Din ve Hayat

Tevazuda Üç Boyut: Kalp, Lisan, Beden

Ebû Ali er-Rudbârî (r.h.) Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Zengin bir kimseye sırf zenginliği için tevazu gösteren kimsenin dininin üçte ikisi gider.” hadîs-i şerifini şöyle izah buyurdu: İnsan üç şeyi ile vardır. Kalbi, lisanı ve bedeni. Eğer lisanı ve bedeni ile zengine tevazu gösterirse dininin üçte ikisi gider. Lisan ve beden ile beraber kalbi ile de tevazu gösterirse dininin tamamı gider.

Tevazu, Cenâb-ı Hakk’ın büyüklüğünün yanında kendi küçüklüğünü anlamaktır. Tevazu, kibir ve büyüklenmenin zıddı, şeref ve izzetin merdivenidir. Tevazünün gücü, kibir ve büyüklerime göstermeden vakarı muhafaza ile ortaya çıkar. İnsan ne hâl ve mevkide bulunursa bulunsun yine insan olduğunu ve her hususta aciz ve zayıf olduğunu hatırlamalıdır. Yaratılışta ve kullukta diğerlerinden bir farkı olmadığını düşünmeli ve kendisinde fazla bir nimet ve meziyet var ise onun Cenabı Hakk’ın bir lütfü olduğunu, bu lütuf ve ihsanı da geri almaya muktedir olduğunu bilmeli ve aczini itiraf edip tevazuda kusur etmemelidir.

Tevazu, insanın mahviyet göstermesidir. Allah’ın büyüklüğünü düşünüp kendisine büyüklük atfetmemesidir. Sahip olduğu mertebe ile gururlanmayıp kendisini o mertebenin dışında imiş gibi görmesidir. Bunun aksi ise kibirlenmektir, gururdur, insanın kendisini büyük görmesidir.

Efendimiz’in yüksek tevazusu

Pbygamber Efendimiz (s.a.v.) yaratılmışların en şereflisidir. O kadar yüksek mertebesiyle beraber çok mütevazı idi. Fakirleri, zayıfları daima gözetir, müsafirlerinin altlarına kendi mübarek hırkasını serecek kadar lütufta bulunurdu. Bir meclise girince nerede boş yer bulursa orada oturmak ister, bulunduğu meclislerde elbisesini toplu tutup etrafa yaymazdı. Bununla beraber, bulunduğu meclislerde herkesten çok vakarını korurdu. Söze lüzum görmedikçe sükût ederdi.

Gülmek icap edince tebessüm ile iktifa buyururdu. Huzuru saadetinde bulunanlar da son derece edebe riayet eder, başlarını aşağıya eğerlerdi. Konuşurken seslerini yükseltmezlerdi, gülmeleri de tebessüm derecesini geçmezdi. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) huzuru saadetine çıkan bir şahsın dizleri titremeğe başlayınca Efendimiz (s.a.v.), tam bir tevazu ile “Ey insan, rahat ol, korkma, ben padişah değilim. Ben ancak Kureyş kabilesinden bir hatunun oğluyum.” buyurdular.

Ümmetin tevazu ruhu

Resulullah (s.a.v.) bir yolculukta idi. Ashabına bir koyunu kesip temizlemelerini emretti. Birisi: Yâ Resûlallâh! Boğazlamayı ben yaparım, dedi. Bir başkası: Yâ Resûlallâh! Yüzmeyi ben yaparım, dedi. Bir başkası da: Yâ Resûlallâh! Pişirmeyi de ben yaparım, dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Odun toplamayı da ben yaparım,” buyurdu. Ashâb-ı Kirâm: Ya Resulallah! İşi yapmak için biz yeterliyiz, dediler. Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v.): “Sizinyeterli olduğunuzu ben de biliyorum, fakat kendimi sizin üstünüzde tutmak bana hoş gelmez.

Çünkü Allah Sübhanehü ve Teâlâ Hazretleri kulunun arkadaşları arasında kendisini üstün tutmasını kerih (çirkin) görür.” buyurdu.

Mütevazi insan kimdir?

Tevazu sahibinin ahlâkından bazıları şunlardır: İnsanlara eziyet veren şeyleri yoldan kaldırır, çocuklara selâm verir, fakirlerin meclisinde oturur, büyüklere saygı gösterir,
âlimlere hürmet eder, zayıflara yardım eder. Hiçbir mümini fakirliğinden dolayı hakir görmez.

Mütevazı; arkadaşının hediyesini kabul eder ve o hediyeden mecliste bulunanlara ikram eder. Mümkünse daha kıymetli bir şeyi ona hediye eder. Hastaları ziyaret eder, cenazeye katılır, musibete uğrayanlara taziyede bulunur. Fasıklara buğzeder, fakat beddua ve lânet etmez. Fışkından vazgeçmesini temenni eder.

Zulmüne mâni olmak için zalime yardım eder. Kendisinden zulmü def etmek için de mazluma yardım eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “İster zalim olsun, ister mazlum olsun, kardeşine yardım et.” buyurunca ‘Zalime nasıl yardım edebiliriz?’ denildi. Peygamber Efendimiz de (s.a.v.) ‘Başkasına zulüm yapmasına mâni olmak suretiyle.’ buyurdu. Pbygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Allahü Teâlâ bana, birbirinize tevazu göstermenizi, hatta hiç kimsenin başka birine karşı övünmemesini, hiç kimsenin başka birine zulmetmemesini vahyetti.” buyurmuşlardır.

Bütün insanlar tevazu ile vasıflanmış olsalar birbirini severler, aralarından rekabet, husumet kalkar, aralarında birbirine karşı övünme olmaz. Artık müsterih yaşarlar, bunun mânevi mükâfatını da görürler. Kibir ve gurur ise insaniyete lâyık olmayan bir haslettir. İnsanlar kendi acizliklerini bilmelidirler, beyhude yere böbürlenmemelidirler.

Kibire tevazu yoktur

Pbygamber Efendimiz (s.a.v.) acizlere, yoksullara o kadar iltifat ve tevazu gösterdiği halde, kendileriyle muhaberede bulunduğu hükümdarlara karşı asla tezellül göstermez. Peygamberlik makamının yüceliğini muhafazadan asla geri durmazdı. Kayserlere, Kisrâlara gönderdiği nâme-i hümayunlarında daima mübarek ismini takdim ederdi. “Allah’ın kulu ve Resûlü Muhammed -Sallallâhu Aleyhi Vesellem-tarafmdan Rum büyüğü Hirakl’e” diye yazdırırdı. Ve kendilerini hiç perva etmeksizin İslâm dinine davet ederdi. Kabul etmedikleri takdirde azaba uğrayacaklarını, saltanatlarının ellerinden çıkacağını kendilerine açıktan açığa ihtar buyururdu.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı