Sağlıklı Hayat

Yemeğin Vakti Ne Zaman?

Vakitsiz gelen misafir olur da vakitsiz yenen yemek olmaz mı? Aniden misafiri gelen hane sahibinin telaşını bir düşünün. Gelenler hele bir de kalabalıklarsa! Mide de sizin evinizdir. O eve yemek ne kadar çok ve vakitsiz gelirse, ev o kadar daralır, yorulur. Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. O yer ve zamanda güzel, kıymetli ve değerlidir.

Mesâlih’ul Ebdan ve’l Enfüs” isimli eserden; yemek yeme vakitleri başta olmak üzere, yemeklerin hazmı, yemek yeme adabı gibi başlıkları tahlil ettik. Detaylar;

Evvela yalancı iştaha dikkat!

İnsan, yemeğe olan aşırı düşkünlüğünden ve tabiri caizse maymun iştahlı olmasından dolayı bünyesini normal yemek vakitleri dışında bir vakitte yemeye alıştırmış olabilir. Böyle durumlarda yiyecekler, midede tam manada hazmedilmemiş olarak kalır. Dolayısıyla, insanın şuuru, ister yerinde olsun ister olmasın nefsi ve alışkanlığı, onu tok olduğu halde yemek yemeye iter. Tokken yeme iştahı, yalancı iştahtır. Bu vakitlerde ve hallerde yenen yemekler zarardır, ziyandır. Velhasıl bu şekilde yemek yemekten mümkün olduğu kadar uzak durulmalı ve yemek yenecekse sadece midenin tamamen boş olduğu vakitte yenmelidir.

Mide boş mu, dolu mu iyi karar ver

Midenin boş olmasının, yani yenilenlerin tamamen hazmedilip tüketildiğinin alameti; midede tıka basa bir doluluk hissinin olmaması, susuzluk ve su isteğinin kesilmiş olmasıdır. Çünkü mide, yemekler kendisinde olduğu müddetçe su ister. Yemek, mideden bağırsaklara indiğinde, midenin su isteği biter ve hareketlilik bundan sonra bağırsaklara geçer.

Yemek, yenildikten şu kadar saat sonra hazım olunur, diye kesin bir şey söylenemez. Çünkü her insanın tabiatı farklıdır. Kimi insan vardır bir fabrika/makina misali yemeği kısa sürede öğütür ve sindirir. Kimilerinin ise yemeği hazmetmesi saatlerini alır. Bu durum, beslenme ve hazım organlarının kuvvet veya zayıflığı ile alakalıdır. Ancak bu husustaki genel kaide kişinin, bedeni sağlam olup belirgin bir hastalığı da yoksa, yirmi dört saatte yediğini rahat bir şekilde sindirebilmesidir. Tabii ki de buradaki yirmi dört saatlik hazım süresi sadece midenin hazmetmesi değildir. Bağırsaklar, karaciğer ve damarlar gibi organların da gereken vazifelerini yaparak yemeği besin haline dönüştürmeleridir.

Vakitler, faydayı da zararı da belirler

Yemek yeme vakitleriyle alakalı ilk kaide; insanın dilediği vakitte değil, bedenin yemeğe ihtiyacı olduğu vakitte yemesidir. Bu da yemeğe olan isteğin harekete geçip midenin adeta kazındığını hissettiği zaman, yani açlıktır.

Yemekte genel alışkanlık, sabah ve akşam olmak üzere iki öğün yemektir. Fakat bu öğünlerden birinin hafif olması sağlık açısından son derece önemlidir. Bedeni ağırlaştırmaması, insanın hareketlerini zorlaştırmaması ve iş verimini düşürmemesi için hafif olan öğün sabah kahvaltısı olmalıdır.

Mükemmel ve mükemmil bir yemek, vücutta herhangi bir hastalık yoksa akşam yemeğinde olmalıdır. Çünkü akşam yemeğinden belirli bir vakit sonra uyunur ve sindirim gündüzden ziyade gece hızlıdır. Çünkü insandaki doğal vücut ısısı, gündüz uyanık olunması ve duyu organlarının aktif olması sebebiyle bedenin dışına çıkar. Dolayısıyla doğal vücut ısısının görevi olan bedenin içindeki hazım zayıf olur. Gece ise tam tersidir.

Evet, akşam yemeğinin bedene katkısı sabah kahvaltısına göre daha fazladır. Lakin azı karar fazlası zarar sözüne mutabık yenilmeyen akşam yemeği göz ve başa birtakım zararlar verebilir. Onun için Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetini her halükarda olduğu gibi burada da tatbik etmek en makul davranış olur: “Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın, tam doymadan da kalkın.” (Tabâbet-i nebî isimli Osmanlıca eserden alınmıştır.)

En güzel ilaç: Az yemektir

Az yemek seni taşır, çok yemeği ise sen taşırsın gibi vecizâne sözler bizlere bazı şeyleri anlatmaya çalışır. Yemek yeme hususunda dikkat edilmesi gereken bir diğer usul de yemeğin miktarıdır. Az yemek; sıhhatin devamı açısından bir kural, insanda sonradan ortaya çıkan hastalıklardan korunma için de bir teminattır.

İbni Sina tıp ilmini şöyle özetler: Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört-beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani kolayca hazmedebileceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne yemek yemektir. Yani bedene en zararlı şey dört-beş saat ara geçmeden yemek yemek veya lezzeti için çeşitli yemekleri birbiri üstüne mideye tıka basa doldurmaktır.

İyi bir hazım için usul yoksa, vusul olmaz

Bedenin sıhhati için diğer bir kaidemiz de yemeğin nasıl ve ne zaman yenileceğinin bilinmesidir. Yemek, usulüne uygun olarak pişirilmiş olabilir, fakat yeniliş biçiminden veya yemek adabına riayet edilmemesinden dolayı hazmedilmesi zor olabilir. Sebebi, usule uymamaktır.

Yemenin, içmenin usulleri:

  • Yemeği hızlı hızlı değil yavaş yavaş yemek, lokmaları güzelce çiğnedikten sonra yutmak. Unutulmamalıdır ki sindirim ilk olarak midede değil ağızda başlar.
  • Yemekten en az yarım saat önce bir veya iki bardak su içmek. Böyle yapılırsa vücuttaki bütün organlar yenecek yemeğe karşı uyarılır ve hazım daha güzel olur. Yemeğe yakın su içmemek gerekir, bu mide asit dengesini bozar.
  • Yemeğe tuzla başlamak, tuzla bitirmek. Çünkü tuz, ağızdaki zararlı bakterileri yok ederek yemeğin tadının daha fazla alınmasına yardımcı olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Yemeğe tuzla başlamak ve bitirmek 70 hastalığa şifadır.” buyurmuşlardır. (Feteva-i Hindiyye)
  • Yemeği ne çok sıcak ne de çok soğuk yemek. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Yemeği soğutunuz, zira o berekettir. Sıcak yemekte bereket olmaz.” (Ramuz el-Ehadis) buyurmuşlardır.
  • Yemekten 15-20 dakika önce meyve yemek de hazım organlarını uyarma ve hazmın kuvvetli olması açısından oldukça önemlidir. Büyük müfessir Fahreddin Razi Hazretleri “Tefsîr-i Kebîr” isimli eserinde bu konu ile alakalı güzel bir tespitte bulunur: Meyvelerin yemekten önce yenilmesi daha uygundur. Çünkü Allahü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de yemekten (et) hemen önce meyveyi zikretmiştir. Bunun hikmeti ise, “meyve” daha kıymetli, daha hoş, daha çabuk bağırsaklara inen ve midede daha kısa müddet duran bir yiyecektir. Ayrıca meyveler, yemek için iştahı harekete geçirirler. (Vakıa suresi, 20-21)
  • Yemek yerken, sofrada bulunanlarla muhabbet etmek. Böyle yapıldığında yemek hem daha yavaş yenmiş olur hem de yenilen yemeği beyin, daha rahat algılayıp mideye sağlam bilgiler ulaştırır.
  • Yemek yerken karışık şekilde yemekten uzak durmak da son derece faydalıdır. Eğerki aynı anda birden fazla yemek ağza alınırsa beyin, yemeklerin kendine has tatlarını tam olarak algılayamaz ve mideye sağlıklı bilgiler gönderemez.
  • Yemek yerken, dizleri bükerek veya sağ ayağı kaldırıp sol ayak üzerine oturarak yenilmesi sünnettir. (İbn Hacer, Fethu’l-Bari, Şerhu Sahihi Buhari, 9/446) Böyle yapılırsa sağ bacak mideye biraz baskı uygulayarak midenin daralmasını sağlar. Böylece az bir yemekle tokluk hissi uyanmış olur.
  • Yemekten yaklaşık 2 saat sonra bir buçuk iki bardak su içerek mideyi boşaltmak da iyidir. Eskiler bu usule “tahliye suyu” derlerdi.

“İrade” isimli doktoru dinleyin

Vücudumuz kendini tamir ve tedavi etme konusunda büyük bir yeteneğe sahiptir. İnsanın en iyi doktoru ise kendi iradesidir. Bize düşen, hayatımızın her anında olduğu gibi beslenme, yeme-içme konusunda da bu iradeyi en iyi şekilde kontrol altında tutmaya çalışmaktır.

Ayrıca “lezzet almak için yemek yerine, yaşamak için yaşayacak kadar yemek” düsturuna riayet etmek, irademizi muhafaza ve sürdürmede bize yardımcı olacaktır.

Kalın sağlıcakla…

Selçukluların, usulüne uygun öğün geleneği

Selçuklu Anadolu’sunda sabah ve akşam şeklinde iki öğün yemek yenirdi. Peygamber Efendimizin (s.a.v.), “Sabah yemeğini (kahvaltısını) terk etmek hastalık, akşam yemeğini yememek de insana ihtiyarlık verir.” (İbn Mâce, Et’ime 54) hadîs-i şerîfinin tatbikiydi bu. İlk öğün, kuşluk vaktiyle başlardı. Öğle vakti yemek yenmediği için tok tutacak yiyecekler tercih edilir, umumiyetle ekmek ve et-süt ürünleri yenirdi. Ayrıca kahvaltıda enerji veren ve şeker ihtiyacını karşılayan bal, pekmez, üzüm ve karpuz da yerini alırdı. Anadolu Selçuklularının kahvaltısına çeşitli tahıl, sebze, meyve hatta bazı baharatlar da dâhil oldu.

Öğle vakti daha çok şerbet, ayran ve meyvelerle geçiştirilirdi, tam bir öğün sayılmazdı. Akşam ise et yemekleri sofrayı kuşatırdı. Halk arasında öğün anlayışı bu şekilde olduğu gibi Osmanlı Devleti de bu geleneği devam ettirdi. Sarayda iki öğün yemek yenilir, birincisine “kuşluk taamı”, ikincisine “akşam taamı” denirdi.

En güzeli, İslam’ın usulü olan oruç

  • Mide, vücudun havuzu mahiyetindedir. “Az yiyenin hekimle, düz gidenin hâkimle işi olmaz.” sözüne binaen mide ne kadar sağlıklı olursa, vücudumuzun diğer organları da o nispette sağlıklı ve sağlam olur.
  • Mide, vücudumuzun havuzu, oruç da o havuzu temizleyen maddi ve manevi bir tedavidir.
  • Yediğimiz yemekleri, midemizin sindirebilmesi için midemize yardım eden mide kasları vardır. Mide kasları diğer zamanlarda aşırı çalışıp yorulduğu için oruçlu olunan dönemde kendini dinlendirme ve onarma imkânı bulur.
  • Oruçlu iken mide asidinde azalma olduğu için reflü ve gastrit gibi hastalıkların iyileşmesine yardımcı olur.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı