Araştırmaİnsan

Uçurumun Kenarındaki Hayatlar

Bazı eman kucaklarının kapanması, bazı yaman kucakları açar…

Nitekim hırçın denizin ortasında yapayalnız, kendini koruyup kollayacağı, rahat edeceği bir limana sığınmaya çalışıp da kabul edilmeyen bir geminin, “Biz seni koruruz!” vaadiyle korsanların eline düşmesi gibi.

Ne mi demek istedim?

Aile, öğrenci ve öğretmen denkleminde yaşanmış bu hadiseyi okuduğunuzda ne demek istediğimi en iyi şekilde anlayacaksınız.

Uçurumun eşiğinde…

Kendinden emin tavırlarla, “Hocam, artık evden kaçmak istiyorum.” dedi, sevgili öğrencim. Hayretten küçük dilimi yutacaktım nerdeyse. “Hayırdır evladım, ne oldu, kovan mı var evinden, bir derdin mi var, nedir mesele?” dedim. “Anlaşamıyoruz, birbirimizi anlamıyoruz babamla, ev ortamı patlamaya hazır bomba misali, hocam.” dedi.

Aileyi tanıyordum. Baba eğitimci, anne ev hanımı, kardeşler öğrenci… Öğrencimle sohbet ettik uzun müddet. 16-17 yaşındaki çoğu insan gibi hayal ile hayat farkını anlamaya, kuvvet ve denge ilişkisini kurmaya çalışan bir delikanlıydı. Tehdit algılaması alarm seviyesindeydi. Yaşadığı bazı hadiseleri genelleştirip güya tedbirli davranıyordu. Yanında bıçak, elektro şok cihazı vs. taşıyordu. Tabii bundan babasının haberi yoktu.

Aileyi, içinden tanıma fırsatı da buldum. Baba, kendi ailesinden çok, kardeşlerinin aileleriyle ilgileniyor, yeğenlerine gösterdiği ilgi ve sevgiyi kendi çocuklarına göstermiyordu. Karı-kocanın birbirinden beklentileri de farklıydı. Uyuşmazlık vardı.

Çocuklar ders yönünden geri durumdaydı, okul başarıları düşüktü. Baba bu durumu bir türlü kabullenemiyor, canı sıkıldığında muhakkak çocuklarına bu noktadan hakaret ediyordu. Ailenin her ferdi bir diğerini değiştirmeye uğraşıyordu. Sohbetimiz sırasında öğrencinin derslere karşı ilgisiz olduğunu, çalışma hayatına atılmak istediğini ama gerçekçi de düşünemediğini fark etmiştim.

Aylar geçti aradan. Bir gün babası, “Hocam, benim çocuk IŞİD’e katılmak istiyor, şununla bir konuş.” dedi. Sarsıldım. Başımdan kaynar sular döküldü. Bir araya geldik. Semtindeki çiğköfteciye müdavim olmuş. Gel zaman git zaman, adam çocuğu avlayabileceğini anlayınca teröristlerin sosyal medyadaki propaganda filmlerini izletmeye başlamış. Tabiatı maceraya düşkün olduğundan videolar delikanlıyı etkisi altına almış.

Çiğköfteci, dünyanın kötü bir yer olduğunu, burada fazla kalmanın fazla günah işlemek demek olduğunu, şehadetle bütün günahları affettirmek gerektiğini empoze etmiş gencimize. Adam, tuzağını öyle ilmek ilmek işlemiş ki meşum propagandası delikanlının şahsiyetine yer etmişti.

Manzara acıydı. Aile içi tartışmalardan bıkan, şahsiyeti sürekli zedelenen bu sevgi mahrumu gencimiz, zalim avcıların tuzağına düşmüştü.

İşimiz çok zordu. Zihnine ekilen yanlış tebliğ anlayışı hakkında konuştuk. Ne kadar zordu meselenin izahı. Ne söylesem, bir cevabı vardı. Haftalar hatta aylar boyunca delikanlının babasıyla birlikte çocuğa kurulan tuzakların ilmiklerini çözmekle uğraştık. Baba durumun vahametini idrak edince oğluyla ilişkilerini geliştirmesi gerektiğinin farkına vardı. Okula kendisi götürüp getirmeye başladı. Müsait yer ve zamanlarda arabasını kullanmasına müsaade etti. Oğlunu anlamaya çalıştı. Ders başarısı için, üniversite için çocuğunu rencide etmekten vazgeçti.

Daha sonra işler biraz düzeldiğinde baba, okula beraber gelip gitmenin ilişkilerini düzeltmeye başladığını söyledi. Aradan birkaç sene geçti. Aile içindeki çatışma ve propagandanın tesirleri gittikçe azaldı. Delikanlı bir işte çalışmaya başladı. Normalleşme uzun zaman almış, aile bir uçurumun kenarından dönmüştü.

Bu durum, eni boyu ölçülemeyecek hayatın içinden bir küçücük kare parçası idi sadece. Ebeveyn-evlat ya da öğretmen-öğrenci çatışmasında nice genç hayatlar uçurumun eşiğine kadar sürüklenebiliyor. Bazıları şanslı ki, tam düşecekleri an bir el onları tutup geri çekiyor, sarıp sarmalıyor. Aileye, eğitime ve hayata bağlıyor tekrardan.

Ya şanslı olmayanlar, kendilerini kurtaracak bir elin hasretiyle uçurumun kenarında bekleyen gencecik, pırıl pırıl hayatlar ne olacak?

Bundan dolayı ebeveyn-eğitimci arasında hiç kopmayacak bir bağın olması gerekir. Evde ebeveynin gördüğü bir problemden hocanın, eğitim kurumunda hocanın gördüğü bir problemden ebeveynin haberi olmalı. Olmak zorunda!

Böyle olursa ve gerekirse de rehber öğretmenini veya bir psikiyatristi, sorunun çözümüne dahil ederek “o genci” hastalığından kurtarabilecek sağlam bir reçete yazılabilir.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı