Kişisel Gelişim

Tenkitinize Tefekkür Katın

Eleştiri, Tenkit, İstişare

Ne zaman nasıl öğrenildiği, kim tarafından söylenildiği bilinmeyen bilgiler var zihinlerde. Öylesine dursa, zararlı bir yanı olmasa problem yok. Ancak zihinlerdeki bu karışık ve belirli belirsiz bilgiler, tam da karar verme anında tesirini gösterir.

Düşünme,karşılaşılan kavramları anlama ve meseleler arasında bağlantı kurarak sonuç çıkarabilmeye dayanan zihni bir faaliyettir. Düşünme faaliyetinin netice verebilmesi için kirlilikten ve doluluktan arınmış zihnî yapının varlığı şarttır.

İlk duyulduğunda insanı hafif bir tedirginlik içinde bırakan kelimeler var. Ama bu kelimelerin üzerine biraz düşünüldüğünde, derin mana âlemine açılan kavramlar olduğu anlaşılıyor. Bugünlerde derin manalarını idrak etmeye çalıştığımız “Kurban” da bunlardan biridir. Ancak “Kurban” denilince zihinlere bir an bile olsa olumsuz kareler gelebiliyor. Nereden, kimden geldiği belli olmayan bu kareler üzerine düşündünüz mü hiç? Üzücü bir dille anlatılan hayvan kovalama görüntüleri, dehşete düşüren kanlı fotoğraflar, hafızalara sanki deprem sonrası karışıklığı ya da ufukta görünen savaşın dehşetli halini getiriyor.  Kurban bayramından yeni çıktığımız şu günlerde alakası olmayan bu tedirginlik halinin elbette üzerine eleştirel bir bakış açısıyla düşünülmesi ve içerisindeki yanlışlığın ayıklanması gerekiyor.

Kurban misalinde olduğu gibi meseleleri sorgulama yeteneğimizin faaliyette olup olmaması son yıllarda sosyal hayatın başlıca problemlerinden biri haline geldi. Günlük hayat devam ederken birçok meseleyle karşılaşıyor insan. Nereden geldiği bilinmeyen, fikri yapıya tesir ederek onu sürükleyen, insanı zorlayan mevzular var içerisinde. Karşılaşılan meseleleri dinamik bir zihni yapıyla irdeleyebiliyor muyuz? Yoksa pasif bir tüketici gibi ne veriliyorsa hemen tüketiyor muyuz? Tahlil yeteneğimizi gün içerisinde ne kadar dinamik tutabiliyoruz? Düşünmek, tahlil etmek, kıyas yapmak, tenkit ederek yanlışı ayırmak, bunların lüzumu ve nasıl yapılacağı üzerinde durmaya çalışacağız bu yazımızda.

Pasif tüketici olmamak için bir daha düşünmek

Hakikat, yalanlara o kadar sarılarak karşımızda duruyor ki, onu anlayabilmek için defalarca ona bakmak ve hakkında uzun uzun düşünmek zorunda kalıyoruz. Bu sadece fikri ve ahlaki sahada böyle değil, hayatın her anına yayılmış bir doğrular ve yalanlar yumağı sarmış etrafımızı.

Sokağa çıktığımızda bir saatte 500’ün üzerinde bilgi daveti alıyoruz. Birileri bir şeyler istiyorlar bizden. Yeni bilgiler öğretilmek ya da yeni şeyler satılmak isteniyor bize. Bu bazen reklam panosundaki bir eşya tanıtımı, bazen de gazete köşelerine sıkıştırılmış bir düşünce yazısı olabiliyor. Davetler, istekler sokakta ya da iş yerinde bitmiyor. Takip ediyor insanları, evlerine kadar giriyor, medya olarak, konu komşu ve arkadaş olarak. Bazen en yakın arkadaşın bir tavsiyesi ya da anlattığı bir fikir bile çok pahalıya mal olabiliyor.  Üzerine defalarca düşünmek zorunda kaldığımız halde idrak edemediğimiz, karar veremediğimiz bu davetler ve istekler karşısında ne yapmalıyız?

İki katı düşünmek, bazen de düşünce üzerine düşünmek, “teemmül” hayatımızın her anına tatbik etmek belki netice verecektir. Ancak bunun da üzerinde düşünceleri, tenkitleri istişare ortamında ehil insanlarla ele almak çözüm için en ideal yoldur. Çünkü aciz kalıyoruz bazen, kanıp gidiyoruz nereden geldiğini bilemediğimiz, anlayamadığımız fikirlerin arkasına.

Nerede, ne zaman, ne kadar dur deme eleştirisini yapabiliyor muyuz? Ya da idrak edemediğimiz şeyler olduğunda, durdurarak her şeyi anlamaya çalışabiliyor muyuz? Bunları tartışacağız. Ama önce kavram yönünü anlamamız gerekiyor. Kavram olarak tepki vermek, tenkit etmek, eleştirmek, meseleleri tefekkür ederek eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek ne demek, onları anlamamız gerekiyor.

Eleştiri ve tenkit üzerine tefekkür

Tenkit etmek, eleştirmek ya da eleştirilmek kolay şey değil. Eleştirme meselesi bizde biraz daha sıkıntılı. Belki bunun bir sebebi de bu kavramların hayatımıza girişiyle ilgilidir. Çünkü “eleştiri-tenkit” kelimelerinin ilk kullanımına baktığımızda sıkıntının daha o günlerden başladığını görüyoruz. Mesela “tenkit” kavramının yanlış kullanımı üzerine daha ilk günlerden tartışma yapılmış. Tenkid kavramı sözlüklerde “eleştirme, doğruyu yanlıştan ayırma” manasına kullanılmasına rağmen “nakd” (para) kökünden türetilmiş. Belki de türetilmeye çalışılmıştır, çünkü aslında Arapçanın kelime dizimine aykırı bir kullanım vardır burada. Fransızcadan getirilen  “critique” (kritik-eleştiri) kavramının yerine “intikad” (seçip ayırmak) kelimesi kullanılması gerekiyormuş ama öyle olmamış.

O dönemde Şemsemdin Sâmî meseleyi Kamusû Turkî Lügatında da şöyle ele almıştır: “Edebiyat-ı Cedide’de Fransızların “critique” dedikleri “muaheze-i edebiye” (edebi eleştiri) manasıyla kullanılmaya başlanmış ise de, Arabi’de “nakd” maddesi tef’il babından gelmediğinden, bunun yerine “intikad” veya “tenkad” kullanılsa daha doğru olur.” Bu noktada Hüseyin Beyhakiy’nin daha 10.yy sonlarında yazdığı  “El- İntikad Ale’ş- Şafii” adlı eseri düşünüldüğünde zaten “critique”, “intikad” yerinde kullanıldığı anlaşılır.“Eleştiri” kelimesinin ise “el” kökünden mi yoksa kök olamayacak “ele” den mi türetildiği bugün bile tartışma konusu olduğu halde lügatimizde, “ele” kökünden “eleştiri” olarak kullanılmaya devam etmektedir.

İlk eleştiri batıda elyazmalarındaki metinleri eleştirmek ve onların değerini ölçmek için yazılmıştır. Edebiyat-ı Cedidecilerin Fransa’dan aldıkları eleştirinin ilk çıkış süreci bu noktada incelendiğinde, istifade edebileceğimiz neticeler verecektir. Çünkü meselenin üzerinde biraz çalışıldığında edebi metinlerde “eleştiri” türünün ilk çıkış sebepleri ve neden Avrupa’da daha yaygın olduğu anlaşılacak ve bu bizdeki kullanımıyla karşılaştırılabilecektir. Eleştiri türünün ilk örnekleri bağış senetleri ve el yazmalarındaki sahtekârlıkları tespit edebilmek için yazılmıştır. Kilise ve manastırlarda belgelerin gerçeklerini uydurmalarından ayırmak uzmanlık isteyen gayet zor bir işti. Bizde ise böyle bir şeye o dönem için ihtiyaç duyulmamıştı.

Orta çağ tarihi boyunca kilise ve manastırlarda birçok uydurma bağış senedi ve imtiyaz belgesi düzenlenmişti. Hatta bu belgeler üzerine uzun davalar da yapılmıştı. Bunlardan biri de 1440 yılında Constantinus’un, Papalığa Roma’nın geniş bir kısmını bağışladığı belgedir. Bu vesikalar uzmanlar tarafından eleştirilerek uydurma oldukları anlaşılmıştır. Yine Avrupa’da tarihi hadiseleri anlatırken uydurma menkıbe ve masallar kitaplarda tutarsız bütünler ortaya çıkarıyordu. Bunun da ötesinde kutsal olarak görülen metinlerde düzmece ekler bulunduğu anlaşılmıştı.1  Metinleri bu yabancı katkılardan arındırmak için mecburen “critique”, yanlışla doğruyu birbirinden ayırmak için yapılması gerekiyordu.

Eleştiri, yalan yanlış bilgilerin doğru gibi yazıldığı dönemde ortaya çıkmıştı. Yaygın olarak yazıldığı bölge de Avrupa’ydı. Bizde ise Avrupa’dan tercüme edilen Yunan kaynak eserlerini tetkik etmek için eleştiriye ihtiyaç duyulmuştur. Müslüman alimler tarafından önce tercüme edilen, sonra da tenkit edilerek İslâm medeniyetine kazandırılan Roma ve öncesine ait kaynak eserler ciddi eleştiriye ihtiyaç duymuştur.

Bu gün ise yine yalan ile doğrunun sosyal hayat içerisinde ayrımının zorlaşmasıyla “eleştirel bakış açısı-tenkitli değerlendirmeye” ihtiyaç duyulmuş ve bu çok lüzumlu bir hayat kaidesi haline gelmiştir. Ancak bir insanın ne kadar mahir olsa da sosyal hayatın girdaplaşan çıkmazlarından çıkabilmesi zordur. Bu yükün altından kalkabilmek için fikir yapısı kuvvetli ve ahlaki değerleri olan arkadaşlara ihtiyaç duyacaktır. Bunun da bizdeki sistemli adresi “istişare”dir.

 

Meseleleri tenkidinde en doğru yol: “İstişare”

Kıyıda durup denizde bir o yana bir bu yana yalpalayan gemileri seyretmek hoş bir şeydir. Ya da yüksekçe bir yerden aşağıdaki kaza mahallinde olanları izlemek, tıpkı hayatın içerisindeki yanlışları, haksızlıkları, yalanları, sisleri görmek gibidir. Hakikatin durduğu yerden meseleleri tenkit süzgecinden geçirmek ve bu işi en güvendiğiniz insanlarla beraber yapmak, yalandan yanlıştan, abartıdan, hataya düşmekten kurtulmak için en doğru yolu bulmak. İşte bunun adı “istişaredir”. İstişare “tenkit” yeteneğine sahip kişilerin sistemli ve usulüne göre, açık kapı bırakmaz bir kararlılıkla doğruları keşfetmek için toplanmalarıdır. Bu da “tenkit” ile “istişarenin” kesişme noktasını oluşturur. Çünkü istişarede eleştiriyi kabul edip kendi kendini eleştirdikten sonra, bunun da üzerine çıkarak; “Kendimi tenkit süzgecinden üstün akıl sahipleri vasıtasıyla çıkartmak istiyorum.” fikri vardır ki, bu anlayış insanları çıkmazdan kurtaracak bir düşünce tarzıdır.

Düşünme, karşılaşılan kavramları anlama ve meseleler arasında bağlantı kurarak sonuç çıkarabilmeye dayanan zihni bir faaliyettir. Düşünme faaliyetinin netice verebilmesi için kirlilikten ve doluluktan arınmış zihni yapının varlığı şarttır. Bu sebeple araştırma, eleştirme ve soru sorma yeteneğine sahip kişiler istişareyi sonuca götürebilirler. Meselenin tenkit edilme aşaması ise sistemin doğru çalışması için gereklidir. İstişare yapacak kişiler ilk önce ne yapacaklarına odaklanmaları gerekir. Arkasından karar verme aşamasında mantıklı ve karşılıksız bir çıkar içerisinde, meseleyi ele alabilmelidirler.

İstişarenin usulü ve gerekliliği

Karşılıksız çıkar içerisinde bir araya gelebilmek işin aslını oluşturur. Çünkü istişare sürecinin mantıklı işleyebilmesi buna bağlıdır. Diğer şartlar ise arkasından gelir. Ele alınan mevzuda herhangi bir arzusu olmayan, gizli bir maksadı da bulunmayan insanlar, öncelikle ispat edilmiş gerçekleri diğerlerinden ayırarak işe başlamalıdırlar. Daha sonraki merhale ise iddialar arasındaki farklılıklar yakalanmalı ve öne sürülen bilgilerin kaynakları tenkit edilmelidir. Birbiriyle irtibatı olmayan bilgiler diğerlerinin arasından çıkartılmalı, önyargıyla söylenilenler ve bilerek yapılan hataların farkında olunmalıdır. Eğer tutarsız iddialardan ve şüphelerden mesele ayıklanamıyorsa etkili soru sorabilmek tıkanıklığı açacaktır.2

“Bu kadar ayrıntıya inmek gerekli mi?” , “Ya netice alınamaz ise?” soruları akla gelebilir. Ancak doğruyu yanlıştan ayırmada Hazreti Allah Peygamber Efendimize kefil olduğu halde, yine de istişare etmeyi emretmiştir. Yalan ile doğrunun birbirine insicamlı bir şekilde karıştığı günümüz şartları düşünüldüğünde, hakikate ulaşabilmek için istişarenin önemi iki kat daha artmıştır.

Özellikle Amerika’da eleştirel bakış açısı son yıllarda çok beğenilmekte ve adına onlarca kitap, yüzlerce makale yazılmakta, üniversitelerde ders olarak okutulmakta, dernekler kurularak halk arasında yaygınlaştırılmaya çalışılmakta ve eğitim sisteminde yaygın olarak uygulanmak istenilmektedir. Ancak istişarenin özündeki “ortak aklı” oraya çıkartma çalışması “eleştirel düşünce” sisteminde yoktur. Bu sistemde sosyal bir varlık olan insan yine “birey” olarak ela alınmakta ve insanın yalnız başına meselelerin altından kalkması beklenilmektedir. Her ne kadar “profesyonel bireyler” kavramı ön plana çıkarılsa da bu mümkün değildir.

İstişarenin, eleştirmenin, nitelikli soru sormanın önemini anlayan ve bu hususta çalışma yapan kuruluşlardan biri de eğitim camiasıdır. Özellikle “eleştirel bakış açısı” başlığı altında mevzu eğitim sistemlerine de uygulanmaya çalışılmaktadır. Eleştirel bakış açısı eğitimde karmaşıklıkların altından çıkabilmek ve öğrencilerin kendi kendini geliştirebilmeleri düşünülmektedir. Bir “öğrenme sitili” olarak ele alınan eleştirel düşünmede mesele tespit edilmiştir ancak yine “tenkit” kelimesinin getirilişinde olduğu gibi yanlış yol izlenmektedir. Eğer bunda ısrar edilirse, her şeyi eleştirebilen ama bir araya gelip en küçük bir meseleyi bile çözemeyen insanlar yetişecektir. “İstişare” gibi temeli sağlam ve yüzyıllardır netice alınan bir sistemi, klasik kültürümüz içerisinden bularak işe başlamak doğru bir başlangıç olacaktır.

Amerika’dan intihal edilmeye çalışılan “eleştirel düşünme”, “istişare”nin kötü bir kopyasıdır. “Cevap verme her geçen gün zorlaştığı için eleştirel düşünme” sloganıyla ilk 1980 yılında California’da kurulan “Eleştirel Düşünme Vakfı” (The Critical Thinking Company) insanı başlangıçta üçe ayırarak işe başlamaktadır.3   İnsanlar “Bencil, saf, önyargısız”dır. Saf insanlar nasıl ve ne şekilde düşündüklerine önem vermezler. Bencil insanlar ise düşünme konusunda iyidirler ancak başkalarına karşı adil değillerdir. Tercih edilen “bireyler”! ise önyargısızdır. Ve bunlar düşünme konusunda iyidirler ve başkalarına karşı da önyargısızdırlar.

Aynı meseleyi ele alan Hazret-i Ömer Efendimiz “İnsanlar üç kısımdır.” der. “Birincisi karşılaştığı meseleleri kendi görüşleriyle halleder. İkincisi tereddüt ve şaşkınlık içerisinde ne doğru tavsiyeyi dinler ne de yol gösterenlere itaat eder. Üçüncü ve tavsiye edilen kısım ise karşılaştıkları müşkül işlerde danışmaya başvurur ve doğru görüşlü kimselerin tavsiyelerine göre hareket ederler.”4

İstişarenin yol haritası

Ortaya çıkan meseleleri beraber çözmek için, meselenin önünü de arkasını da görebilmek için, doğru fikre beraber ulaşmak için, karmaşık ve sürekli değişen çevreye karşı tedbir için, zararlıları ayıklamak için, olumsuz tarafları ve belirsizlikleri görmek için ve istenen neticeye beraber ulaşabilmek için istişare yapılır.

  1. Bir araya gelebilmek:

Fikirler arasında farklılıkları yakalayabilmek, akıllı insanların görüşlerini de meseleye katabilmek ve eleştirel düşünceyi bütün yönleriyle gerçekleştirerek en sıhhatli neticeye ulaşabilmek için bir araya gelebilmek şarttır. Eğer bir yerde, bir araya gelerek istişare etmekten korkuluyorsa, eleştirel bakış açısına sahip olmayan, istişareye inanmayan, bir tabirle “saf ya da bencil” diğer bir tabirle de “dar fikirli ya da tereddüt” içinde olan insanlardan söz edilebilir. “İşimi başkalarına danışırsam zayıf bir kişi olduğumu öğrenirler”, düşüncesi kötü bir mazerettir. Zira görüş alış verişi iftihar etmek için yapılmaz, belki neticeden faydalanarak hatalardan kurtulmak için yapılır. Hatadan kurtaran şey de ayıp olmaz.5

  1. Meseleyi anlayan kişiler:

Mesele masaya yatırıldığı zaman, kullanılan kavramlara vukufiyeti olan kişiler ön plana çıkacaktır. Sadece kavramları anlamak için değil tartışılan meselede kaynakların güvenirliğini test etmek için de tecrübeli ve meselede bilgisi olan kişiler önemli olacaktır. Sorumluluk duygusuna sahip, bilgili, güvenilir, tarafsız, kendi düşüncesinin farkında olan, meselelere tenkit tarafından yaklaşabilecek ve ahlaklı kişiler, istişare edilebilecek vasıftaki insanlar olarak sıralanabilir.

  1. Tenkit masasının kurulması

En zor kısmı da tenkit masasının kurulmasıdır. Eleştirilmek zaten zor bir iştir, bir de bunu doğru insan yapmıyorsa eleştirilen insan iki kat zorlanır. Burada tenkidine güvenilecek kişilerin vasıfları ön plana çıkar. Öncelikle tenkit edecek kişiler ahlaklı, sabırlı, düşünerek hareket eden, açık niyetli ve meseleye tarafsız bakabilen insanlar olmalıdır. Eğer böyle insanlarla tenkit masası tam kurulamazsa öne sürülen iddiaların arasındaki delili bozuk olanlar ayıklanamaz, tutarsızlıklar giderilemez. Ve birbiriyle bağlantısı olmayan, neticeye de yardımcı olmayan yollarda uzun zaman harcanılabilir. Bu yüzden tenkit, istişareyi hatadan koruyan ve enerji kaybını azaltan yönleriyle çok önemlidir. Tenkit masasının tehlikeli noktası ise cedelleşmeye varmaktır. Bu da olayın şahsileştirilmesiyle olur. Delile dayanmayan bilgilerin ve mesele hakkında bilgisi olmayan kişilerin masadan çıkartılmasıyla problem aşılabilir.

İşin sırrı her adımda soru sorabilmekte

Söylenilen şeyler doğru mu? Başka kelimelerle nasıl ifade edilir? Bunu kim söylüyor? Bilginin kaynağı neresi? Bu bilgi çözdüğümüz meseleyle ilişkili mi? Bize yardımcı olabilecek bir mantık nasıl kurulur?  Biz meselenin neresindeyiz ve nereye doğru bakıyoruz? Düşünmemiz gereken başka noktalar var mı? Sormamız gereken soruların tamamını sorduk mu? Gerçekte ne istiyoruz ve ne neticede elimizde ne olacak?

Bu sorular istişare masasında sonuç verdiği gibi günlük hayatın belirsizliklerinden ve karışıklıklarından kurtulmak için de kullanılmalıdır. Çünkü kısıtlı bilgilerin bile taraflı kullanıldığı bir ortamda, akıl yürüterek, istatistikî rakamlar kullanarak, matematik hesabı yaparak meselelerin altından kalkılamıyor. Bütün ölçekler sonucu belirsiz veriyor. “İnsanlar çoğu zaman verdikleri karara nasıl ulaştıkları konusunda bilgi sahibi değiller. Sonuçtan haberdardırlar fakat mekanizma hakkında bilgileri yoktur.”6  Çözüm ise nitelikli soru sorabilmek ve istişare edebilmekle mümkündür.

Kimlerle istişare edilebilir?

  • Güzel soru sorabilen, fikri açık ve meseleyi boğulmadan ele alabilecek ve başkalarının görüşlerini de göz önüne alabilecek doğrulukta konusunda uzman nitelikli bilgiye sahip olan kişiler,
  • Geçmiş tecrübesi olan, farklı seçenekleri ve farklı eğilimleri de görebilen, kendi düşüncesine ters olan bilgileri dahi masaya getirebilecek cesareti olan kişiler,
  • Takva sahibi, ahlaklı ve zihnî olgunluğa sahip
  • Zor meseleler karşısında bile akıl yürütebilen, planlı, dikkatli ve kendine güveni olan,
  • Herhangi bir çıkarı olmayan, mesele karşısında kendisini etkileyecek bir arzusu olmayan kişiler, maksadı da olmayan kişiler olmalıdır. Çünkü arzu ve maksatlar kişinin fikrini bozar ve onu isabetsiz kılar.7

…………………………………………………………………………………….

DİPNOTLAR:

1 Süheyla Bayrav, Filolojinin Oluşumu, İstanbul 1975, S. 55.

2 Kökdemir Doğan, Belirsizlik Durumlarında Karar verme ve Problem Çözme, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2003.

3  http://www.criticalthinking.org/

4 İmam-ı Maverdi, Edeb’ün-Dünya Ve’d-din, İstanbul 1982, S. 488.

5 Aynı yer, S.193.

6  Kökdemir Doğan, S.6.

7  İmam-ı Maverdi, S.49

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı