Kültür Sanat

Tahrip Edilen Kütüphanelerin İtibarı İade Edilmeli

Unutmak insanoğlunun en büyük zaaflarından biridir. Yazının icadından sonra insan dimağının en büyük zaafı olan unutmaya karşı en etkili ilaç bulunmuş oldu. Kitap telifi ve kütüphaneler ise medeniyetlerin hafıza vazifesini  gördüler.

Muhyiddin-i Arâbî; “Uyuyuncaya kadar uyumayan, istemedikçe konuşmayan, hiçbir sırrı açıklamayan bir akşam misafiridir. Onlar, tartışmadan hoşlanmayan, sahibini sıkmayan pek sadık bir komşu, adil ve itaatli bir dost, uysal bir müderris, uzman ve faydalı bir yol arkadaşıdır” diye tanımlar kitapları. İşte bu kitapların saklandığı yer dilimizde kütüphane olarak adlandırılmıştır. Ancak bilginin kaydedildiği kitapların, saklanıp bir mekânda toplanmasının da bilginin paylaşılabilme özelliğine hizmet etmesi zaruri bir gerçekliktir. İşte bu hizmeti veren yerler kütüphanelerdir. Kütüphaneler, hem mensup oldukları kültürlerin bir parçası hem de oluşturulan kültürün insanlara aktarıldığı mekânlardır.

İslam tarihinde, Beytü’l-Hikme, Hizanetü’l-Hikme, Dârü’l-Hikme, Dârü’l-İlim, Dârü’l-Kütüb, Beytü’l-Kütüb, Beytü’l-İlim gibi birçok adla anılan kütüphanelere ciddi bir önem verilmiş ve yapılan camiler aynı zamanda birer kütüphaneye sahip olarak hizmet vermişlerdir. İslam tarihinde ilk özel kütüphane sahibi Hadis ilminin öncülerinden kabul edilen, Tabiîn’den Şihab el-Zühri (r.a.) olarak kaydedilmektedir. Rivayetlere göre bu zatın hanımı; “Allah’a yemin ederim ki, bu kitaplar benim için üç kumaya katlanmaktan daha zordur.” diyerek evdeki kitapların çokluğundan yakınırmış. Bu zat ile genişleyen ve tanınan İslam kütüphaneciliği, dinin yayıldığı her coğrafyada eş zamanlı olarak kurulup gelişmiştir. Kütüphaneler önemlerine binaen zaman zaman ciddi saldırılara maruz kalmış ve ilk yakılıp yıkılan yerler de genellikle buralar olmuştur.

Yangında ilk kurtarılması gereken yerler kütüphaneler

  1. Yüzyılda Moğollar tarafından yakılıp yıkılmış olan Müslüman ülkelerdeki kütüphanelerin tahripçileri bununla da sınırlı kalmamıştır. Endülüs’te haçlıların saldırılarına maruz kalan İslam medeniyetinin kütüphanelerindeki binlerce kıymetli kitap yakılıp yıkılmıştır. Bahsedildiğine göre Kurtuba’da 10. Yüzyıl başlarında sadece katalogu 44 veya 24 cilt tuttuğu belirtilen 600.000 el yazması kitaba sahip kütüphaneler vardı. Beldenin işgali sırasında Gırnata’da bir günde 80.000 kitap yakıldığından bahsedilmektedir.

Yaklaşık 200 yıl süren Haçlı seferleri esnasında; görülmemiş bir taassupla önlerine gelen her şeyi yakıp yıkan kalabalıklar, kütüphaneleri de yok etmişlerdir. Trablus’ta bulunan ve 3 milyon kitaba sahip olduğu söylenen kütüphane de bu vahşetten payına düşeni almıştır. Burada bulunan kitapların elli bininin Kur’an-ı Kerim, seksen bininin tefsire ait olduğu, çalışan müstensih kadrosunun ise 180 kişi olduğu da rivayetler arasındadır. Üç milyon rakamı fazla görünse bile, kütüphanedeki Kur’an-ı Kerim’leri gören bir din görevlisinin teşvikiyle bu kütüphanenin yakıldığı batılı tarihçiler tarafından da kabul gören bir gerçektir.

İslam Tarihinin yazılı kayıtlarının bilinçli bir şekilde yok edilmesi sadece Ortaçağlarda veya haçlı saldırılarında olmuş bir şey de değildir. Daha dün denilecek kadar yakın bir zamanda Bosna’da Osmanlı’dan kalan mirasa yapılan saldırılar unutulmaması gereken bir konudur. Bosna Milli Kütüphanesi ve Üniversite Kütüphanesi 25 Ağustos 1992’de Sırplar tarafından top ateşine tutuldu ve üç gün boyunca yandı. Burada 155 bini nadir yazma kitaplardan oluşan 1,5 milyonluk bir koleksiyon yakıldı. Kütüphanenin özelliklerinden birisi de Güneydoğu Avrupa’daki önemli Osmanlı yazmalarına sahip olmasıydı. 500 yıllık Osmanlı geçmişinin birinci elden kayıtları olan 7 bin belge, binlerce tapu kaydı ve ciltlerce kitap bilinçsiz, belki de sistemli ve bilinçli bir şekilde yakıldı.

Kurulamayan kütüphaneler

Günümüzde maalesef kütüphaneler çoğu zaman bir mecburiyet neticesinde kurulan kurumlar görüntüsünden kurtulamıyor. Özellikle üniversite kütüphanesi kurulup ardından; “biz bir kütüphane kurduk ama yeterince kitabımız yok, yardımlarınızı bekliyoruz” mealinde yardım çağrıları geliyor. Tarihimizde kütüphanelere vakıfların ve hayırsever insanların katkısı elbette tartışılamaz. Belki böyle olması normal ama buna rağmen özellikle üniversite kütüphanelerinin kitap yoksulu bir halde ve tam tanzim edilememiş bir perişanlık içerisinde hizmet vermeye çalışması da başka bir üzücü nokta.

Bugün Amerika başta olmak üzere dünyada kütüphanecilikte söz sahibi olan devletlerin milli kütüphanelerinde ve üniversite kütüphanelerinde bulunan kitap mevcudu 30 milyon ila 5 milyon cilt arasında değişmektedir. Bizim Milli Kütüphanemizde bulunan kitap ve doküman adedinin en iyimser tahminle 2 milyon civarında olduğu belirtilmektedir. Nüfus açısından on misli daha büyük olduğumuz çoğu ülkelerin sahip olduğu kitap miktarı açısından çeyreğinde bile olmadığımız da başka bir üzücü gerçek. Üniversite kütüphanelerimizin sahip olduğu kitap oranı da neredeyse dünya ortalamasının onda biri nispetindedir. En iyi üniversitelerimizde bile 400-500 bin civarında kitap vardır. Dünyanın önde gelen üniversitelerinde bulunan kütüphanelerde bu rakam en az 10 milyon cilt olarak görünmektedir. Yani “kitapsız üniversitelerde eğitim verilmeye çalışıldığı”nı söylersek abartmış olmayız.

İnternet üzerinden bilginin hızla paylaşıldığı bu çağda, kütüphaneler, (birkaç istisna hariç) ülkemiz açısından zaten çok da iyi olmayan durumunu iyiden iyiye kaybetmiş bir görüntü içerisindeler. Çoğunlukla birer akademik faaliyet olarak basılan kitaplar ve makaleler bırakın okunmayı, kütüphane raflarında tam anlamıyla tanzim edilmekten bile yoksun halde okurunu beklemektedir. Bizden evvelkiler, adetleri az da olsa sadece okumak için yazma bir kitabı müstensihlere ciddi paralar vererek kopya ettirirken, günümüzde niteliksiz baskılar bile kendilerine kütüphane rafı bulamazken, bir raf bulanlar da okur bulamamanın sıkıntısını çekmektedir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı