Kültür Sanat

Ustalardan Ustalığı Öğrenmek

Rum Suresi 54. Ayet-i Kerimede Hazreti Allah insanın I m hayatını özetliyor. “O Allah ki, sizi güçsüz yarattı. Sonra zayıflığın ardından sizi kuvvetli kıldı. Sonra, kuvvetin ardından zayıf ve ihtiyar kıldı. O Allah, dilediğini yaratır. Ve O; en iyi bilen ve her şeye gücü yetendir.” buyuruyor. Rabbimiz, hayatı üç kelime ile özetlerken; güçsüzlük-çocukluk, kuvvet-gençlik ve zayıflık-yaşlılık diye ayırıyor. Çocukluktaki güçsüzlüğü, gençlikteki kuvveti ve yaşlılıktaki zayıflığı anladım ama yaşlılıktaki ihtiyarlık kelimesi beni düşündürdü. İhtiyarlık sadece yaşın fazla olması ve kenara itilmişlik değildi elbet. Lügatte ihtiyarlık; iyiyi kötüyü seçebilecek tecrübeye sahip, hayırlı insan manalarına da geliyor. Ayrıca saçına ak düşmüş ihtiyar manası da manidardır.

Hayat sadece düşe kalka mı öğrenilir?

Karne tatillerinde çocuklara sorarım; tatili nerede değerlendirelim diye. İlk sırada dedeme ve babaanneme gidelim derler. Onların yanında o kadar rahatlar ki neşeleri yüzlerinden okunur. Sadece anlık bir mutluluk değil yaşadıkları, babalık ve öğretmenlik rolü ile öğrettiklerimizin dışında farklı bir şey; tecrübelenme. Beraber bahçeyi dolaşırlarken ettikleri sohbet, babamın onlara nasihatleri, akşam evde annemin onları dizinin dibine oturtup kıssalar ve hikâyeler anlatması, öğrendikleri sure ve duaları tekrarlatması. Bu anlar çocukların hayatında olduğu kadar, büyüklerin hayatında da tecrübe aktarmak, noktasında önemli anlardır.

Küçükten büyüğe, hemen herkes tecrübeyi, deneme yanılma yoluyla elde edilen bir şey olarak tarif eder. Hatta böyle olması gerektiğini “Bırakınız yapsın, düşe kalka öğrensin, nasıl olsa döner dolaşır doğru yolu bulur.” diyerek anne babalığı ve eğitimciliği, mesuliyetsizlikle özdeşleştirir. Hâlbuki hemen hemen her gün medyada ve gazetelerin 3. sayfalarında düşüp de kalkamayan, girdiği yolda saplanıp kalan, kendini, hatta ailesini madden ve manen dönülmez yollara sürükleyen gençleri görüyoruz.

Kıssadan büyük bir hisse!

Bazen hikâyelendirmek, anlatılmak isteneni daha müşahhas kılar. Kıssa bu ya, “gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse” diye bir hisse çıkar mı, bakalım.

“Çok eski zamanlardan birinde kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış. Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanılmaya çalışılırmış. İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan kimse yaşlı anne babasını evde gizleyemez, komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış.

İşte bir gün yaşlılardan birini oğlu ormana götürüp bırakmak istemiş. Kış mevsimiymiş. İhtiyar, oğul ve küçük torun beraberce ormana gitmişler. İhtiyarı bırakmış dönüyorlarmış ki, küçük torun oyuncak kızağını dedesinin yanında unuttuğunu fark etmiş. Babasına dönüp almalarını söylemiş. Babası umursamayınca da:

‘Kızağımı almalıyım, yoksa sen yaşlandığında seni neyle ormana götürüp bırakacağım.’ demiş.

Oğul o an anlamış ki, ihtiyar babasının kaderi, yaşlandığında kendi kaderi de olacak. Dönüp babasının ellerini çözmüş. Alıp eve geri getirmiş. Samanlıkta saklayıp her gün ona gizlice yemek vermeye başlamış. Bir müddet sonra köyde hayvanlar arasında bir hastalık yayılmış. Hayvanlar birbiri arkasından ölüyormuş. İhtiyar oğluna şöyle demiş:

‘Hastaları iyilerden ayır. Onlara şu, şu otlardan ilaç hazırla. Sağlıklılara da şöyle şöyle yap.’

Oğlan, ihtiyar babasının dediklerini yapmış. Gerçekten de onun hayvanları arasında ölüm azalmış. Çoğu kurtulmuş. Köy halkı kurbanlar kesmeye başlamış. İhtiyar, oğluna şu öğüdü vermiş:

‘Köyde hayvan çok azaldı. Senin de fazla hayvanın yok. Sen şimdilik hayvanını kesme.’

Gerçekten de bir iki ay içinde, tarlalarda çalıştırılacak hayvan sıkıntısı çekilmeye başlamış. Ama ihtiyarın öğüdünü dinleyen gencin hayvanı varmış. İlkbahara doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış. Ama asıl problem, tohumluk olarak kullanabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış. Tarlaya ne ekeceklerini, gelecek senenin mahsulünü nasıl hazırlayacaklarını bilemiyorlarmış. İhtiyar bu konuda da oğluna öğüt, vermiş:

‘Yavrum, ahırın çatısı samanla doldurulmuştur. Onları çıkar, yeniden döv. Oradan tohumluk buğday çıkarabilirsin.’

Oğlan, ihtiyar babasının dediği gibi yapmış. Köyde tohumluğu olan tek aile onlar olmuş. Bütün köy halkı bu gencin büyücü olduğunu düşünmeye başlamış. Öyle ya, herkesin işi kötü giderken, bu evde garip bir şekilde kötülüklere bir çare bulunuyormuş. Evi gözetlemeye başlamışlar. Sonunda da gerçek anlaşılmış, ihtiyar babanın hala yaşadığı ortaya çıkmış. Köylüler genci padişaha şikâyet etmiş.

Padişah önce yasalarını hiçe sayan gence kızmış. Ama olup bitenleri dinledikten sonra iyi ve yerinde bir öğüdün çok şeyi değiştirebileceğini kabul edip, ihtiyarlarla ilgili yeni bir kanun çıkarmış. Bundan böyle çocuklar, anne ve babalarına yaşlılıklarında bakacaklar. Onların gönlünü hoş tutacaklardır. Çünkü onların tecrübelerinden her zaman için öğrenebilecekleri şeyler vardır.”

Eskileri sadece özlemek yetmiyor, meşveret etmek de lazım!

Bu hikâye, onunla geçirdiğim her anım yıllara bedel rahmetli dedemden yadigârdır. Her yaşlı gibi yüzüne bakıldığında yaşanmışlıkları ve tecrübenin izlerini görmek mümkündü. “Gençler hep sıfırdan başlar. İlk başlamanın her zaman acemiliği ve yanlışı çok olur. Gençlerin hırsları çok, sadece koşturuyorlar. Ara sıra durup düşünmek, muhasebe yapmak, nereye gidiyorum diye bir bilene sormak, meşveret etmek yok. Hâlbuki yaşayan tecrübelerden ders almak gerekmez mi, aynı yanlışları neden siz de yaşayasınız. İlle de yaşayarak öğreneceğim diye büyük hayal kırıklıkları yaşamasalar, ileride hayıflanmasalar keşke.” diye engin tecrübelerini kendini sıkılmadan dinleyen herkese aktarırdı.

Tecrübe aynı zamanda “Ustalardan ustalığı öğrenmektir.” Eskiden beraber yaşayan ailelerde gençler, büyüklerinden hayatı tecrübe ve nasihat yoluyla öğrenirlerdi. Şartların farklılaşması ile belki evlerimizi ayrıldı. Her zaman gidemiyoruz yanlarına. Ama her fırsatta çocuklarımızla aile büyüklerini buluşturmak hem sıla-ı rahimdir, hem onların dualarını almaktır, hem gençlerimize aile büyüklerini model göstermektir. Hem de onların engin tecrübelerine danışarak hatalarımızı azaltmak, önümüzü açmak ve onlara değerli olduklarını hissettirmektir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı