Seyahat

Van Gölü Havzası

Bir Zeminin Temelleri

Zemin sağlam olunca, zamanı da gelince şahıslar eserlerini inşa eder. Van Gölü, coğrafyası ve tarihiyle bu zeminde nice zenginliği etrafında bir çerçeve gibi taşıyor.

Van Gölü, Türkiye’nin en büyük gölüdür. Bu bir göl için bilinen en büyük gerçektir. Mesela, Türkiye’nin ya da Anadolu’nun saklı kalmış en büyük gerçeği nedir? 1071 Malazgirt Anadolu kapılarının açıldığı tarihtir. Oysa 500 kadar İslam orduları ve neferleri daha 640 yılında Iyaz bin Ganem (r.a.) kumandanlığında Bitlis, Ahlat ve Diyarbekir, Mardin hattınca manevi zeminin temellerini atmışlardı. Böyle dediğimizde hafızamız, Anadolu coğrafyasını asr-ı saadet devrine yakın bir tarihte birleştirme ferahlığına ulaşılır.

Hoşap Kalesi, İpekyolu coğrafyasını gözleyen bir kale olarak inşa edilmiş.
Hoşap Kalesi, İpekyolu coğrafyasını gözleyen bir kale olarak inşa edilmiş.

Devam edelim, bazı devirlerde bazı bilgiler öne çıkarılır ve şehre olan algımız o yönde değişmeye başlar. Mesele bir şehre ya da coğrafyaya nasıl baktığınızdır. Eğer tat alma hissiyatınız ile bakarsanız, müthiş keskin aromalı otlu peyniri ile Van kahvaltısı, kiremitte inci kefali sizin uğrak mekanlarınızı belirler. Biraz görme hissiyatı yani fotoğraf hissiyatı ile bakarsanız panoramik yüksek ve tarihi yerler, deniz kıyısı, gün batımı manzarası güzergahınızı ona göre çevreler. Ama hepsini içine almak istiyorsanız inanç devreye girer, mideden, beyne, beş duyuya oradan da kalbe entegre ve sistemli bir gezi mekanizması harekete geçirir. Çünkü insan inandıkları için yaşar. Ve inandığı şeyleri bilmek, hep görmek ister. Bu inançla kraterlerle çevrilmiş Van Gölü havzasını seyran ediyoruz.

Hüsrev Paşa Camii, Mimar Sinan’ın Osmanlı coğrafyasındaki eserlerinden sadece biri. Eski Van Şehri’nde derin bir sükûta bürünmüş.

400 km 7 gün

Van Gölü’nün çevresi 400 km’nin üzerinde tam detaylı gezmek ve fotoğraf çekmek için 5-7 gün ayırmak kafi. Eğer sadece tur atmayı düşünürseniz 7-8 saat içinde geziyi tamamlayabilirsiniz. Ancak derinlerde çok bilgiler saklı. Hikaye oldukça kuvvetli.

Van Merkez’den başlıyoruz gezmeye. Yeşillikler içinde görmek isterseniz mayıs aylarını tercih edebilirsiniz. Van kahvaltısı, Urartulardan kalma kalesi ve kedisi zaten meşhur. Van Kalesi ve dibindeki eski Van Şehri tarihe şahitlik ediyor. 1915 Ermeni tehciri esnasında Osmanlılardan miras Mimar Sinan eseri Van Hüsrev Paşa Cami, Kaya Çelebi Cami ve ayakta kalmaya çalışan yarı yıkılmış bir Selçuklu minaresinin hüznünü görürsünüz.

Edremit’ten Gevaş’a yol kenarları

Şehir 2011 yılında deprem ile sarsılır, Edremit ve Erciş tarafına genişlemeye devam eder. Edremit, yeşillikler içinde iken binaların dikilmesiyle farklı bir manzarayı aksettiriyor. Şehir Erciş yolundan Edremit’e kadar yarım bir yay gibi yayılmış. Edremit’in en uç seyir tepesinden bu manzarayı müşahede edebilirsiniz. Hemen şehirlerarası yolun kıyısına yapılmış gölle arası iki metreyi geçmeyen piknik yerleri belli ki pek düşünülmeden yapılmış. Zira gürültü ve araba dumanı içinde sükûtu bulmak mümkün gözükmüyor. Ayrıca yeşillikler içine dikilmiş çimento fabrikası yerini seçememiş bir yabancı izlenimi bırakıyor. Asıl manzara ise uçak havaalanına inerken yaşanıyor. Dönemeç Çayı’nın döküldüğü Dilkaya köyü renk cümbüşü ve şekilleri ile adeta coğrafya dersi veriyor.

İzzettin Şir Cami, Van Gölü canavarı kadar meşhur olmasa da sağlamlığı ile ben burdayım diyor. (Gevaş)

Gevaş; Van Gölü Canavarı ve Artos Dağı ile meşhur, son zamanlarda Akdamar Adası ise daha fazla reklam ediliyor. Sebebi ise 2007 yılında 3 milyon dolara restore edilen kilise olsa gerek. Ama unutulan bir gerçek var ortada; yol kenarındaki Selçuklu mezarlığı ve Halime Hatun Kümbeti. Adeta sararmış otlar içinde, nöbet tutar gibi dimdik duruyorlar. Daha yukarıda tepede ise 15. yüzyılda yapılan İzzettin Şir Cami medresesiyle beraber kendini hatırlatmak için göz kırpıyor size.

Görünmeyen mücadele: Tatvan

Tatvan’da Mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman devrinde İran seferi esnasında kayık yapıp Van Gölü’nü geçerek İran ordusunu takip etme hikayesi konuşulur en fazla. Gerçeklik payı tarihçiler arasında tartışılır durur. Ancak değerli mimarı sahiplenmeyi kim istemez ki. (?) Asıl ismi Van’ın alt tarafı manasında Taht-ı Van. İlçeye girmeden bir sahabe türbesi bizi şaşırtıyor.  Küçüksu Köyü’ndeki Abdullah bin Zarara (r.a.) Hazretleri’nin türbesinin içi “Biz asırlardır buralardaydık” cümlesini izhar ettiriyor. İlçenin kalabalıklaşan trafiği dikkat çekiyor. Tren yolu burada son buluyor, tren Van Gölü’nde feribotla Van’a geçiyor. Nemrut Dağı’na çıkarken Çekmece (Şahmiran) Köyü’ndeki Ayasofya Camii 500 yılındaki tabelası ile dikkat çekiyor. Oysaki bu cami, 1930’lu yıllarda köylüler tarafından camiye çevrilmiş. Esere yakışır bir minare, yapının mimarisini bozmamış, aksine şirin bir cami suretine büründürmüş.

Dünyanın ikinci, Türkiye’nin en büyüğü, yarım daire şeklindeki Nemrut Krater Gölü, fışkıran lavlarla kapatılmış havasını veriyor. Türkiye’de iki Nemrut Dağı var;birisi Adıyaman da birisi de Tatvan’da. Aklınız karışmasın. Buraya Nemrut adı verilmesinin sebebi, Nemrut’un burayı yazlık olarak kullanması imiş. Adıyaman’daki devasa heykeller ve Tatvan’daki göle nazır dağ her ne kadar gün batımı ile şöhret bulsa da aklınıza İbrahim Aleyhisselam’ı ateşe atan ama sonunda bir sivrisineğin burnundan girmesiyle ölen aciz Nemrut figürü beliriyor. Nemrut Krater Gölü, ateş ve suyun mücadelesinden ortaya çıktığı gibi bu topraklar hak ve batılın mücadelesinde yoğrulmuş, yoğrulmaya devam ediyor.

Gökmeydan Medresesi – Şiilik tehlikesine karşı Şerefhan ailesinin Ehl-i Sünnet müdafasına ilmen şahitlik etmiş. Bir inanç kalesi vazifesi görmüş. (Bitlis)

Akşamüzeri Van Gölü’nün sisli manzarası eşliğinde Bitlis’te beş minareye ve daha sürpriz hadiselere şahit olmaya devam ediyoruz.

İnanç Kalesi: Bitlis

İskender’in ordusundaki bir askerden isim aldığı söylenir. Evliya Çelebi geniş geniş anlatır meseleyi. Hızır Aleyhisselam’ın âb-ı hayat suyunu bulmak için çıktığı yolculukta sadece bir neferdir. Suyu bulmak hükümdar İskender’e değil de Hızır’a (a.s.)nasip olur. Herkes âb-ı hayata odaklanır; ancak asıl mevzu Hızır’ın (a.s.) sadece bir nefer olmasıyla buna nail olduğudur. Bizi derinden etkileyen ise Anadolu’nun İslam ile müşerref olmasında Bitlis’in kritik rol oynamasıydı. 640 yılında Hazreti Ömer (r.a.) devrinde, Iyaz bin Ganem (r.a.) komutasında islam ordusu buralarda iskan eder. Dahası Eyüp’e isim olan Eba Eyyüb El-Ensari Hazretleri’nin kardeşi Feyzullah El-Ensari’nin (r.a.) Bitlis’teki türbesi kalbimize ılık bir his, içimize manevi bir kuvvet veriyor. Sonrasında Gökmeydan Medresesi etrafına medfun Şerefhan ailesi burada Ehl-i Sünnetin müdafii olmuş. İdris-i Bitlisî, Yavuz Sultan Selim Han’ı Şii Safevi tehlikesine karşı defalarca bölgeye davet etmiş. Sonunda Osmanlı Devleti bu bölgede günümüze kadar Ehl-i Sünneti ulaştıran tedbir almış. 1517’de Çaldıran’da zemini bir daha sağlamlaştırmışlar.

Abdullah bin Zarara Hazretleri (r.a.) asrı saadetten Anadolu’ya uzanmış manevi fetihlerin girizgahı gibi.(Tatvan) Eba Eyyüb El-Ensari Hazretleri’nin kardeşi Feyzullah Ensari Hazretleri Bitlis’e 640’ta Iyaz bin Ganem (r.a.) komutasında gelmişler.

Sonrasında Şeref Han ailesi bölgeye idareci olarak merkezden takdim ediliyor. İdris-i Bitlisî’nin, “Yönetim bize kalsaydı biz birbirimizi yerdik, nefis mücadelesine girerdik. Sizin elinizce gönderilmesi daha adilane olur.” şeklindeki temennisi, kurulan medreselerinden anlaşılıyor. Burada adeta insanı ölümsüz bir hayata, ahirete hazırlayan ilim yuvası inşa etmişler. Bitlis’te beş minare, hikayesini bu şuurla dinlemek ve anlamlandırmak gerekiyor. İslam eserlerini saymaya yer yetmez burada. Gittiğinizde sokak sokak tarihi mücadeleye şahitlik edersiniz. Muhammed Küfrevî Hazretleri’nin türbesindeki simetrik süslemeli kapının İkinci Abdülhamid Han’ın eseri olduğu söylenir.

Eğer çevre yolundan giderseniz Bitlis’i hiç göremezsiniz. Orası nev-zuhur binalarla inşa edilmiş. En yüksek seyir terasına çıktığınızda panoramik bir görüntüye ulaşacaksınız. Sonra Ahlat’a sefer eyleyin.

Hayat Ağacı: Ahlat

“Bu şehir mamur iken tamamı 35.000 mihraptır.” Kubbetül islam Ahlat Selçuklu mezarlığındayız. İslam, Selçuklu ve Osmanlı’nın kavuşum noktasıdır burası. Nedir Ahlat; ha ile yazılırsa armut; hı ile yazılırsa karışıklık manasındadır. Denilir ki bir zamanlar 72 millet vardır burada.

Ertuğrul Gazi’nin dedesi Kayı Aşireti’nin liderlerinden Kaya Alp buradadır. Kümbetleriyle, mimari taşlarıyla, tarımıyla, toprağıyla Selçuklular’dan kalma bir manzara sunar bu şirin yer. Emir Bayındır Kümbeti, Anadolu kümbetlerinin en büyüğü Ulu Kümbet (Usta Ulu Şakirt) 11. asırdan selam verir sizlere.  Sonra iki büyük göç yaşanır. Moğol baskısı ile birisi Kayı Boyu’nun Halep – Konya – Söğüt göçüdür. 6 asırlık bir medeniyet abidesi dünyaya kök salar. Diğeri ise Kahire’ye yaşanır. Giden bu kadar büyük ise mezarlığın büyüklüğü bir şey anlatır bize. Harabe şehir dedikleri bir yer var ki sebebini  Evliya Çelebi’den dinleyelim.

17 metre yüksekliğindei Bend-i Mahi Çayına kurulu Şeytan Köprüsü. (Muradiye)

Eski zamanlarda bu şehir Mahan (İran şehri) padişahının hükmünde idi. O padişah Semenkan ile savaşmaya niyetlendiğinde Ahlat Şehri halkından 100.000 yumurta ister. Bu buyruk Ahlat halkına gelince, “Yanlıştır ama ne çare verelim.” diye bu oğuz kavmi 100.000 yumurtayı toplarlar. Bu yumurtaları kırmadan Mahan diyarına götürmeye adam lazımdır, şaşkınlık içinde toplanıp görüşürler.

Bu hallerini Mâhân şahı duyup, “Sizden tavuk yumurtası istemezdim, 100.000 gümüş yumurta isterdim. Çünkü bir alay Oğuz kavimsiniz. Sizi bu yükten affettim. Herkes yumurtalarını alsın, devletimin devamı için dua etsinler.” diye afnâme gelir. Ancak bunlar aralarında topladıkları yumurtalara bellek, iz koymamışlardı. Herkes birer yumurta alıp gittiklerinde bazı kişiler, “Benim yumurtam küçük idi, bana büyük yumurta vermişler.”, kimisi de, “Benim yumurtam büyük idi küçüğünü aldım.” der. Bu yüzden birbirleri arasında bir dedikodu başlar ve bir karışıklık çıkar. İleri görüşlü olanlar: “Biz şimden gerü birbirimizin açık haklarını yedik. Bu şehirden bed ve bereket kalkıp bu şehrin harâb u yebâb olmasına bu yumurtalar sebep olur.” demişler. Hak yememek için geri dönüşü olmayan bir göçe karar vermişler. İnsanın zihninde İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin bir kervansaraya ziyareti esnasındaki yaşadıkları ve bela gelmeden evvel tavsiye ettiği dua canlanıyor.

Suyun akışına değil de kaynağına göç eden İnci Kefali. (Deliçay – Erciş)

Adilcevaz’a doğru giderken Ahlat’ın çıkışında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.)sancaktarı Muaz Bin Cebel’in (r.a.) oğlu Abdurrahman Gazi Hazretleri’ni unutmayın. Bu coğrafyanın manevi mimarlarındandır. Türbesi, 1974 yılında Ahlâtlı taş ustası Tahsin Kalender tarafından aslına uygun yapılmış.

Adilcevaz’dan Şelaleye

Adilcevaz hemen gölün kenarına kurulmuş, surlarla ve sularla çevrili kalesi yola karışmış. Zal Paşa Cami ve Ulu Cami bir cevher gibi yolun kenarında parlıyor. Taş işçiliği hayretinizi artırıyor. Gölde batık aramaları ise halen devam ediyor. İsterseniz biraz yukarıda Aygır Gölü’ne de çıkabilirsiniz.

Adilcevaz, Selçuklu eserleri ile Ahlat’ın devamı gibi duruyor.

Selçuklular’ın izi devam eder Erciş’e kadar. Erciş, Karakoyunlular’ın 100 yıl gibi bir süre (1365-1469)  merkezi olmuştur. Ancak bugün Erciş’te iki kümbetten başka Karakoyunlulara ait herhangi bir eser görmek zordur. Erciş’i meşhur eden ise Deliçay suyu kenarında nisan ayı sonlarından haziran ayı sonlarına kadar devam eden İnci Kefali göçüdür. Yumurtalarını bırakmak için suyun kaynağına doğru akıntının zıddına göç ederler.

Akabinde Muradiye Şelalesi içinizi biraz serinletir. Sonrasında ise Bend-i Mahi Çayı üzerine kartal yuvası gibi kurulmuş 17 metre yükseklikte Şeytan Köprüsü, bir bağ uzatır 19. asra. Uzaktan Çaldıran’da Yavuz Selim Han’ın ordusunun nal sesleri sanki köprüden geçen çayın suyuna karışmıştır.

Güzel bir tür koruması: Van Kedisi

Sonrasında yine bu bölgeye has Van Kedisi’nin tür özelliğini Van Kedi Evi’nde görebilirsiniz. Tepesinde 18 tüyden fazla siyah renk varsa, kategori dışında kalıyor. Bütün Van Gölü havzasını bu şekilde noktalıyorsunuz. Eğer zamanınız kalırsa Başkale’de Hoşap Kalesi’ne çıkın. Kale öyle yükseklikte ki “Bunu yapan usta kör oldu.” kabilinden bir eserdir, üstendeki akla zarar uçurumdan adeta bütün İpekyolu coğrafyasının katarlarını gözlersiniz.

Son olarak Türkiye’nin en büyük göl güzelliğini korumada bir düstur kulaklarımızda çınlasın. Selçuklular bu coğrafyada sahabeyi kiramın asr-ı saadetten getirdikleriyle kardı harcını. Sunulan bu zeminde maddi manevi eserlerini inşa ettiler. Osmanlı yeniden inşa etmektense Selçuklu mirasını günümüze kadar kesmeden kısmadan kırmadan ulaştırdılar. Van Gölü Havzası bu zeminde zenginliği taşımaya devam ediyor.

Hızır Aleyhisselam’ın âb-ı hayatı burada bulduğunu zikreder Evliya Çelebi. Beş minareli şehir diye bilinse de onun ardında devrinin zirvedeki ilim yuvası 5 medrese de keşfedilmeyi bekliyor. (Bitlis genel görünüm)

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı