağını ifade ediyor. Mademki bunu beceremiyoruz, o halde “yarayı, ürkek ve yılgın bir susuşun altında saklamak” doğru olmaz diyor.

Hakkı Bey’in hakkı var! Biz de bu sütunlarda gerek bizzat şahit olduğumuz ve gerekse sizlerin bizlere ulaştıracağı sosyal ve terbiyevî problemlerimizi işaret ederek ve dile getirerek, çözebilmek için çabalamak azmindeyiz. Toplumun hafızası gerçekten “kirli”. insan ve Hayat’ın vazifesi de bu hafızayı temizlemek ve güzelliklerle doldurmak.

Bu minvalde “küçükleri saymak ve büyükleri sevmek” şeklinde dilimize
pelesenk olmuş ve maalesef gündelik hayatta pek de tatbik şansı bulamamış bir prensiple başlayalım. Türk-İslam kültüründe küçüğümüzü sevmek, ona karşı rıfk ile muamele etmek ve koruyup gözeten bir tavır takınmak; büyüğümüze de her yerde ve her zaman saygı ve edep çerçevesinde davranmak gibi bir alışkanlığımız var(dı)! Hâlbuki “sokakta” şahit olduklarımız yazık ki hayal kırıklığına sebep olacak derecede aksi ve ters hareketler.

En dikkat çeken problemlerden biri, mesela, orta ve üzeri yaş grubunun toplu taşıma araçlarında arzuladıkları anlayış ve hoşgörüyü bulamamaları. İlkokul çağından üniversite çağına, hatta 30’lu yaşların başına kadar gelenlerimiz, erkek yahut hanım, yaşça az önce zikrettiğimiz kategoriye girenlere karşı hürmetkâr olmalı ve tereddütsüz yer vermeli. Hâlbuki küçüklü büyüklü, otobüs yolcularının pek çoğu özellikle trafiğin yoğun olduğu saatlerde bu hassasiyete riayetten son derece uzak. Kafasını iki yana çevirip oturabilecek bir yer kollayanları (hamileler, yaşlılar ve malüller) güya görmeyenler, göz göze gelip yerimden olurum endişesiyle uyuyor numarası yapanlar ya da hiçbir “oyun”a tevessül etmeden oturduğu koltuğa adeta yapışıp kalmış özellikle genç hanımlar! Şahsen, özellikle bütün toplu taşıma vasıtalarının tamamı tıklım tıklım dolu olan İstanbul’da kendilerini güç bela araçlara atabilen yukarıda bahsedilen “düşkünler” grubuna yardım etmeyi bir insanlık, bir vicdan borcu addediyorum.

Merhamet dilenen gözlerdeki bakış bence her yüreği rikkate getirmeli, titretmeli. O bakışları görmezden gelmiyor ve “ricalarına” karşılık verebiliyorsak aynı güzellik ve ikrama biz de muhatap oluruz; ya bu yahut öteki dünyada. Öyle ya, yaptığımız iyilikleri balık değil; Hâlık bilecek! Ama mutlaka bilinecek…

Etiketler

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı