Tedavi Etmeyen Şurup

0

-Bize orta şekerli Türk kahvesi, çocuklara da birer meyve suyu alalım lütfen.

-Ben meyve suyu istemiyorum anne, kola istiyorum.

-Hayır, ne konuşmuştuk; kola zararlı. Meyve suyu alacaksınız!

Girişteki konuşmaya çevrenizde çoğu kez şahit oldunuz. Hatta belki kendi çocuğunuzla aranızda buna benzer bir konuşma geçti. Çocuğuna gazlı içecek yerine meyve suyunu kabul ettiren bir anne, ona çok sağlıklı bir besin vermiş olmanın huzurunu yaşar. Hatta karşısında “Tebrikler, siz mükemmel bir annesiniz!” yazısı görmüş gibidir. Anneler evlatlarına sağlıklı olan gıdaları vermek istediğinden, bu hisler gayet normaldir.

Gelin görün ki çoğu annemiz, meyve sularının son derece besleyici olduğunu zanneder. Gerçekten öyle midir? Bu yazımızda başta meyve suları olmak üzere, sağlıklı olması beklenen birçok besini hastalık yüküne dönüştüren bir maddeden bahsedeceğiz. Yüksek fruktozlu mısır şurubu… Kısa adıyla YFMŞ.

Fruktoz, glukoz gibi bir monosakkarit karbonhidrattır. Meyve şekeri adıyla da bilinir. Doğal olarak meyvelerde, sebzelerde ve balda bulunur. Meyvelerin fruktoz oranı diğerlerinden daha yüksektir. Çay şekeri olarak bilinen sükroz da fruktoz ve glikozun birleşiminden meydana gelir. Çay şekeri %50’şer oranda glukoz ve fruktoz içerir. Fruktoz, bilinen tüm doğal karbonhidrat türleri içinde en tatlı olanıdır. Sükrozun tatlılık derecesi 100 birim olarak düşünülürse; glikozunki 70, fruktozunki 130 olarak derecelenir. Fruktozun bu yüksek tatlılığı, akıllara yapay gıdalarda tatlandırıcı olarak kullanılabileceği fikrini getirmiştir.

1960’lara kadar gıda endüstrisinde tatlandırıcı olarak mısır şurubu kullanılıyordu. Ticarî adıyla “dekstroz/glukoz şurubu” olarak bilinen mısır şurubu, mısırdaki nişastanın hidrolize edilmesiyle elde ediliyordu. 1957’de keşfedilen izomeraz enzimi, glikozu fruktoza dönüştürerek yüksek fruktozlu mısır şurubunun elde edilmesini mümkün kıldı.  Günümüzde %42’lik, %55’lik ve %90’lık oranlarda üç farklı YFMŞ çeşidi mevcuttur.  Yüzdelerin arasındaki tatlılık farkı, onların kullanım alanını değiştirir. 42’lik şurup, hafif bir tatlılık verir. Diğer tatları baskılamaması nedeniyle konserve ürünler, fırıncılık ürünleri, hazır sos ve çorbalarda kullanılır. 55’lik şurup, 1980’lerden beri dünyaca ünlü kola ve meşrubat firmalarınca gazlı içecekler, meyve suları gibi meşrubatlarda kullanılmaktadır. Az bir kullanımıyla bile yüksek bir tatlılık sağlayan 90’lık şurup ise, diyet/light ürünlerde tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır.

Şekerlerin dengesi

Çay şekeri olarak bildiğimiz basit şeker, yapısı itibariyle yarı glikoz ve yarı fruktozdur demiştik. Meyveler yüksek oranda fruktoz ve beraberinde biraz glikoz içerir. Tahıl ve kuru baklagillerin içerdiği karbonhidratın da vücutta dönüştüğü son yapıtaşı glikozdur. Bal ise %47 oranında fruktoz, %35 oranda glikoz ve kalan miktarca da diğer sakkaritleri içerir. Yani, doğal gıdalarda fruktoz ve glikoz birlikte ve birbirine yakın oranda bulunmaktadır. Bu sayede vücutta metabolize süreçleri de belli bir denge içinde olur. Glikoz (kan şekeri), pankreastan insülin salınımını uyarırken, fruktoz uyarmaz. Glikoz ve fruktozun birlikte alımı, insülin salınımının ve kan şekerinin düzenli olarak yükselip alçalmasını sağlar. Fruktozun insülini uyarmıyor oluşu, onun bilim dünyasınca diyabet hastaları için iyi bir seçenek olarak görülmesini sağlamıştır. Hatta bu durum bal, hurma gibi tatlı olduğu halde, fruktoz ve glikoz oranı birbirine yakın olan gıdaların, diyabet hastaları tarafından da belli bir oranda tüketilebileceği görüşünü ortaya koymuştur. Ancak, şekerlerin günlük karşılanabilecek miktarlardan fazla alınması, pankreasın insülin salgısıyla birlikte, vücutta ağırlık yönetimini sağlayan hormonların (leptin, ghrelin vd.) da düzenini bozmaktadır.

Yakılamayan enerji vücutta yağlanmaya neden olur. Dokulardaki yağ artışı, hormonların dokulara etki etmesini sağlayan alıcıları bozduğundan, insülin ve leptin (açlığı bastırıcı hormon) etkisiz kalır. Zamanla insülin direnci, tip 2 diyabet, kolesterol, karaciğer yağlanması, ateroskleroz gibi hastalıklar ardı sıra gelmeye başlar. Metabolik sendrom dediğimiz bu hastalıklar bütünü, ölümcül bir kısır döngüdür. Günümüzde hazır gıdaların yüksek oranda tüketiliyor olması, bu hastalıkların sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da giderek artmasına neden olmaktadır.

Azı karar çoğu zarar: Fruktoz

Dilimizde “Her şeyin fazlası zarardır” diye bir tabir var.  Maalesef insanımız, faydalı olduğunu duyduğu bir gıdanın, abartıldığında zararlı olabileceğini göz ardı ediyor. Fruktoz doğal olarak gıdalarda bulunan bir şekerdir ve normal miktarlarda tüketildiğinde faydalıdır. Ancak hazır gıdalarla hayatımıza giren YFMŞ, fruktoz alımını normalin çok üstüne çıkarmıştır. Bunun ağır bir sonucu olarak bilimsel araştırmalar, fruktoz tüketiminin diğer karbonhidratlara kıyasla kanser riskini %5 oranında artırdığını gösterdi. Araştırmalara göre YFMŞ kaynaklı yüksek fruktoz alımı, obezite, kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, hiperlipidemi ve yüksek tansiyon hastalıklarının artmasına neden oluyor.

Fareler üzerinde yapılan araştırmalarda, YFMŞ verilen farelerin yem tüketiminin azaldığı, YFMŞ’li suya olan ilgilerinin de sürekli arttığı görüldü. Yani yüksek fruktoz alımı, farelerin normal besinlere olan ilgisini azaltmış, YFMŞ’li suya olan yönelimlerini de artırmıştır. Bugün anneler, benzer bir sebepten dolayı çocuklarına normal yemek yediremezken, abur-cubur ve meyve sularını ellerinden alamamaktadırlar.

2002’de yapılan bir çalışmada, yüksek fruktoz tüketen insanlarda pankreas kanseri riskinin normal insanlardan %57 oranında daha fazla olduğu görüldü. Başka bir çalışmada, karaciğer yağlanması olmayan insanlarda günlük fruktoz tüketimi 45 gramken (3 porsiyon meyve kadar), yağlanma bulunan insanlarda bu oran, 90 gram olarak ölçüldü. Aynı çalışmada, yüksek fruktoz tüketenlerin kan tri-gliserit ve kötü huylu kolesterol seviyeleri çok yüksekti. Bir başka çalışmada da insanlara günde kilogram başına 3 gr fruktoz verildiğinde, 6 gün gibi kısa bir süre içinde vücutlarında insülin direncinin başladığı görüldü.

Ne kadar fruktoz alıyoruz?

Araştırmaların ortaya koyduğu ciddi sonuçlar, bunlara neden olan fruktoz alımının ne kadar olabileceği sorusunu akıllara getiriyor. Eğer abartılı miktarlarda meyve yemiyor, bal içinde yüzmüyorsanız, fruktozun hastalık yapıcı dozuna ulaşamazsınız. Bir misal verelim: “Ne kadar şekerli içerseniz için, bir bardak çaya 15 kaşık şeker atar mısınız?” Elbette atmazsınız. Bir bardak meyve suyu veya kola içtiğinizde ise, vücudunuza giren şeker miktarı 12-15 çay kaşığı çay şekerine denk gelecektir. Soğuk çay, gazoz, meyveli soda, meyve nektarı, meyveli süt veya yoğurt, çikolata, kek, hazır reçel, pastane ürünleri, hazır konserve vs. aklınıza gelebilecek bütün tatlı veya yarı tatlı abur cuburlar, yüksek oranda YFMŞ içeriyor. Hatta light ürün diye aldıklarınız da bile…

Ne yapılmalı?

Konu şeker olduğunda ve miktarlar abartıldığında, biri diğerinden daha masum değildir. Ancak evde yapacağınız doğal bir içeceğin içine koyduğunuz toz şekerin, hazır meşrubatlardaki YFMŞ’den daha masum olduğunu söyleyebiliriz. Sükroz (çay şekeri) ve YFMŞ’yi karşılaştıran çalışmalar, YFMŞ’nin sükroza göre hormon dengesini daha fazla bozduğunu; kan yağlarını, kötü kolesterolü ve kanser riskini daha fazla yükselttiğini; vücut ağırlığını, beden kütle indeksini (BKİ) ve dolayısıyla obezite riskini daha çok artırdığını gösterdi. Bunlardan hareketle yapılması gereken, üzerinde “fruktoz/glukoz şurubu” yazan ürünleri mümkün olduğunca almamak, evde yapılabilecek gıdaların hazırını tercih etmemektir. Her meyveyi mevsiminde değerlendirerek reçellerinizi, meyve suyu ve kompostolarınızı, bal veya şekerle kendiniz yapabilirsiniz. Unutmayın! Eğer hazırından bahsediyorsak, meyve suyu da en az kola kadar zararlıdır.

Şeker Kısır Döngüsü

Yakılamayan enerji vücutta yağlanmaya neden olur. Dokulardaki yağ artışı, hormonların dokulara etki etmesini sağlayan alıcıları bozduğundan, insülin ve leptin (açlığı bastırıcı hormon) etkisiz kalır. Zamanla insülin direnci, tip 2 diyabet, kolesterol, karaciğer yağlanması, ateroskleroz gibi hastalıklar ardı sıra gelmeye başlar. Metabolik sendrom dediğimiz bu hastalıklar bütünü, ölümcül bir kısır döngüdür. Günümüzde hazır gıdaların yüksek oranda tüketiliyor olması, bu hastalıkların sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da giderek artmasına neden olmaktadır.

E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 56 kez okundu. Bugün: 3)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.