Kişisel GelişimKültür Sanat

Üretilen Kültür İnsan Tüketiyor

Anı Yaşa Problemi

“Öncelikle kendimizin, sonra yakınlarımızın ve toplumumuzun tüketim kültürünün çaresiz, zavallı bir esiri, burnuna hırızma geçirilmiş bir sirk maymunu olmasını istemiyorsak, kendimiz olmaktan korkmamalıyız.”

Her çağın hayat tarzı zaman içinde hızlıca kendine özgü kavramlarını ortaya çıkarır. Bu kavramlar gelenek ve değişimin etkisiyle ortaya çıkmış hayat tarzlarının doğrultusunda bir anlam ifade ederken, bazıları da bambaşka anlamlara bürünebilir. Bu değişim bazen birilerinin isteğiyle kasti olarak meydana gelirken, bazen de kendiliğinden ortaya çıkabilir. “Popüler kültür” de bu tür farklı anlam ve tarz dünyasının en belirgin kavramlarından biridir. Özünde halka ait olan hayat biçimi, halkın kültürü, yerel kültür, özgün kültür gibi anlamlar içermesine karşın bu gün modernizmin ve kapital tüketim dünyasının bir ürünü olan “kitle kültürü” kavramıyla taban tabana yer değiştirmiş bir görünüm arz etmektedir. “Kitle kültürü” ise bilinçli olarak sanayinin ürettiği, tamamıyla tüketimi ön plana alan kitleleri tek tipleştiren kültürdür. (Burada kavramın ontolojisi ve etimolojisi üzerinde derinlemesine durmak, yazıdan beklenilenleri arka planda tutacağından yersiz olacaktır. Ancak okuyucuların en azından bu farklılığın farkında olması gerekir). Dolayısıyla özünde “popüler kültür” üzerine çok olumsuzluk atfedilecek bir kavram değildir.

Ancak bu gün popüler kültür, çoğunluk tarafından sevilen, herkes tarafından istenilen, herkes gibi yaşanılan anlamlarına gelmektedir. Bu haliyle özünde tüketme, herkes gibi olma, standart yaşama, özgünlükten ve kökten yoksunluk, yüzeysellik ve tamamen an’a odaklanan bir hayat tarzını ifade etmektedir. “Popüler olmak” herkesin istediği bir şey olurken, aslında geniş kitleler popüler olanın esiri durumuna gelmektedir. Nitekim herkesin popüler olma, tanınma, meşhur olma gibi bir şansı yoktur. Bu, kitlelere vaat edilen boş bir hayalden başka bir şey değildir. Üstelik tanınmak, meşhur olmak İslâm ahlakına ve edebine göre bir afettir. İnsanların kaçınması gereken, korkması kaçması gereken bir afettir. Ama bu gün hem zihinler hem dış görünüş itibariyle herkes bilinmek, görülmek, dinlenmen, en önemlisi de hükmetmek, iktidar sahibi olmak ateşiyle yanıp tutuşmaktadır.

Popüler kültür öyle bir afet ki, (bizi ilgilendiren yönüyle söylersek) İslâmi hayatın bir çok yönünü tam aksi istikamete çevirmiş ve bunu da zavallı Müslümanlara! kabul ettirmiştir. Sadece iki örnekle yetineceğim: Özünde açlık, sabır, tahammül, tevazu, gizlenme, kulluk olan Ramazan-ı şerif bu gün tüketim ayı, ziyafet sofraları, beslenme seansları, gösteriş sahnelerine dönüşmüştür. Özünde az yemek olan bir ayda nasıl daha çok yeriz hesabı yapılır hale gelinmiştir. İkinci çok daha çarpıcı bir örnek ise tesettürdür. Yine özünde kıymetli olanı örtmek, gizlemek, sakınmak, başkalarından korumak olan tesettür, bu gün modernizmin ürettiği türban ile alabildiğine çeşitlenerek, renklenerek, cafcaflı ve göz kamaştırıcı hale bürünüp, modası bile oluşturulmuştur. Böylece bu günün tesettürlüleri! Karşılarındakine âdeta “ben buradayım, bana bak, ben daha değerliyim, ben daha güzelim, bana dikkat et” mesajını en yüksek perdeden vermektedirler. İşte bütün bunlar popüler kültürün ruhlarımıza kadar işlediğinin ve ne yazık ki, nesnesi olanların da farkında bile olmadığı yıkımlardır. Gerçek bir tesettür mestureyi daha kıymetli yaparken, bugünün türbanlısı modaya uyarak kendisinin ne hale geldiğinin farkında mı acaba?

Modernizme Topyekun Meydan Okumaya Var mısın?

Popüler kültürün ortaya çıkışı bizim dışımızdaki bir medeniyetin ürettiği sosyal, kültürel ve ekonomik yapının hayat biçimine dayanır. Bu medeniyet Avrupa’nın 17. yüzyıldan itibaren ürettiği ve tarihin hiç bir döneminde görülmeyen azgın kapitalist hayat düzenidir. Bu hayat tarzı insanı insana kul eden, bir avuç burjuva ya da aristokrata diğer bütün insanların, hatta insanlığın kulluğuna dayanır. Bu azgın ve insan tabiatına kökten aykırı felsefe inanılmaz bir şekilde büyüyerek sanayi devrimini ve ardından da bu gün hepimizin bir anlamda esiri olduğu modernizmi, modern hayatı üretmiştir. Bu hayat bütün veçheleriyle sadece bize, İslâm dünyasına değil, diğer medeniyetlere ve kültürlere de aslında yabancı ve onları tehdit eder niteliktedir. Çünkü modern, modernizm, modernist olarak bize sunulanlar birilerinin yaşadığı, birilerinin beğendiği, tercih ettiği, sevdiği, zevk aldığı ve bu zevkini paraya, saltanata dönüştürme gayret ve zihniyetinin tezgahıdır. Bu azgın canavara dünyanın bütün halkları ve kültürleri kısmen direnç göstermişlerse de en uzun süreli olarak buna direnen Osmanlı Türkleri olmuştur.

Osmanlı Türkleri sahip oldukları İslâm nimeti ile moderniteye alternatif bir hayat ortaya koyabilmek için var güçler ile mücadele ettiler. Ancak sonunda ne yazık ki, onlar da pes etti, onlar da havlu attı ve modernizmle barışık bir İslâmî hayat yolu tercih edilerek bu günlere kadar gelindi. Nitekim bu gün “modern Müslüman!”, “İslâm modernizmi!”, “İslâmî modernlik!” gibi kavramlar olumlu bir içerikle sunulmaktadır. Oysa bütün bunlar İslâm’ın özüne aykırıdır ve İslâm modernizmin ürettiği her davranışa karşılık verebilecek yegâne hayat tarzı ve değer dünyasıdır. Müslümanlar olarak bu gün bize sunulan hayat tarzının tamamına en azından zihinsel olarak topyekûn eleştirel bir bakış, karşı duruş ve nihayetinde de meydan okuyuş geliştirmedikçe popüler kültürün silik bir nesnesi olmaktan ne kendimizi ne de çocuklarımızı kurtarmanın çaresi yoktur. Öncelikle zihinsel bir başkaldırı, fikrî bir meydan okuyuş ve cesaret gösterisi hepimize şarttır ve bütün Müslümanlara bir vazifedir. Ancak bunun büyük bir zahmeti ve maliyeti vardır. Büyük cihadı göze alamayanların bu başkaldırıyı gerçekleştirmesi mümkün değildir. Oysa bu gün cepheden kaçan kaçana!

Popüler kültürün nesnesi olanlar, kimliksiz, kişiliksiz, silik şahsiyetler olmak durumundadır. Herkes gibi olmak, herkesin yediğinden yemek, içtiğinden içmek, giydiğinden giymek, modaya uymak kısacası sürüden biri olmak demektir. Kapitalizm kitleleri bir sürü haline getirmenin hesabı içindedir. Sürüden ayrılmak büyük bir tehlike olarak gösterilmekte, mutsuzluk olarak sunulmaktadır. Oysa insan özünde irade-i cüz’iye ve akıl sahibi hür bir varlıktır ve bu yüzden de her türlü eyleminden kendisi sorumludur. İnsan diğer bütün canlılardan farklı olarak kişilik ve kimlik sahibi, tarihi ve kültürü olan bir varlıktır. Dolayısıyla insan geçmişinden kopuk, geleceği planlamadan yaşayamaz, ya da insanım diyen yaşamamalıdır. Modernizmin de ötesi post-modernizmin dâhiyane reklam ikonu “ânı yaşa” söylemidir. Popüler kültürün bu sihirli sözü ne demektir?

Ânı Yaşa!

Hiç bir üretimi olmayan, konuşmaya, aktarmaya, dinlemeye değer hiç bir ciddi yönü bulunmamasına karşın ağzında biriktirdiği her sesi başkasına aktarma merak ve sabırsızlığı ile yanıp tutuşan insanların kölesi haline geldiği iletişim teknolojisi devlerinin dâhiyane reklam söylemi “ânı yaşa!” lafzı popüler kültürü çok iyi anlatmaktadır. Ânı yaşamak, o andan haz almak, gerisini hesaba katmamak demektir. İçinde bulunduğun zamandan keyif al! Gerisi ne olursa olsun. İsterse dünya yıkılsın ne umurunda! Geçmişte ne olduğu, tarihin sana ne dediğinin, ne yüklediğinin ne önemi var! Ya da yarın ne olacak, gelecek sene nerede olunacak? Ne önemi var. Sen şimdiye bak. Hayatını yaşa! Gerisini boş ver. Tam bir hayvanî söyleyiş ve nida!. Hayvanlar da böyle yaşamıyorlar mı? Şu halde ânı yaşamaktan başka bir şey düşünmeyen bir insana insan denilebilir mi? Heykellerin bile destek üzerine konduğu bir dünyada insan ruhunu desteksiz ve mesnetsiz hale getiren bir hayat dayatmasıdır bu.

Cep telefonları üzerinden gidersek; boşu boşuna saatlerce konuşan insanlar, Allah’ın en kıymetli hazine olarak bahşettiği zaman nimetini öldürmenin yanında insanî bir kıymet olan sözün değerini de düşürmüş olmuyorlar mı? Bütün bunlara ilave gelen henüz yeni yeni karşılaşmaya başladığımız iletişim teknolojilerinden mütevellit sağlık sorunları da cabası.

Popüler kültürün garabetlerinden biri de, bireye herkes gibi olarak, modaya uyarak kendini göstermesini istemesidir. Aslında burada çok garip bir çelişki vardır. Popüler kültür hem bütün insanlara standart bir hayatı dayatmakta, hem de “farkını göster”, “çünkü sen buna değersin”, “sen farklısın”, “tarzını yansıt” gibi saçma söylemlerle nefsi okşamaktadır. Farklılığa vurgu yapar gibi görünürken, aslında tektip olmayı, standartlaşmayı, başkaları gibi olmayı salık vermektedir.

 İnsan Ancak ve Ancak Allah’ın Kuludur!

Özgüveni olan, hayatta tek başına olmaktan korkmayan insanlara popüler kültürün dayatabileceği bir şey yoktur. Bu bakımdan öncelikle kendimizin, sonra yakınlarımızın ve toplumumuzun tüketim kültürünün çaresiz, zavallı bir esiri, burnuna hırızma geçirilmiş bir sirk maymunu olmasını istemiyorsak, farklı yaşamaktan, kendimiz olmaktan korkmamalıyız. Ancak bu özgüvenin kazanılması da çalışmaktan, gayretten, insan olarak vazifelerinin şuurunda olmaktan, üretmekten, sabırdan, yalnızlıktan ve tam olarak uzletten ve Allah’a ubudiyetten geçmektedir. Bu madde ve mâna dünyamızın hürriyetidir. Her şeyde olduğu gibi bu hürriyetin de bir bedeli vardır.

İnsan ancak Allah’ın kulu olmalıdır. Televizyonun, internetin, modanın, sinemanın, sporun, sokağın, tüketim endüstrisinin ürettiği adına medya starları! Sanatçıları denilen akşamdan sabaha meşhur olmuş zavallı bir avuç kabiliyetsiz, beceriksiz, niteliksiz magazin figürlerinin, bağımlılık madde ve alışkanlıklarının hasılı popüler kültürün salgıladığı bütün efsunlu dünyaların takipçileri, meraklıları kim/lere kulluk ettiğinizin farkında mısınız? Popüler kültürün silik, kişiliksiz, kimliksiz, tarihsiz ve niteliksiz bireyleri aslıda bu halleriyle Allah’tan başka her şeyin kulu olduklarının farkındalar mı acaba?

İslâm modernizmin ürettiği her davranışa karşılık verebilecek yegâne hayat tarzı ve değer dünyasıdır. Müslümanlar olarak bu gün bize sunulan hayat tarzının tamamına en azından zihinsel olarak topyekûn eleştirel bir bakış, karşı duruş ve nihayetinde de meydan okuyuş geliştirmedikçe, popüler kültürün silik bir nesnesi olmaktan ne kendimizi ne de çocuklarımızı kurtarmanın çaresi yoktur.

Öncelikle kendimizin, sonra yakınlarımızın ve toplumumuzun tüketim kültürünün çaresiz, zavallı bir esiri, burnuna hırızma geçirilmiş bir sirk maymunu olmasını istemiyorsak, farklı yaşamaktan, kendimiz olmaktan korkmamalıyız.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı