Hikaye ve Günlükler

Üç Cümle Alt Alta

Kısa Hikaye

Kısa boylu, kara gözlü, kırmızı yüzlü, ince bacaklı, düz ve az saçlı idi. Ancak, gür ve güzel sesli, güzel huyluydu. Fıtratını korumuştu.

Babasının Eretna’dan başka, 11 oğlu daha vardı. Eretna kısa boylu ve vücutça çelimsiz olduğu için, babası onu hor görür, insanlar arasına pek çıkarmaz, ona davar güttürürdü. Onu, kendisine ziyarete gelen meşhur âlimlere de göstermezdi, öteki oğullarını öne sürerdi hep.

Günler böyle erirken Eretna, bir gün babasının yanına gelip:

“Ben şu dilimle her şeyi yeniden tarif ediyorum, çok güzel manalar ortaya çıkarıyorum!” dedi.

Babası: “Ey oğlum! Allah, hikmeti senin sözlerinin içine koymuştur! Buna yormak lazım.” dedi.

Eretna başka bir gün, yine babasının yanına gelip:

“Baba, kitaplar arasına girdiğimde, devasa bir külliyata rastladım! Hiç korkmadan açtım, takılmadan okudum, her sayfasını ezberledim sanki!” dedi.

Babası: “Hiç şüphesiz, bu da Allah’ın sana ilim sıfatından verdiği bir nimettir.” dedi.

Eretna başka bir zaman yine babasına:

“Ağaçlar arasında kitap okuyup yürürken Allah’ı tesbih ediyor, ‘Sübhanallah!’ diyorum. Bütün ağaçlar sanki benimle birlikte Allah’ı tesbih ediyor, ‘Sübhanallah!’ diyorlar.” dedi.

Babası: “Bu da Allah’ın sana verdiği bir değerli hissiyattır. Kıymetini bil.” dedi.

Eretna’nın babası hayli ileri yaştaydı. Onun için Eretna’nın kardeşleri  Altu’yla söz meydanında çarpışmak üzere bölgenin hakimi Tûl’la birlikte gitmişlerdi. Tûl; Altu’yu susturacak kimseye malının yarısını vermeyi ve kızını da onunla evlendirmeyi vaad etmişti!

Eretna, davarları gütmek üzere, geride bırakılmıştı.  İki söz ordusu, çarpışmak için birbirlerine çok yaklaşmışlardı.

Eretna, davarlarını güderken, derinlerden bir nida işitti.

“Ey Eretna! Altu’yu sen susturacaksın. Sen burada durup ne yapıyorsun? Haydi, davarlarını emanet et de, kardeşlerine yetiş!”

Eretna hemen davarlarını asıl sahibine, Rabbine emanet etti. Babasının yanına vardı. Babası, ona:

“Davarları ne yaptın?” diye sordu. Eretna:

“Ben onlara en koruyucu birine vekîl ettim!” dedi. Babası, onun bu sözünden, davarları çoban arkadaşlarından birine emanet ettiğini sandı. Söz meydanına giden kardeşleri için azık hazırlayıp:

“Ey oğlum! O zaman, derhal kardeşlerinin yanına git. Düşmanları karşısında onları güçlendirmek üzere, yazdığımız şeyleri kendilerine teslim et! Durumlarını gör, benim yanıma ve davarların başına dönmekte acele et!” dedi.

Eretna kardeşlerinin azıklarını, kitabını, lügatini ve notlarını yüklenip hemen yola çıktı.

Yolda giderken, bir kelime:

“Ey Eretna! Beni götür! Senin için Allah’ın izniyle Altu’yu susturayım.” diyerek seslendi.

Eretna onu alıp kelime hazinesine koydu. Sonra, yoluna devam etti. Başka bir kelime, ona:

“Ey Eretna! Beni de al!”diye seslendi. Eretna ona:

“Sen kimsin?” diye sordu.

“Ben Peygamber Efendimiz’in(sallallâhü aleyhi ve sellem) fem-i saadetlerinden çıkan bir kelimeyim. İlimdir adım. Benimle nice cahillikleri söndürdü. Ben Allah’ın izniyle Altu’yu sustururum!” dedi

Eretna onu da alıp kelime haznesine koydu, yoluna devam etti. Başka bir kelime daha:

“Ey Eretna! Beni de zihnine al! ” dedi. Eretna, ona:

“Sen kimsin?” diye sordu.

Kelime: “Ben İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin kelimesiyim. Allah’ın izniyle Altu’yu sustururum!” dedi. Eretna, ona:

“Sen onu nasıl susturacaksın?” diye sordu.

Kelime: “Ben bütün kelimelerden beni Altu’nun kulağına ulaştırıp boş kalbine değdirmesi için yardım etmesini isterim ve onu sustururum!” dedi. Eretna onu da alıp söz hazinesine koydu.

İşte, Eretna böylece yolda rastlayıp “Ey Eretna! Bizi al! Altu’yu bizimle susturursun!” diyerek seslenen üç kelimeyi söz haznesine yerleştirmişti.

Eretna gelince, Tûl kalemi onun başına koydu.

Mürekkep uçtan damlamaya başladı.

Eretna mürekkepten kağıda sürdü.

Bütün nefesi mürekkep kokusuyla doldu.

Buna Tûl da,  Kelam oğulları da sevindiler.

Tûl, Eretna’ya:

“Sen Altu’yu susturursan, malımı sana versem ve ülkemde senin hükmünü de geçerli kılsam olmaz mı?” dedi.

Eratna, “Olur!” dedi.

Tûl bütün kitaplarını, lügatini ve bütün özel notlarını Eretna’ya verdi.

Eretna kitabı aldı. Lügati taradı. Kalemi kavradı. Biraz gitti.

Sonra kalbinde bir kibir ve gurur hissedince, hemen Tûl’un yanına döndü.

Tûl’un etrafındakiler  “Yapamayacak belli, korktu!” dediler.

Eretna koşup, Tûl’un önünde durdu. Tûl: “Sana ne hal oldu?” diye sordu.

Eretna: “Bırak beni de, onunla içimden geldiği gibi konuşayım, susturayım!” dedi.

Tûl: “İstediğini yap, ama sustur!” deyince, Eretna bütün kitap ve lügatlerini bıraktı. Sadece kelimelerini alıp Altu’ya doğru ilerledi.

Altu, o civarda insanların en bilgilisi; ancak en kalpsizi idi. Eliyle altın varaklı bir kitabı tutmuştu. Ardına irilikte ve yükseklikte benzeri bulunmayan devasa bir kütüphaneyi almıştı. Algı atmosferi içinde yüzüyordu. Altu, Eretna’yı görünce, Allah onun kalbine bir korku düşürdü.

Eretna’ya:

“Sizin diyarda yok muydu şöyle kerli ferli  biri, sen mi benimle çarpışmak için söz meydanına çıktın?” diye sordu.

Eretna:

“Evet!” dedi.

Altu:

“Hay küçücük! Sokakta atılan laflar gibi, sen de bana ardı ardına kelimeler mi sıkacaksın?” dedi.

Eretna:

“Sen sokakta atılan laflara bile değmezsin!” dedi.

Altu:

“Ey genç! Geri dön! Seni cevaplarımla susturmaya acıyorum!” dedi.

Eretna:

“Hayır! Belki, ben seni susturacağım!” dedi.

Altu kızdı, kızardı:

“Sen artık hak ettin: Ben seni en cahillerle en ahmaklar arasına gönderip, yerin yedi kat dibine geçireceğim, hem de o küçücük cüssenle.” dedi.

Eretna:

“Bismillâh! Belki, kelimeler seni en ahmaklar ve cehl-i mürekkepler arasında gönderecek, bütün manalar seni terk edecek, sadece telaffuzla ağzında dökülecektir.” dedi.

Hemen söz haznesinden bir kelime çıkarıp diline koydu. Haznesinden ilk cümleyi söylerken, içinden “İki cihan serveri, son peygamber Hazreti Muhammed Mustafa (sallalâhü aleyhi ve sellem) aşkına” dilinden:

“Bütün insanlar helak oldu, ancak âlimler kurtuldu.” dedi

İkinci cümleyi söylerken, içinden “İmâm-ı Rabbânî Hazretleri aşkına” dilinden:

“Bütün âlimler helak oldu. Ancak ilmiyle amel edenler kurtuldu.” dedi.

Üçüncü cümleyi söylerken,  içinden “Ahir zamanda gelen Mehdi Âli Resül aşkına,” dilinden:

“İlmiyle amel edenler de helak oldu. Amelinde ihlas sahibi olanlar kurtuldu.”dedi.

Eretna, yolda söz haznesine koyduğu üç kelimenin üç cümle haline geldiğini gördü: İlim, amel, ihlas. Üç kelime üç cümleye dönüştü. Altu’yu iki kulağının içinden vurdu!  Altu’nun kulaklarından girip kalbinin boşluklarına saplandı. Altu’nun dili tutuldu.

Ve, sözün yüreğine değdiği herkes de sustu.

Altu’nun söz ordusu bozuldu, dağıldı, bütün manalar kelimelerden sıyrıldı.

Eretna, hakikat düşmanına karşı Allah’ın yardımıyla muzaffer olarak söz meydanından ayrıldı.

Tûl, servetinin yarısını da ona verdi. Mülkünde onun mührünü de geçerli kıldı.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı