Kolay Hayat

Tarımda Küçük Adımlar

Türkiye'de Tarımın Dünü Bugünü

Bir zamanlar “tarım toplumu” olduğumuz söyleniyordu. Biz ise “sanayi toplumu” olma hevesindeydik. Sonra da “teknoloji toplumu” zihinleri meşgul etmeye başladı. Geriye baktığımızda ise teknoloji ithal eden ve sanayisi dışa bağımlı bir toplum halinde olduğumuzu görüyoruz. Tarım alanında ise küçük adımlar yetmemiş olacak ki, büyük sorunlar kapımızı çaldı. Ne yapacağımızı ise o zaman düşünmeye başladık.

Tarım, geniş bir alanda uzun mücadele isteyen bir sahadır. Sadece mücadele de yetmez tarım için, toprağın durumu, yağmur ve diğer hadiseler de alacağınız ürünün verimliliğinde etkilidir. Hatayı da affetmeyen bir sektördür, tarım sektörü. Babanın yaptığı hataları çocuğun çekmesi gibidir. Şayet bugünün toplumu tarım sektöründe yanlış adımlar atıyorsa, ya da atması gereken adımları geciktiriyorsa, cezasını geleceğin nesilleri çekecektir. Türkiye’de son günlerde hayvan sayısındaki azlığın hissedilmesi, buğday ve pamuk gibi tarım sektörünün ana kalemlerinde yaşanan sorunlar ve bunların küresel uzantıları da sektöre eklenince, binanın temelinden gelen tehlike sinyalleri üst katlarda da hissedilmeye başlandı.

Tarım ve hayvancılık eskiden de önemliydi, bugün de önemli, yarın da aynı değerini koruyacak. Ancak uzun yıllardır ekonominin can damarı olan tarım sektörünün payı, genel ekonominin içerisindeki değeri azalmaya başladı. Son yıllarda önceliğin sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerine bırakılmış olması bunun bir sebebi olabileceği gibi, yanlış uygulanan tarım ve hayvancılık politikaları da azımsanmayacak oranda olumsuz etkiye sahiptir.

Son günlerde et fiyatlarının yüksek seyretmesi, kurban döneminde canlı hayvan fiyatlarının cep yakması ve yaz boyunca devam eden kuraklığın, buğday fiyatlarına yansıması, dönemlik sorunlar olabileceği gibi, gelecek nesillere bırakacağımız, sorunların da kaynağı olabilir.

Yalnız, her şeye rağmen ulusal gelirimizin 1/4’ünü ve istihdamın %26,6’sını oluşturan tarım sektörü; gıdaların üretimi ve beslenme ile doğrudan bağlantılıdır. Aktif nüfus ve işgücünün yüksek değerler göstermesi de tarıma bağlıdır.  Milli gelire katkısı ve sanayi sektörüne sağladığı hammadde ve sermaye değeri ise, tartışmasız en başta gelir. Sağlıklı bir çevrenin oluşması ve korunması, ekolojik dengenin kurulması ve sürdürülebilirliği açısından tarım, tüm ülke halkını ilgilendiren değerler barındırır. Kısacası tarım, içerisinde ekonomik olduğu kadar sıhhi ve içtimaî  manada ciddi değerler barındıran bir sektördür.

Tarımda olumlu gelişmelerin yaşanabilmesi için bir çok sebep gerekli olduğu gibi, alınacak güzel haberlerden de sayısız sektör memnun olacaktır.

1963’ten Sonra    Türkiye’de Tarım

Öncelikle Türkiye’de tarım sektörünün bugün yaşadığı ve muhtemelen gelecekte de yaşayacağı sorunların çözümü ve güzel bir tarım politikası için, yakın dönem tarım çalışmalarımızın gözden geçirilmesi gerekir. 1963’den beri Türkiye’de tarım sektöründeki üretim artışı periyodik olarak devam etmektedir. Bu periyodik artışın bir sebebi de beş yıllık kalkınma planlarında alınan kararların uygulanmaya çalışılmasıdır diyebiliriz. Bu tarihlerde hızlanan yıllık büyüme hızı, uzun dönem yüzde 3,3 oranlarında devam etmiştir. Daha önce tarımdaki gelişmeler, önemli ölçüde ekim alanlarının artırılmasına bağlıyken, 1963 yılından sonra, tarım tekniklerindeki gelişmelerin tarımdaki büyüme oranlarının artışına doğrudan etki etmesiyle farklı bir çehreye büründü. Yeni tekniklerle tarımda arzulanan kalitenin yakalanması, bitki yetiştirme tekniklerinin uygulamaya sokulması, toprak analizine dayalı kimyasal gübre seçimi, teknik talimatlar doğrultusunda ilaçlama, vasıflı tohumlukların ekimi, gelişmiş sulama ve mekanizasyon gibi yöntemlerin kullanımı ile mümkün olmaya başladı.

1964’ten sonra tarım alanlarının 6,6 milyon hektardan 27,5 milyon hektara yükselmesinde, tarımda hızlı makineleşme etkili olmuştur. Türkiye’nin traktör sayısı 1 milyonu, gübre kullanımı 5 milyon tonu, tarımsal ilaç kullanımı ise 30.000 tonu aşmış bulunuyor. Bugün 8,5 milyon hektar alanın 4,9 milyon hektarı (yüzde 58’i) sulanabilir durumda.

Tarım, üretimi içerisinde; bitki ürünleri yaklaşık %70,6’dır. Hayvan ürünleri %22,3, su ürünleri %2,7 ve orman ürünleri ise %4,4 paya sahiptir. Sektörün ülkenin genel ekonomik ve sosyal koşullarına karşı duyarlılığı, büyüme hızında yıllar itibariyle dalgalanmaların oluşmasına neden olmaktadır. 1997 yılındaki %2,3’lük azalış, yerini 1998 yılında %8,4’lük artışa bırakmış, 1999 yılında gözlenen %4,6 oranındaki azalışı ise, 2001 yılında %4,1 olarak gerçekleşen artış izlemiştir.

Sorunlar Nasıl Çözülür?

Sorunların çözülebilmesi için,  kamu ve özel sektörün tarımsal mekanizasyonunun tam olması icap etmektedir. Sektöre sadece para akıtmak sorunları çözmeyecektir. Yağmurlamanın yanında damlama sulama yöntemleri ile gübreleme ve vasıflı tohumculuk konularında bilinçli bir özel sektör grubu yetiştirilmelidir. Bilinçli ve hangi ürünü ne amaçla ürettiğini bilen çiftçilerin yanında tarımın, teknoloji, hayvancılık, iş gücü ve deneyim ile bir bütün olduğunu bilip ona göre hareket etmek gerekir.

Eğer bu sorunlar orta ve uzun vadede gerçek çözüme ulaşırsa, Türkiye, dünyada tarım bakımından sayılı ülkeler arasına girecek ve iyi olduğu ürünlerde ithalatı durdurabilmesi mümkün olacaktır.

Günübirlik politikalar insanları kısa bir süreliğine memnun edebilir, ama eğer bunun bir cezası da olacaksa onu da yakın gelecekte bizim nesillerimizin çekmesi kaçınılmaz olacaktır. Kaldı ki yukarıdaki rakamlardan da gördüğünüz gibi, 2001 yılından beri tarım alanında çok boyutlu bir çalışma ve istatistik yapılmamış olması, hesabını bilmeyen çiftçi tablosuyla, bizi karşı karşıya bırakmaktadır.

En Yeniler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı