Kişisel Gelişim

Sokaktan Saraya Bir Matematik Kâşifi: Gelenbevî ismail Efendi

Osmanlı medreselerinin yetiştirdiği, ilmî değeri sınırları aşan bir âlim. Matematik, mantık ve astronomi alanında devrinden sonra gelenlere keşifleriyle örnek olan İsmail Efendi, adap, kelam ve tasavvuf alanlarında da eser kaleme alabilecek kadar dini ilimlere de vakıftır.

Osmanlıların eğitim ve öğretimde benimsedikleri usul, genel hatlarıyla da olsa zihinlerimize yerleşmiş olsa gerek. Artık şu hakikati teslim etmekten çekinmiyor kimse: Osmanlı’da tahsil için öğrencilerde aranan biricik şart: arzu ve ilim tahsiline olan liyakatleriydi. Yakın zamanlara kadar bu kriterin tamamen başkalaştığına ve gerek devlet, gerekse özel kuruluşlarda önceliğin arzu ve liyakate değil, eş-dost ilişkisi ya da maddî çıkar gibi şaibeli şeylere verildiğine pek çoğumuz bizzat şahit olduk, ya da en azından bunları işittik…

Mevzu, eğitim-öğretimin problemleri değil; öyle olsaydı ne yazmakla biz tüketebilirdik bu problemleri, ne de okumakla siz. Asıl konumuz matematik dehası denmeye sezâ bir Osmanlı efendisi; hakkında burnu havalarda bir Fransız âliminin “Şu adam Avrupa’da olsaydı, ağırlığınca altın ederdi.” dediği İsmail Efendi, hani şu “Gelenbevî” demekle meşhur İsmail Efendi…,

Gelenbe’den gelen deha

Tarihlerde ihtilaf olsa da İsmail Efendi 1700’lerin ikinci çeyreğinin hemen başlarında o zamanlar Aydın’ın Saruhan Sancağı’na bağlı Gelenbe kasabasında dünyaya geldi. Bugün Manisa ili, Kırkağaç ilçesi sınırları dâhilinde bir bucak olan bu yörenin sokaklarında, bir zamanlar babasını kaybeden Küçük İsmail akranlarıyla sokakta oynarmış.

Büyük cedleri Gelenbe’de müftü, müderris vs. olan İsmail’i henüz on iki-on üç yaşlarında sokakta yine böyle emsalleriyle “ceviz oynarken” gören baba dostu, birden öfkesine yenik düşüp: “Yazık sana! Baban ve dedelerin fazilet ve kemâl sahibi insanlardı; sen ise sokaklarda amaçsız oynayıp duruyorsun!” deyivermiş. İzzet-i nefsine dokunmuş olmalı ki, bu söz üzerine İsmail derhal ilim tahsiline koyulmuş. Bir değil birkaç adım birden atıveren İsmail, çok geçmeden ilmin ve saadetin yurdu, Devlet-i Aliyye’nin başkenti İstanbul’un yolunu tutmuş. Kitapların yazdığına göre ilk hocaları Yasincizâde ve devrinde “Ayaklı Kütüphane” nâmıyla şöhret bulan, Müftîzâde Mehmed Emin Efendi idi.

Zeyrek’te Bir Münzevi! İlim aşkı

1763 tarihinde, yani muhtemelen daha 33 yaşındayken, bugün profesörlük denginde bir unvan olan müderrislik unvanına erişti. Gelenbevî İsmail Efendi ilme öyle âşıktı ki, günler ve geceler boyu İstanbul’un Zeyrek semtindeki evine kapanır, matematik, mantık ve eser verdiği diğer belagat, felsefe vb. sahalara dair eserleri mütalaa eder ve yine bu sahalarda eserler yazardı. Hayatının orta döneminde maddî anlamda sıkıntılar yaşadığı söylenen Gelenbevî, Sultan Birinci Abdülhamid Han devri sadrazamı Halil Paşa ve yine o devirde kaptan-ı deryâlık eden Cezayirli Hasan Paşa’nın delaletiyle yeni açılmış olan Mühendishâne-i Bahrî-i Hümayûn’a aylık 60 kuruş maaşla “riyaziye”, yani matematik hocası olarak atandı. Memuriyeti yanında 1783 tarihinde padişahların bizzat bulundukları ve sizlerin de bildiği gibi bir tefsir dersi olan “huzur” derslerine de muhatap olarak katıldı.

Yine memuriyeti sırasında olacak; “Osmanlı Müellifleri” isimli eseriyle meşhur Bursalı Mehmed Tahir’in Ahmed Cevdet Paşa’dan naklen anlattığına göre, Sultan Birinci Abdülhamid’den tahtı devralan Sultan Üçüncü Selim Han döneminde Kâğıthane’de bir bayramlaşma töreni düzenlenir.

Kimi kaynakların ifadesince bu bir talim resmidir. Merasimde Sultan da vardır. Onun huzurunda maharetlerini sergilemek isteyen topçular, birkaç atış yapmışlar, fakat maalesef hiçbirinde hedef tutturamamışlardı. Hiddetlenen padişaha alelacele bir uzman aramışlar. Ve hemen Gelenbevî İsmail Efendi’yi tutup getirmişler. Toplardaki vaziyet ve istikamet hatalarını ince matematik hesaplarla düzelten efendi, topların yeniden ateşlenmesini söylemiş. Ardından yapılan üç atış da hedefi nişanlayınca padişah hazretleri pek sevinmişler. Ve garip gelecek belki, ama Gelenbevî İsmail Efendi’ye günlük 4 okka yani hemen hemen 5 kilo pirinç tahsis ve tayin buyurulmuş.

Sultan Selim Han’ın iltifatından başka dikkati çeken hadise de, Gelenbevî’nin 1790 yılında Yenişehir-i Fenâr (Larissa, Yunanistan) mevleviyeti, yani bir nevi yüksek kadılığı ile ödüllendirilmesidir.

“Şu Adam Avrupa’da Olsaydı…”

Gelenbevî İsmail Efendi’ye atfedilen bir başka hadise de şöyle anlatılır:

O dönemde bir Fransız mühendis Bâb-ı Âli’ye gelip bir “logaritma cetveli” takdim etmiş. Oradakilere bu risalenin hangi fenne ait olduğunu sorduktan sonra, “Bunu İstanbul’da bilen kimse çıkmaz.” Diye de üst perdeden atıp tutmuş.

Oradakiler bu mühendisi İsmail Efendi’nin hanesine göndermişler. Eve varan mühendis, orta halli hanenin vaziyetindeki perişanlığını görünce, onu bir hiç yerine koyarak cetveli eline tutuşturmuş ve “Filan vakte kadar çöz bunu, nedir ne değildir bana de bakalım” buyurmuş(!)

Döndüğünde İsmail Efendi, cevap yerine eline hemen o hafta içinde yazdığı logaritma şerhini (Şerh-i Cedâvili’l-ensâb) tutuşturmuş. İşte efendinin dehası karşısında afallayan Fransız, Bâb-ı Âli’ye sonraki gidişinde öyle söylemiş: “Şu adam Avrupa’da olsaydı, ağırlığınca altın ederdi.”

Hatta şunu da rivayet ederler ki, bu mühendis, toplamda 36 parça eseri olduğu belirtilen Gelenbevî İsmail Efendi’yi türlü baş döndürücü tekliflerle Fransa’ya gelerek orada ders vermeye ve eser neşretmeye zorladıysa da Gelenbevî elinin tersiyle itivermiş…

Kıssadan Hisse… 

Eğitim ve öğretimde “talebe”nin yani talep edenin, maddi imkân ve araçlarından çok arzu ve liyakati göz önünde bulundurulursa gerçek ilim adamları yetiştirmek ancak o zaman mümkün olur; işte o zaman yeni ve taptaze Gelenbevîlerimiz olabilir. Osmanlıların, medeniyetin beşiği addedilen bir coğrafyada, üç kıtanın tam ortasında küsuruyla beraber altı yüzyıl boyunca hükümrân oluşu şüphesiz onların ilk planda siyaset ve eğitim-öğretimde benimsedikleri bu “liyakat” prensibine bağlanmalı…

KAYNAKLAR

  • Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, “Gelenbevî İsmail Efendi”, C. III, s. 293-97;
  • Şerafettin Gölcük-Metin Yurdagür, DİA, “Gelenbevî İsmail Efendi”, C. XIII, s. 552-55, İstanbul 1996;
  • Rehber Ansiklopedisi, “Gelenbevî İsmail Efendi”, C. 8, s. 4,

En Yeniler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı