RÖPORTAJ: “ÜMİDİN DOZAJI İYİ AYARLANMALI”4 dakika okunma süresi

0

Hastalıkların hücre patolojisine bağlı olarak ortaya çıktığının ileri sürüldüğü yıllardan bu güne, tıp çok mesafe kat etti. Birkaç hastalığın dışında, tıbbın halledemeyeceği bir konu kalmaz diye düşünüldü. Genler üzerindeki araştırmaların sonuçlandırılması, hastalık görülmeden iyileştirililebileceğinin iddia edilmesine sebep oldu. Hücre ve gen tedavilerini daha da derinleştirilerek iş kök hücreye kadar dayandırıldı.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi içerisinde yer alan Kögem (Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi)” kök hücre konusunda adından sıkça söz ettiren bir merkez. Türkiye’de ilk kez uygulanan ‘onkogram’ yöntemiyle kanserli hastalara en uygun ilacın tespit ve dozunu ayarlama metodu da bu merkezde gerçekleştirilmiş. Prof. Dr. Erdal Karaöz’ün çalışmalarını yerinde izlemek ve sorularımıza cevap almak için Kocaeli’ndeyiz. Hastanenin içinde ayrı birim olan Kögem’de hummalı bir çalışmayla karşılaşıyoruz. Steril edilmiş bir ortamda çalışmalar yapıldığı için girişte birtakım talimatlara uymak gerekiyor. Biz de galoşlarımızı giyiyor; uzun bir koridor ve koridor boyunca etrafımızı saran camekânlar içinde yapılan çalışmalara meraklı gözlerle bakarak; Erdal Hoca’nın odasına kadar geliyoruz. Kısa bir hasbihalin ardından en büyük hayalinin kök hücre konusunda Avrupa’da söz sahibi olmak istediğini söyleyen Erdal Hoca, soruları okuyucularımız için cevaplıyor.

Kögem’de ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Biz Kögem olarak kök hücreyi elde ettikten sonra hücreleri anlamaya çalışıyoruz. Deneylerde kullanılan kök hücreleri, kanser hücreleriyle karşılaştırıyor ve nasıl bir tepki vereceğini ölçmeye çalışıyoruz. Bazen de kök hücreleri, bağışıklık sistemine ait hücrelerle karşılaştırıyor ve nasıl davrandıkları gözlemliyoruz. Ayrıca bu kök hücreler ne yer ne içer, nasıl yaşar, bu hücrelerin özellikleri ne, bizim diğer hücrelerimizden farkı var mı, onları ortaya koyarak çoğalmalarını daha hızlı nasıl yaparız gibi soruların peşine düşüyoruz.

Yaptığınız araştırmalardan insanlar faydalanabiliyor mu?

Araştırmalarımızı hayvanlar üzerinde yapıyoruz. Fakat hayvanlar üzerinde etkili olan her araştırma insanlar üzerinde de etkili olacak diye bir şey yok. Her hayvan çalışması insanda sonuç vermeyebiliyor. Bir de biz genel olarak sabırsız bir mizaca sahibiz. Çalışmalara da aksediyor bu özelliğimiz. Bir çalışmayı yapıyoruz, olumlu sonuç veriyor. ikinci defa olumlu üçüncüde de olumlu; fakat tekrar yaptığımızda olumlu sonuç alamayabiliyoruz. Çalışma birkaç defa olumlu sonuç verdiğinde hemen kalkıp açıklama yapılıyor. 3-5 sefer denemeyle anlaşılacak kadar basit değil bu alanda çalışmak. Bıkmadan, usanmadan sabırla denemeler yapmak gerek. Üzerinde çalıştığımız şey hücre ve her şeyden etkileniyor hücreler. Havanın durumundan, konulduğu, saklanıldığı yere kadar her şeyden etkilenebiliyorlar.

Medyanın hakemsiz makaleleri ve 3-5 denemesi olumlu sonuç veren çalışmaları kamuoyuna aktarması hastaları umutlandırıyor. Bu şekilde hareket edilmesi bilgi kirliliğine sebep oluyor. Bunlar çalışmalarınızı etkiliyor mu?

Aslında çoğu bilim insanı yaptığı çalışmaları medya vasıtasıyla aktarmayı bilinçli olarak tercih ediyor. Amaç karar mekanizmasındaki insanların dikkatini çekmek, ön plana çıkmak ve projeksiyonların kendisine çevrilmesini sağlamak. Medyanın da işine geliyor böyle haberleri yapmak, çünkü çok ciddi kamuoyu oluşuyor. Egolarını tatmin etmek isteyenlerin yanında bir de aceleci davranıp 2-3 çalışma yapan bilim adamları var. Onlar da heyecan duyup aceleyle haber yaptırabiliyorlar. Laboratuvar ortamındaki çalışmaların neticeye kavuşması yılları alıyor. Faz 1, faz 2 şeklinde devam etmesi, hasta denemeleri uzun yıllar gerekiyor. Keşke o kadar kolay olsa çare bulmak. Kök hücrelerin bu süreçleri daha hızlı geçmesi tartışılıyor.

(Toplam 138 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.