Hikaye ve Günlükler

‘Stres’siz Kelimeler Meclisi

Bu toplantıdan sonra insanların hayatına stres girecek, insanlar onu ‘asrın vebası’ diye tarif edecekler. Dert, söze böyle başladı ve devam etti. Veba, 14. asırda Avrupa’da büyük felaketlere yol açmıştı. “Kara Ölüm” olarak kayıtlara geçti. Sebebi ise, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesiydi. “Kara” burada kasvetli, sıkıntılı, kederli manasında mecazen de kullanılmıştı.

Veba, 21. asırda ‘stres’ ile tersine dönmüştü. İngilizce, Almanca ve Fransızca’dan çıkan ‘stress’ her dile girdi, insanları strese soktu. Sadece bedeni değil esasında insanın ruhunu karartıyordu. Sıra Türkçe’ye gelmişti. Akabinde ‘depresyon, depresif, agresif kelimeler de sınırları aşıp ruhî bunalımları tetikledi. Kime sorsak, ikametgâh olarak “Depresyondayım”diye cevap verirdi. Stres salgını, bazı kelimeleri de itlaf etmek üzereydi. Dert, stresten önce, kendisi dahil 19 kelime ile meclisi topladı. Dert ‘Kimin ne derdi varsa söylesin, stresten
muzdarip olanlar kendini tarif etsin ve kendinden bir misal ve nasihat versin.’ diye sözü meclise havale etti.

Sıkıntı: Hep dersiniz ‘Bugün içimde bir sıkıntı var, diye.’ Sıkıntı basar, sıkıntıya düşersiniz, sıkıntı çekersiniz; ama düşünün, size sıkıntı veren kim? Sıkıntısı olmayan var mı? Genellikle dünya maişeti için kullanılırım. Kimi ekmek bulamadım diye sıkıntı çeker kimi garajım ufak der. Çare: Kanaat tükenmez bir hazinedir.

Gam: Bazen içinizi gam kasavet basar, gam küpü olursunuz. Kulağınıza küpe olsun; ‘Duvarı nem, insanı gam yıkar.’

Gussa: Kaygılı bir halde duyulan kalp üzüntüsüyüm. Umumiyetle, Divan Edebiyatı’nda kullanılırım.

Kasvet: Kasvet basar, kasvetli olursunuz. Edebi metinlerde mekân anlatılırken kasvetli oda ile karanlığı tasvir ederim.

Melal: İç sıkıntısı manasına gelirim. Ali Ruhî bir beytinde melalden kurtulmanın reçetesini vermiş.

Vareste olmak isteyen âdem, melâlden Ayrılmasın işinde reh-î i’tidâlden

Sıkıntıdan kurtulmak isteyen insan, işini yaparken orta yoldan ayrılmasın, işi kararında yapsın.

Hüzün: Hüzün duyar, içinize hüzün çöker, hüzne kapılırsınız. Ayva sarı, nar kırmızı sonbahar mevsimi niye ise bana yakıştırılmıştır. İnsanoğlu hüzün yağmuruyla yıkanmıştır.

 

Keder: Kederden iç çeker dertlenirsiniz. Acı duyar üzülürsünüz. Kederiniz sizi heder etmesin.

Abdulkadîr Hamîdî ne güzel teşbih etmiş:

Pür-keder olma buluttan nem kapıp âhen gibi

Biraz açık havada kalsa hemen paslanıveren demir gibi, en küçük bir hâdise karşısında hemen alınıp üzüntüye kapılma.

inkisar: Kırılma, gücenme, kalbin kırıklığıyım. Ebû İshak İsmail Efendizâde gönül kırgınlığını sohbet ile izhar ediyor. Sohbet ettikleriniz sizi kırmış olabilir.

Sohbet-î nâcins olur elbet medar-ı inkisar

İttihâd-î seng ü âhenden görünmez mi şirâr

Çakıltaşı ile demiri birbirine çarpınca kıvılcım çıktığı gibi, gönül kırıcıların sohbeti de öyle olur.

Tasa: Bir işin içinden nasıl çıkılacağı bilinmediği zaman tasalanma dersiniz. Kişiyi ilgilendirmeyen mevzuda ‘Tasası sana mı düştü’ sözü imdadınıza yetişir. Başkasının tasasını siz çekersiniz.

Izdırap: En çok da ağır ve uzun hastalıktan dolayı duyulan acı için söylenirim. Birine yaptığınız haksızlıktan dolayı ızdırap duyarsınız, çekersiniz. Stresinizin sebebi, verdiğiniz bir ızdıraptan duyduğunuz vicdan azabı olmasın!

Kahır: Derin üzüntüyüm. Bazen kahırlı kahırlı konuşursunuz. Bir kişinin iyi olması için on kişinin kahrını çekersiniz. Dualarınızda Mevla’dan rızık isterken kahrından değil lütfundan ihsan eyle, dersiniz.

Yeis: Ümitsizlik, karamsarlık haliyim. Bu kişiye meyûs denir. ‘Yeise kapılma, yeise düşme’ diye birbirinizi teskin edersiniz. Müslüman yeise kapılmaz havf ve reca (korku ve ümit) arasında olur, stresin denge noktası, mi’yarı budur.

Efkâr: Fikrin cemisi bir kelimeydim. Zamanla mağmum ve mükedder olmak manasında kullanıldım. Efkâr dağıtmak, efkârlanmak şeklinde söylendim. İçinde bulunduğun ruh halinin nasıl söylenmesini gerektiğini Namık Kemal dile getirmiş.

Evvel iyi bak gözünle şöyle

Efkârını halka sonra söyle

Mihnet: Sıkıntıya katlanmak, ızdırap çekmektir. Bazen insan bir heves uğruna kendini bilerek zora sokar. Celâleddin Paşa mihnetin esbabını açıklıyor.

Düşme ümid-i sıyt ile dünyâda mihnete

Afet olur mürâdif-i terkibi şöhretin

Sakın, dünyada meşhur olacağım diye kendini üzüntüye ve meşakkate kaptırma. Bilmez misin ki ‘Şöhret âfettir’ derler.

Elem: En büyük elem, şu kısa ömürde tûl-i emel/ uzun emeldir. Emeliniz elem olmasın. Dertli çareyi söylemiş.

Usrün yüsrü vardır, kalma elemde

Attan inen yine biner demişler

Üzüntü: Başka şeylerden zevk almayı engelleyen his, ruh tedirginliği, teessür bir yüz ifadesiyim. Kendimi hemen belli ederim. Kimseye üzüntü vermeyin ki üzülmeyesiniz.

Kaygı: Endişe ile karışık üzüntülü düşünce haliyim. Çocuğunuz, işiniz, eşinizi imtihan sonuçlarınız genellikle sizi kaygılandırır. Karacaoğlan ‘Bin kaygı bir borç ödemez.’der. Tedbir sizden takdir Allah’tan.

Meşakkat: Güçlük, zorluk, eziyet, zahmet manalarını ihtiva ederim. Mecelle kaidesidir: ‘Meşakkat, teysiri celbeder.’ Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.

Dert, herkesi dinledi, sözü tamam eyledi: Derdini söylemeyen derman bulamaz. Dert ortağı ile dertleşmedikçe, kederlerini söylemedikçe ‘stres’siz cümleler sadır olmaz. Ama gidip de derdini Marko Paşa’ya anlatma. Sözün hülasası, stresin devası şudur ki, Allah dağına göre kış verir, kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemezmiş. Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olurmuş. Derdini dert sahibine anlat ki derman bulasın.

Etiketler

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı