Gelenekten GeleceğeKültür Sanat

Turna

Bir Sadakat Timsali

İnsanoğlunun yüreğine hasret ateşi düşünce vuslat umudunu göklerde arar. Çünkü o esnada hasretiyle paylaşabildiği tek şey gökyüzüdür. Sevdikleriyle aynı göğün, aynı güneşin altındadır. Bir de ahını, sesini, selamını ulaştırsa uzaklara bir parça teselli bulacaktır ama ne gün bunun farkındadır ne de güneş.

İnsan vuslat umudunu göklerde ararken kulaklarına feryat eden bir ses dolar ve gözlere iki kanat gölgesi düşer: Turna.

Turna ki ağırbaşlı, uçuşu mutedil, sesinden anlaşılan o da dertli bir göçmen değil mi? Yüreğinin ağırlığını ahına yükler gönderir, turna katına. Turnalar gariplerin emanetlerini toplaya toplaya gurbeti sılaya, sılayı gurbete gergef işler. Onun için ağırdır turnanın yükü.

Turnaya dair

Turnanın Türkçede ilk rastlanan şekli “turunya”dır. Çeşitli yörelerde “angık” ya da “gövgazı” şeklinde de adlandırılır. Edebi metinlerimizde Farsça karşılığı olan “küleng” diye de geçer.

Dünya üzerinde 15 farklı türü bulunan turnanın Türkiye’de iki türüne rastlanır. Birisi her zaman görülebilen turna (grus grus) diğeri ise ülkemize sadece 13 tanesinin göç ettiği tespit edilen telli turna (antropoides virgo)’dır.

Turnalar; leylek büyüklüğünde, siyah benekli, gri ya da beyazımsı renkli, uzun bacaklı, zarif boyunlu, parlak, duru ve güzel gözlü, çok geniş kanatlara sahip göçmen su kuşlarıdır.

Türk edebiyatında turna imgesi

İnsanlar duygularını çeşitli nesneler ve olaylarla sembolleştirmişlerdir. Seherde esen saba yeli, istasyona gelip giden kara tren, daha sonraki dönemlerde postacılar haber umudu olmuştur. Tıpkı bunun gibi turnalar da Anadolu insanı için hasretin, sıla özleminin ifadesi olarak düşünülmüş, haberci vazifesi görmüşlerdir.

Turnalar divan şiirinde daha çok ötüşleri, V şeklinde uçuşları, yırtıcı kuşlarla mücadeleleri, tüyleri, gözleri vb. özellikleriyle yer almışlardır.

Bilhassa İzzet Molla’nın;

“Bilmem ki söndü yohsa yeniden mi aldı dil,

Çıkdı sipihr-i çârüme saff-ı küleng-i âh”

beytinde gönül yangınından çıkmış âh dumanını havada gri renkleriyle “V” şeklinde uçan turna sürüsüne benzetmesi, turna imgesinin bu çerçevedeki en güzel örneklerinden birisidir.

Turna, halk edebiyatında ise çoğu kez gönül kabına sığmayan mahzun bir terennümdür ki, gurbet acısını ortaya döküverir. Şairler gökte süzüle süzüle uçan turna katarını görünce;

“Dost eline giden turna, bekle kelamı kelamı,

Uğrar isen yar yanına, eyle selâmı selâmı”, diyerek kimi zaman sevdiklerine selam gönderirken kimi zaman;

“Koyuverin ben yârime varayım,

Muradıma maksuduma ereyim,

Sen bilmezsen ağ kuğudan sorayım,

Hayır mı gök turnam yardan ne haber?”, diyerek turnanın sevdiklerinden bir selam, bir haber getirmesini beklerler.

Sadakat ve ses dalgaları

Edebiyatımızda neden haberler, selamlar turnalara ısmarlanır? Anadolu insanının bu tercihini açıklamak için günümüzde turnayla ilgili yaygın kanaatlere bakmak yeterli olacaktır.

Turnalar göçmen bir kuş oldukları için gittikleri yolu tekrar geri dönerler. Dolayısıyla gönderilen selam ya da haberin karşılığı alınabilir. Turnalar aynı zamanda bir vefa timsalidir. Tek eşli bir hayat süren turnalar eşini kaybedince; bazı kaynaklara göre yedi yıl, bazı kaynaklara göre ömür boyunca bir daha eşleşmez. Ayrıca turnalar yaşlanan anne ve babalarının iâşe sorumluluklarını da üstlenirler. Bu özelliklerinden dolayı Anadolu insanı, emaneti zayi etmez diyerek selamlarını, haberlerini hep turnaya ısmarlamıştır.

Öte taraftan turnaların sesleri feryat eden bir çığlığa benzer. Nefes boruları trampetin helezonlarını andıran şekilde iyice bükülü olduğu için turnalar, birkaç kilometre uzaktan duyulabilen; boru sesine benzeyen, tiz, berrak aynı zamanda hüzünlü bir ses çıkarırlar. Göç esnasında seslerinde daha matemli hava vardır. Şairler turnayla kendilerini özdeşleştirirler. Bu, tıpkı Mevlana’nın sazlıktan yani anavatanından ayrıldığı için inleyen ney metaforuna benzer.

Halk ananesinde turna

Turnalar, kültürümüzde temizlik, mutluluk, güzellik ve hürriyetin sembolü olarak da düşünülmüştür. Mübarek, akıllı, her hareketi doğru bir kuş olarak bilinir. Turnaların, yeryüzündeki fenalıklardan teessür duyarak yollarını şaşırdıklarına inanılır. Bu yüzden turnaların yolunu şaşırtmak ve onları havada tutmak hoş karşılanmamıştır. Anadolu’da eğer turna katarının bozulduğu fark edilirse yere bıçakla bir yuvarlak çizilir, sonrasında bir Fatiha-i şerîfe ve üç İhlâs-ı şerîf okunarak katar bağlamalarına yardımcı olunur.

Turnaların eti helal olmasına rağmen avlanması pek hoş görülmez. Avcısının bir belaya dûçâr olacağı düşünülür. Turna beyninin dalak büyümesine iyi geldiğine inanıldığından bu gibi özel durumlarda avlanır. Bunların yanında halk muhayyilesine göre turnanın ilkbaharda gagasında buğday taşıması bolluğa, kemik taşıması ölüme, yılan taşıması felâkete; alçaktan uçması senenin soğuk, yüksekten uçması sıcak olacağına işaret eder.

Osmanlı’da askeri bir sınıf: Turnacılar

Kuşları ve kuşlara ait bazı hususiyetleri simgesel olarak manalandırma işi çok eskilere dayanmaktadır. Osmanlı devrinde devam eden bu geleneğin hem sosyal hem askeri sahada misallerini görmek mümkündür. Mesela; Yeniçeri Ocağı cemaat ortalarından 68. ortaya “Turnacılar” kumandanına da “Ser-Turnaî” veya “Turnacıbaşı” denilir.

Rivayete göre; Fatih Sultan Mehmed Han av esnasında bir tepenin arkasından havalanan turnaları görmüş, bunları avlamak için şahin ve doğan aranırken 68. ortaya ait bir tazının koşup turnalardan birini yakalaması çok hoşuna gitmiş, bu ortanın hasekisinin yevmiyesine 1 akçe zam yaparak “Turnacıbaşı” unvanıyla odasını diğer hasekilerin üzerine çıkarmıştır. Bundan sonra bu yeniçeri ortası da “Turnacılar” olarak adlandırılmıştır.

Turnacıların ilk dönemler asli görevleri genellikle tazı ve doğan beslemek ve avlara iştirak etmekken daha sonraları devşirme memurluğu, yeniçeri kumandanlığı, ayanlık ve kaptan-ı deryalık gibi kurumlarla ilişkiler görev tanımları içerisine girmiştir.

Turna teli/teleği

Turna tüyleri ya da telekleri Osmanlı padişahlarının sorguçlarını; yeniçerilerin börklerini; akıncıların kalpak, külah ve miğferlerini, yeni gelinlerin başlıklarını süslemiştir. Bu tüyler bir zamanlar kahramanlık sembolü olarak kullanılırken sonraları hiyerarşik bir anlam kazanmıştır.

Yeniçeriler, turna tellerini börklerinin ön orta kısmında bulunan ve “kaşıklık” denen yerin yanına takarlardı. Kaşıklık, sembolik olarak aynı sofradan nasiplenmeyi ifade ederken turna tüyleri de sadakat ve birlik ruhunu temsil ederdi.

Turna telleri, iktidar ifadesi olarak da kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Ayasofya’da kılınan ilk Cuma namazından sonra Akşemseddin Hazretlerinin, Fatih Sultan Mehmed Han’ın başına bir turna teli taktığından bahsetmektedir.

Allı Turna: Flamingo

Türkiye, flamingolar için önemli ülkelerden biridir. Türkiye’de flamingoların iki önemli üreme alanı vardır. Bunlardan biri Tuz Gölü, diğeri ise Gediz Deltası’dır. Tuz Gölü, yeryüzündeki en büyük üreme kolonisidir. Bu alandaki çamur adalarında 150.000’e yakın çiftin kuluçkaya yattığı saptanmıştır. Geçmiş yıllarda Seyfe Gölü, Sultan Sazlığı, Ereğli Sazlıkları ve Karapınar Ovası’nda da yaşadıkları bilinmektedir. Bu popülasyona karşın tarihte Anadolu insanı, flamingoyu bilmezdi çünkü geçmişte flamingo “allı turna” olarak bilinirdi.

İnsanoğlu bu desenin her çizgisini farklı farklı yorumlayıp, ona değişik anlamlar yüklerken yetebildiği yerde kudretten, yetemediği yerde gurbetten ama her türlü bir vaziyetten bahsediyor, vesselâm.

Hülasaten turnalar, Hazret-i Allah’ın eşsiz kudretiyle, adeta gök kubbeye nakşedilmiş desen gibi asırlardan beri asumanı süslüyor.

Turnalar neden “V” şeklinde uçar?

Genel kanaate göre turnalar, enerji tasarrufu yapmak için “V” şeklinde uçarlar. Buna göre bir turna öndeki turnanın biraz yanında ve gerisinde uçtuğunda öndekinin kanatları tarafından oluşturulan yukarı yönlü hava akımından yararlanır. Böylece arkadaki turna daha az enerji harcayarak daha az yorulur, bu da uzun göç yolculuklarında çok işe yarar. Uçak tasarımcılarının kuşlardan öğrendikleri bu teknikle, uçaklarda aerodinamik açıdan yakıt tasarrufu yaptıkları bilinir.

Turnalar göç esnasında aralarından lider seçerler ve ona tabi olurlar. Yoruldukları zaman konaklar ve ortada lider turna olmak suretiyle çember şeklinde uyurlar. Bu esnada sürüye bir turna gözcülük eder. Gözcü olan turna, tek ayağı üzerinde bekler ve diğer ayağının pençeleri arasına taş alır. Herhangi bir tehlike durumunda taşı yere düşürerek diğer turnaları uyandırır.

Turnayı gözünden vurmak

Yeniçerinin 68. ortası Turnacılar, tıpkı turnalar gibi ortada liderleri olmak suretiyle çember kurarak otururlardı. Savaş sırasında firar veya başka bir ağır suç işleyen yeniçeri, hakkındaki kararın infazı için “Leylek Çadırı”na alınırdı. Böylece turna olmaktan çıkar, bereketi yok olmuş bir leyleğe dönüşmüş olurdu.

Turnacılar devşirme görevini üstlendikleri zaman, devşirdikleri çocukları “Turna” diye adlandırırlar ve turna katarı şeklinde hizaya sokarak başkente getirirlerdi. Rivayete göre turnacıbaşılar yıllarca turna diye adlandırdıkları devşirme çocukları topladıkları için bu işte o kadar mahir olmuşlardır ki, kabiliyetli, hidayete meyyal, İslam’a hizmet edecek gayr-i müslim çocukları gözünden tanır hale gelmişlerdir. Turnayı gözünden vurmak deyimi de bu durumdan ortaya çıkmıştır.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı