Din ve HayatKapak

Tarsus’un Tarihine Dokunanlar

Bir şehri şehir yapan nedir? Tarihi mi, kültürü mü, sanatı mı yoksa mimarisi mi? Topyekûn bunların hepsi bir şehri şehir yapan, onun karakterini, kimliğini oluşturan unsurlardandır. Fakat insanı çıkardığınızda; yani o beldenin ruh hamuruna şekil veren, karakterine dokunan elleri çekip aldığınızda geriye ruhu uçmuş viranelerden başka ne kalır? Bu şekilde şehir, sadece hudutları belli, içi kof bir mekândan ibaret olmaz mı? Oysa şehirler de tarihiyle kültürüyle, sanatıyla, mimarisiyle ve içinde ağırladığı insan kıymetleriyle bir bedene bürünmüş, zaman içinde behemehal değişikliğe uğrayan insan gibi canlı ve de âbidevî yapılar değil midir?

Şüphesiz tarihi kökleri çok eskilere dayanan, nice nice dillerin, medeniyetlerin beşiği olan ve kendine has dokusuyla Tarsus, bu minvalde önemli, âbidevî şehirlerimizden bir tanesidir. Her ne kadar çoğunluk, Ashab-ı Kehf istirahatgâhı olarak bilse de burayı ziyarete gelenler peygamber, sahâbe-i kirâm ve eshab-ı güzîn kimselerin kabirleri ve makamlarına da ziyaret etmektektedirler. Fakat bundan, bu beldenin halkı dışında haberdar olan ise nadir denilecek kadar az, pek azdır. İşte o zât-ı şerîfler:

Hazreti Danyal (a.s.)

Hazreti Davud’un (a.s.) soyundan olan Danyal (a.s.), İsrailoğulları’na gönderilen peygamberlerdendi. Bir süre Babil’de kaldıktan sonra rivayete göre Klikya Devleti’nin hükümdarı o sene meydana gelen kıtlık sebebiyle Hazreti Danyal’ı (a.s.) Tarsus’a davet etmiş, Hazreti Danyal’ın (a.s.) gelmesiyle de ülkeye bereket yağmış, topraklar yeşermiş, halk ferahlanmıştı. Ömrünün sonuna kadar Tarsus’ta yaşayan Hazreti Danyal (a.s.), burada vefat etmişti. Kabr-i şerîfi Tarsus’un merkezinde bulunan Makam Camii’nin içindedir.

Hazreti Şit (a.s.)

Hazreti Şit (a.s.), Hazreti Âdem’in (a.s.) oğlu olup kendisine 50 suhuf gönderilmiş peygamberdir. Hibetullah da (Allah’ın hibesi) denir kendisine. Rivayete göre Tarsus’a gelen ve Tarsus’u kuran ilk insandı. Bir müddet burada yaşadıktan sonra ayrılır. Buna binaen kendisine bir makam ihdas edilir. Makamı, Ulu Camii’ndedir.

Hazreti Lokman (a.s.)

Tabiplerin piri olarak bilinir Hazreti Lokman (a.s.). Hazreti Davud (a.s.) zamanında yaşamıştır. Rivayet o dur ki, Hazreti Lokman (a.s.), Tarsus’a gelmiş, burada yaşamış, yaşadığı dönemde de bitkilerden ilaç yapıp insanların dertlerine çare olmuş, onları tedavi etmiştir. Bu sebeple de kendisine Tarsus’ta bir makam ihdas edilmiştir. Makamı, Ulu Camii’nde Hazreti Şit’in (a.s.) makamının hemen yanında bulunmaktadır.

Hazreti Hızır (a.s.)

Asıl adı Elyasa olan Hızır (a.s.), Hazreti Nuh (a.s.) neslindendir. Tarsus yakınlarında bulunan Şahin Köyü’nde makamı bulunur. Bu makamın hangi vesile ile ihdas edildiği bilinmemekle beraber, Hazreti Hızır’ın (a.s.) buraya uğramış olması ve buna izafeten yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Bilal-i Habeşî (r.a.)

Hazreti Bilâl-i Habeşî (r.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.v.) müezzini idi. Peygamber Efendimizin irtihaliyle büyük üzüntü yaşayan Hazreti Bilâl (r.a.), Hazreti Ömer (r.a.) zamanında Şam’a gider, orada yaşar ve orada vefat eder. Tarsus’a gelişi ise şöyle anlatılır: Halife Ömer (r.a.) zamanında âdet edindiği üzere fethedilen yerleri ziyaret ederdi Hazreti Bilâl (r.a.). Tarsus da fethedilince buraya gelmiş, Kırk Kaşığım denilen yerde ezan okuyarak namaz kıldırmıştı. İşte bu ezan okuyup namaz kıldırdığı yere daha sonra kendi ismiyle mescit (Bilâl-i Habeşî Mescidi) yapılır. Makamı da buradadır.

Halife Me’mun

Abbasi halifelerinden yedincisiydi. Babası beşinci Abbasi halifesi Harun Reşid’di. İslâm için mücadele veren büyük bir komutandı Halife Me’mun. Onun içindir, Bizans hudutlarında bulunan İslâm kuvvetlerini bizzat Tarsus’tan kontrol ederdi. Bir gün ordusuyla beraber Tarsus’tan çıkar, Rum sınırına dayanır; fakat ömrü kifayet etmeyerek orada vefat eder. Ertesi gün cenazesi Tarsus’a getirilir, cenaze namazı kılınır ve Ulu Camii’ne defnedilir. Kabri, Hazreti Şit (a.s.) ve Hazreti Lokman’ın (a.s.) makamlarının sağ tarafında kalır.

Tarsus denilince akla hemen hemen ilk olarak Ashab-ı Kehf gelse de bu gibi büyük zatları da bağrına basmıştır Tarsus. Hiç şüphesiz bu ulvî şahsiyetler yaşadıkları dönem içerisinde Tarsus’u mayalayan, onun ruh iklimine ve kimliğine dokunan kıymetli eller, değerli simalardı.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı