Kültür SanatAile Özel

Tüketim İsteği, Önce Aileyi Tüketiyor

Kredi kartı ve tüketici kredilerinin kolay kullanımı, insanların tüketimlerini öncelemelerine sebebiyet vermektedir. Bu da kişilerin aslında elde etmedikleri geliri sanki gelecekte elde edeceklermiş gibi şimdiden tükettiren bir sistemdir. Bu sistemde insanoğlu sanki geleceğini bilirmişçesine gelecekteki bir ihtimali esas alarak tüketim kararı vermektedir.

Bir memleketin ekonomisinin sağlamlığı, aile ekonomisinin sağlamlığına bağlıdır. Aile ekonomisinin sağlamlığını ise aile bütçesinden tüketime giden harcamaların miktar ve muhtevası belirlemektedir. Aile bütçelerinde gelir-tüketim dengesinin sağlanamaması, aile bütçesinin sürdürülebilirliğini bozmakta ve ailede ekonomik kriz başlamaktadır. Bu da aile krizlerine neden olmakta ve boşanmaya giden yolda “şiddetli geçimsizlik” için bir sebep teşkil etmektedir. Ailelerin ekonomik krizi dalga dalga yayılarak ülke ekonomisinin durgunluğa itilmesine yol açtığı gibi ekonomik sebeplerle ailedeki infialler de toplumun geneline yansımaktadır.
Şu dönemde hala yaşanmaya devam eden global ekonomik krizin ve gerçek manada şiddetli geçimsizlikle artan boşanmaların sebeplerinden birisi de aile bütçelerindeki tüketim harcamalarının artışıdır. Yaşanan global krizin temellerini 2000’li yılların başlarında aramak gerekmektedir. 2000’li yılların başında finans piyasalarındaki hızlı genişleme, tüketim çılgınlığını artıran iki önemli kanal açmıştır. Bunlar;
• Kredi kartı kullanımının yaygınlaşması ve
• Tüketici kredilerinin kullanımındaki artıştır.
Bu iki kanal finans sistemi tarafından açılmış ama kanalın suyunun akıtılması, moda ve ilan-reklâm sektörü aracılığıyla hızlandırılmıştır. Çünkü kapitalist üretim anlayışının temel felsefesi “önce ürünü üret sonra müşterisini bulursun” fikridir. Bu fikirle üretilen malın satılması için her türlü reklam yolunun kullanılarak tüketim isteğinin beyinlere zerk edilmesi, iki aylık maaşı ile bir cep telefonu almayı hayal eden ve bunu gerçekleştirmek için her türlü kredi yolunu kullanmaya çalışan kişilerin ailelerde ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu da ailelerde önceliklerin değişmesi manasına gelmektedir.

Tüketim merkezli bir aile

Hâsılı, kredi kartı ve tüketici kredilerinin kolay kullanımı, insanların tüketimlerini öncelemelerine sebebiyet vermektedir. Bu da kişilerin aslında elde etmedikleri geliri sanki gelecekte elde edeceklermiş gibi şimdiden tükettiren bir sistemdir. Bu sistemde insanoğlu sanki geleceğini bilirmişçesine gelecekteki bir ihtimali esas alarak tüketim kararı vermektedir. Oysa bizim geleneklerimizde “geleceğe göre şimdi” değil, “geçmiş tecrübelerimize ve tasarruflarımıza göre gelecek planlarımızı” yapma düsturu vardır.
Tüketimini önceleyen bir kişinin gelecekte işini kaybetmesi veya kredileri karşılayacak gelir elde edememesi, aldığı borcu geriye ödeyememesiyle sonuçlanmaktadır. Bu defa tüketiciye kredi veren banka, kendi borç aldığı alacaklılara borcunu ödeyememektedir. Borç döngüsündeki bu bozulma bankacılık-finans sistemini dalgalandırmaktadır. Neticede risk ve belirsizlikler artmaktadır. Sonuç finansal krizdir.

Kredi plansız tüketim yolunu açıyor

Kredi plansız tüketim yolunu açıyor. Tüketimin öncelenmesinin finansal krize yol açmasının yanında bir başka boyutu daha vardır. Tüketici kredilerinin ve kredi kartlarının kullanımının artması, tüketim mallarına olan talebi hızla artırmaktadır. Tüketim malları talebi artınca firmalar üretimlerini artırmakta, yeni şubeler açmaktadırlar. Tüketiciler, kredi kartlarını veya çektikleri kredileri ödeyemeyince talep bir anda düşmektedir. Talep düşünce daha önceden şube artışı yapan firmaların karları bir anda düşmekte, maliyetleri yükselmekte, işçi çıkartmalar başlamaktadır. Kriz öncesi durumlarından daha kötü duruma düşebilmektedirler.
Neticede öncelenmiş bir tüketim anlayışı, aileleri çıkmaza sürüklediği gibi finansal krizlerin oluşmasına sebep olmakta ve hem de reel sektör dediğimiz üretici sektörün krize girmesine yol açmaktadır. Yaşanan global ekonomik krizlerin tüketimle bağlantısı bu biçimdedir. Acaba tüketici kredilerinin kullanımı Türkiye’de nasıl bir seyir izlemektedir?. Bu durumu aşağıdaki tablo ve grafikten görebiliriz.

2004 yılından itibaren Türkiye’de tüketici kredileri hızla artmıştır. Bu artışta konut kredilerinin ve ihtiyaç kredilerinin payının fazla olduğu gözlemlenmektedir. Taşıt kredileri, düşük ve istikrarlı seyretmektedir. İhtiyaç kredilerinin sermaye malı alımından çok tüketim malı alımına gitmesi buradaki riski göstermektedir.
2000 yılından 2010 yılına gelinen zaman zarfında tüketici kredileri 3,8 milyar TL’den 122,2 milyar TL’lere çıkmıştır. Toplamda yaklaşık 40 kat bir artış söz konusudur. Oysa aynı dönemde kişi başına gelir 2.593 TL’den 15.137 TL’ye yükselmiştir. Buradaki artış yaklaşık 7 kattır. Bir tarafta 40 katlık kredi artışı, diğer tarafta 7 katlık gelir artışı vardır.
Türkiye’deki durum değerlendirildiğinde sırf tüketim amaçlı kredi çeken ailelerin ekonomik yapısının pek de iç açıcı olmadığı bu basit verilerden gözlemlenebilmektedir. Bütün bu analizlerin sonunda aile bütçelerini tehdit eden ana unsurun tüketimin öncelenmesindeki en önemli saik olan tüketici kredileri ve bilinçsiz kredi kartı kullanımı olduğu anlaşılmaktadır. Plansız harcamalarla dar boğaza giren ailelerin bunalıma girmesi kaçınılmaz olduğundan ailenin korunması için bu iki tüketim kanalının daraltılması ya da kapatılması gerekmektedir.

Finans piyasalarındaki hızlı genişleme, tüketim çılgınlığını artıran iki önemli kanal açmıştır. Bunlar; Kredi kartı kullanımının yaygınlaşması ve Tüketici kredilerinin kullanımındaki artıştır.

Peki, bu durumda ailenin tüketimi nasıl planlanmalıdır?

Dinimizin “bereket” müessesiyle alakalı hükümleri hayat anlayışımız haline gelmelidir. Mesela ekmek tüketirken şu hadis-i şerife riayet etmelidir. “Ekmeğe hürmet ediniz, Muhakkak o, yerin ve göğün bereketindendir. Kim sofradan düşen ekmek kırıntılarını yerse günahları mağfiret olunur”(Feyzü’l Kadir).
Her ay bir miktar tasarruf yapılmalıdır. “Ak akçe kara gün içindir” ve “Sakla samanı gelir zamanı” atasözleri aslında iktisat bilimini bize özetlemektedir.
Her ay ailenin bütçesi yapılmalıdır. Şu nokta önemlidir. İhtiyaca göre bütçe değil, bütçeye göre ihtiyaçlar ayarlanmalıdır. Yani ayağını yorganına göre uzat atasözüne uyulmalıdır. Bu konuda görev daha çok hanımlara düşmektedir. “Yuvayı dişi kuş yapar” anlayışı bize bunu tavsiye etmektedir.
Kullandığımız tüketim mallarını “kararınca” kullanmalıdır. Kendi medeniyetimize baktığımızda bu konu aslında çözümlenmiş bir konudur. Nehirden abdest alırken dahi itidali tavsiye eden bir anlayışımız vardır.
Konuya iktisat biliminin usulleri açısından baktığımızda gelir artışımızdan fazla tüketim artışımızın olmaması gerekir. “Sermayeniz kadar iş yapınız” tavsiyesi, gelirimiz kadar tüketim yapmamızı da ihtiva ediyor. Devletler için de geçerli olan bu kural şöyle işlemektedir. Her ay gelir artışımıza bakmalıyız. Aynı ay tüketim artışıma da bakmalıyız. Eğer tüketimimizdeki ilave artış, gelirimizdeki ilave artışa eşitse veya daha az ise aile bütçemizi sürdürebiliriz. Ancak tüketim artışımız gelir artışımızı aşarsa borçlanmamız kaçınılmaz olur. Borçlar biriktikçe sürdürülemez boyutlara gelir. Nihayeti borç krizidir. Aynen aile bütçesinde olduğu gibi devlet bütçesinde de bahse konu durum yaşanmakta ve birçok devlet bu sebeple borç krizlerine sürüklenmektedir.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu