Hikaye ve Günlükler

Sözde Sihir Vardır

Kelimelerin Hikayesi

Bazen işler yolunda gitmez, sistem hata verir. İşte öyle bir vakitte çıktı karşıma. Aşırı kurumsal, dünya çapında meşhur grafik programının çocukça cümlesi tebessümden ziyade, mütereddit kıldı. “Abra kadabra.”

İsmim Baz olunca ismime muvafık şekilde bu cümle ile oynamaya başladım.

Sonra cümleye Eduardo Galeano’nun “Ve Günler Yürümeye Başladı” kitabında rastladım. Manası eski İbraniceden gelmiş. “Ateşini sonsuza yolla!” hikayesi de varmış. Galeano’nun nakline göre, hekim/şair Sammonicus tarafından Roma’da ölümü korkutup kaçırmak için ateşi bir türlü düşmeyen hastaların göğüslerine yazılırmış: Abrakadabra. Hatta üçgen biçiminde yazılıp bazı hastalıklara karşı kullanılan Kabalistler’e ait bir büyücü kelimesi. Bu, kelimenin Amerika topraklarına ulaşan manası. Esas manası ise kadim Orta Doğu kavimlerinin dillerinde saklıydı.

Abra, bari “yaratmak” fiili; ka, ke, ki “gibi” dabra, dubur, “söz, söylemek”: Abrakadabra, “Söylediğim gibi yapacağım, yaratacağım.” Yaratmak Allah’a mahsustur. İnsan ancak keşfeder, icat eder, meydana getirir, oluşturur. Bu kadar da basit değil mevzu:

Detaya inelim. Semitik ya da bize daha yakın adlandırılışıyla Samî dilleri, büklümlü yani önden, baştan çekimli dillerdir. Çoğu kelimeler sülasidir yani üç harften müteşekkildir. Kökeni aranırken sülasisi nedir, denilir. Sonra belli kalıplar ve baplara nakledilerek zenginleşir. Mesela (كتب)K-T-B kökünden, kâtib, mektub, kitab, mekteb, küttâb; Ş-K-R kökünden şükür, teşekkür, gibi kelimeler gelir. Kökleri ortak, sadece ziyade edilen harfler farklıdır. İşte Arapça, İbranice ve Süryanice gibi Samî dillerde fiiller de aynı kaideye uygun şekilde çekilirler. Misal Arapçada, yazmak fiilinin kökü olan “K-T-B”, şimdiki zaman kalıplarında:

eKTüBü: Ben yazıyorum.

teKTüBü: Sen yazıyorsun.

yeKTüBü: O yazıyor.

şeklinde çekilir. Aynı fiil, İbranicede de aynı köke (K-T-B) sahiptir. Ancak İbranicede B sesini veren BET harfi aynı zamanda V olarak da telaffuz ediliyor. Aynı Türkçenin eski halinde görülen ses-fonetik değişiklikleri de mevcut barmak-varmak, birmek-vermek misalleri gibi.

Her ne kadar manasız gibi görünse de abrakadabra, Aramicede mana kazanır. Aramice, bugün Süryanice olarak bilinir. Aramice adının kullanılmasının sebebi; Aramiler, Hıristiyanlığı tercih eder. Sonrasında putperest olarak yaşayan kavimleri ile karıştırılmaması için Süryani ismini alırlar. Süryanice yani eski adıyla Aramice, Arapça ve İbranice gibi Samî dil grubunda yer alırlar. Ve adları sayılan bu iki dille çok benzerlik taşır. Misal;

Arapçada, yazıyorum eKTüBü

İbranicede, yazacağım eKToV

Aramicede, yazacağım aKTaV

İbranicede ve Aramicede ise bu sayılan ekler tuhaf bir şekilde şimdiki zaman için değil de gelecek zaman çekiminde gelirler. Aynı durum Türkçede de mevcuttur. Türkçenin eski zamanlarda şimdiki zaman eki yoktur; geniş veya gelecek zaman şeklinde telaffuz edilirdi. Bu durum Samî dillerinde de mevcut. Zira Samî dillerinin mükemmelliği açısından şu tespit söylenir. Aramice insanın bebeklik; İbranice, çocukluk; Arapça olgunluk çağı gibidir. Tabi Arapça bu mükemmelliğini Kur’ân-ı Kerîm’in bu dil üzerine inzal edilmesine borçludur. Arapça bu sayede Samî dillerinin tekamül etmiş/olgunlaşmış haline gelir. Fesahat ve belagatta zirveye erişir.

Bütün bu bilgiler, abra ka dabra’nın “Abra”sını açıklıyordu. “Abra” Aramicede “yaratacağım” anlamına gelir. “Alef, Bet, Reş ve Alef” harfleriyle yazılır. Fiilin kökü “B-R-Alef”dir. Bu kök İbranicede aynı  “Bara” yani “yarattı” olarak kullanılır. Bu kelimenin yerine Arapça’da da –çoğunlukla (خلق) H-L-K,  yarattı tercih edilir.  Aynı manada “Abra” kelimesi de bu kökten gelecek zaman veznine göre çekilmiş bir fiildir ve “Ben yaratacağım” manasına gelir.

Arapçada “Berae” fiili pek kullanılmaz. Genellikle izafet olarak kainatı halkeden – yaratan manasında  (بارئ تعالي) Bârî-i Teâlâ; Hazreti Allah olarak kullanılır. Mesela Rıza-i bârî; Hazreti Allah’ın rızası demektir. Türkçe’deki “hiç olmazsa” manasındaki bari değildir bu. بارئ: Yaratıcı, Hâlık. Hakk Celle ve Âla Hazretleri.

Sırada “Ke’dabra”nın Ke’sinde. Buradaki Ke ya da Ki, Aramicede bir bağlaçtır. Türkçeye de “ki” olarak çevrilebilir. Kef ve Yod harfleriyle yazılır. Ancak ihtimal ki muzariyi yani gelecek zaman filini nasp eden edat olabilir. Ya da  “ne zaman, ne vakit” manasında key olarak söylenmiş olabilir.  Gelelim “Dabra”ya. Aramice ve İbranicede ortak D-B-R kökünden gelir. Söz, söylemek, demek manasındadır. Aynı kök İbranice’de DeVaRim kelimesinde “sözler” anlamına gelir. Abra kadabra’nın “dabra”sı ise Aramice’de “söyledim, dedim” anlamına gelir.

Sonuç olarak “Abra kadabra”yı bir terkip gibi değerlendirdiğimizde Aramicede şu cümle ortaya çıkıyor. “Söylediğim, dediğim gibi yaratacağım.”

Hazreti Musa devri ve evvelinde sihirbazlar, büyücüler meşhur olduğuna göre bugün de sihirbazlardan ve büyü oyunlarından kalan bu cümle söyleniyor. Tıpkı “okus ve pokus” gibi. Arapça, Farsçadan müteşekkil sihr (büyü) ve baz (oyun, oynayan) sihirbazların böyle bir sözü, o zamandan bugüne gelmiş olması muhtemeldir.

Zaten internette arama motorunda beraberinde sinemaya yakın “büyü, sihir, Harry Potter” gibi kelimeler çıkması mana yakınlığına işaret ediyor. İşte düzen-bazlık böyle oluyor. Hani düzen ile oynayanlar, büyülüyor sizi. “Sözde sihir vardır.” benden söylemesi.

Etiketler

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı