AraştırmaİnsanKapakSağlıklı Hayat

Ya Nüksederse…

İstanbul’da İnflüenza (1899)

Tam bir buçuk asır önce grip kelimesi kullanılmazken sorulmuştu: Ya nüksederse? İspanyol gribi, domuz, tavuk gribi, sars, mers ve korona ile kapımıza dayandı, eve kapattı yine dünyayı.

O zamanlar, her sene kara kışta bir veya iki kere bağı vurup lâakal/en azından on beş gün yatak döşek serilmek şarttı. Adı enflüenza’ya tutulmak. Paçavra hastalığı da derlerdi ki sebebi, vücudu paçavraya çevirişi. O vakit grip kelimesi ortada yok.

Elâ gözlümün çıkagelişi en ziyade kânunlarda; 40 gün süren Erbain ve 50 gün süren Hamsin içinde.

Yavaştan yavaşa lafı başlardı:

-Kör olası gene sökün etmiş!

-Bitişikler kapı kapamaca yatıyorlarmış!…

-Karşıkilerde de var galiba. Doktor İpokratı girerken gördüm!

Buyurmadığı, mihman olmadığı ev, konak nerede? Mutlaka da en önce ya kel takkeli ahretliğe, ya merhumlar yadigârı Arap kalfaya, ya hanım nine kardeşi büyük teyzeye, ya da yeni geline musallat.

Kar kıyamette çangırılı paçaları sıvayıp kuyudan su çeke çeke taşlıkları, tahtaları ovmuş. Bacı başını rastiğe bulayıp kar toplayan güneşte kurutmuş. Teyzanım kulunç yellerine okutmak için titreye titreye Çukurçeşmedeki Kirli kızları boylamış. Tazeye gelince buz gibi hamamcıkta yıkanıp çivi kesmiş.

Dideler ruşen, artık çekiver kuyruğunu. Kucaktakinden köşe minderdekine kadar evdekileri sıralardı. Hepsi sergi, kafa kazan, beyin zonk zonk, vücut fırın, her azada sızı. Gelsin fincan fincan ıhlamur hatmi, mürver! Koca koca güllâçlarla sulfato, antipirin, fenasetin (daha aspirin de meçhul); şişe şişe belladonlu, ipekalı şuruplar; paket paket döver tozu, bizmüt tozu…

Hunnak gibi üç 24 saati bırak, âdi soğuk algınlığı gibi dokuz günde savan baba yiğiti parmakla göster. İkinci hafta aşıldıktan sonra hafifler, bet beniz balmumu, gövde pelte, lök gibi kaşelerden ağız çirişçi çanağı, bezir yağı varî şuruplardan mide altüst, buruk tozlardan barsaklar büzülü hâlâ genizde yanma, hançerede gıcık, göğüste hışırtı gûya yataktan kalkılırdı.

Fakat odadan çıkmak kimin haddine? Zerre kadar üşümeye gelmez, çam sakızı (ben buradayım) der. Maazallah zatürre, zatülcenp bile haritada var. Odanın içinde soba harıl harıl, mangal nar gibi, pencere kenarları yapışık; kapıda baklava dikişli pamuk perde yerlere kadar…

Başta erkeklerde takke, kadınlarda sımsıkı yemeni, boyunda bir değirmi yıkanmamış tülbent, küreklerin üstünde vatkalı pamuk… Böylece de hayli günler geçirildikten sonra sofayı geçip karşı odaya gitmek için yün atkıya sarılan sarılana, hatta hırka, kürk giyen giyene…

Küpten yeni konmuş su şöyle kalsın, sürahide durmuşuna bile dudak değdiren kim? Mangalda üçlük cezve hazır; hemen bardaktakinin üstüne bir parmak boca. Şayet cezve mezve yoksa, yahut kül kalkmış da yayılmışsa bardak ateşin yanına.

Bunlara rağmen evin içinde güvercin tersi yemiş gibi gene kısık sesler; kontrbaso, baso, bariton, alto perdelerinden öksürükler; dahme gibi aksırıklar… Mart dokuzu atlatılacak, Nevruz-u sultani ile ilkbahar girecek de hâlâs olunacak.

Lâf ola, beri gele. Martın kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırdığını, Sitte-i sevrini unutmayalım. İyi hatırımdadır. Enflüenza 315 (H.1897-98, Rumi 1899) senesinde İstanbul’a pek acarcasına gelmiş, girmediği kapı baca kalmamış, saygısızca yerleşip nice kimselere duman attırmıştı.

Sıvırya panik. Az buçuk meraklıya zır deli, sari hastalığa (senesi ise geçer), ahretine kavuşana (günü dolmuş) diyenler bile (biz de mi tutulacağız?) korkusundan bitiyor.

Göz açıp kurtulanlarda gene helecan: Ya nüksediverirse, bu sefer daha dallı budaklı olursa…Vehim bu, malûm a bir defa dala bindi mi bastırdıkça bastırır; faizi mürekkep hesabı ile ürer.

(Sermed Muhtar Alus, 30 Kânunusani 1941, Gördüklerim Duyduklarım)

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı