EğitimKişisel Gelişim

Yeni Dijital Bir Dünya

Çağımız, icatlar çağı. Her icat, bir kuşağa isim oluyor. İnternet çağının insanları, bilgisayar çağının adamları, telefon çağının bebekleri…

Çağımızın önemli buluşlarından biri de 1969 yılında ABD’de keşfedildi. İlk kurulduğunda adı, İleri Araştırma Projeleri Ajansı’nın kısaltması olan ARPA-NET idi. Bu, bir savunma projesiydi; dolayısıyla finansörü ABD Savunma Bakanlığı’ydı.

İlk deneme California ve Stanford Üniversiteleri arasında yapıldı; tarih 29.10.1969’du.  Takvimler 1973 gösterdiğinde ARPA-NET, ABD sınırlarını aşarak ilk kez başka bir ülkenin -tahmin edeceğiniz üzere İngiltere’nin- hudutlarından içeri girmişti. Böylelikle ABD dışında ilk bağlantı İngiltere ile kuruluyordu. 1974’ten sonra da ARPA-NET adı “İnternet” olacak ve bundan sonra da bu isim kullanılacaktı.

1993’ e kadar sadece kamu kurumlarında ve üniversitelerde kullanıldı internet. Dünyaya 1993’te açılarak halkın kullanımına sunuldu.

1987 yılında Ege Üniversitesi’nin girişimleriyle Türkiye Üniversite ve Araştırma Kurumları Ağı’nın yurt dışı bağlantısını kurmasıyla, Türkiye ilk olarak internetle tanışmış olur. Bundan dört yıl sonra TÜBİTAK ve ODTÜ internetle alakalı ortaklaşa TR-NET isimli bir proje geliştirirler. Sene 1993’de ODTÜ’de kiralık bağlantı kurulmuş ve bu bağlantı bir müddet Türkiye’nin tek çıkışı olarak kullanılmıştır.

Türkiye’de internete ilk büyük ilgi akademik camiadan gelip yaygınlaşsa da zamanla halka inmiş ve kullanımı halk arasında yaygınlaşmıştır.

İnternetin keşfedilmesiyle farklı bir dünyanın kapıları da açılmış oldu. Bu dünyaya, “dijital dünya” adı konuldu. İnsanın hayatına giren her yeni şey, yeni kavramaları da beraberinde getirdiğinden bu dünyanın da kendine ait, kendi gibi yeni kavramları oluştu. İşte bunlardan bazıları:

Dijital yerli

Batı’da 1980, Türkiye’de 1991’den sonra ağ ortamında doğup büyüyenler, ‘dijital yerli’ olarak anılmakta. Bunlar, doğar doğmaz sanal ortamla dostane uyum içerisinde olduklarından dijital araçlar hayatlarının bir parçası haline gelmiştir. Onlar, teknolojiyi bir ihtiyaçtan ziyade gündelik hayatın gerekliliklerinden biri olarak görür.

Her ne kadar teknolojinin içinde doğup teknolojik aletlerle büyüseler de hayatların bir gerekliliği, ayrılmaz bir parçası olarak görmeleri yanlıştır. İçinde olduklarından farkında olmayabilirler; ama teknoloji onları git gide içtimaî hayattan koparıp yalnızlaştırmakta.

Dijital yerliler, canları çok çabuk sıkıldığından aynı anda birçok işi bir arada yapmak ister; ama hiçbir işi tam olarak yapmazlar, yaptıkları her iş bölük pörçük olur. Ciddiyet gerektirecek işler yerine oyun oynamayı seçerler; sorumluluk duygusundan uzak kalırlar. Bilgiye çok çabuk ulaşmak istemeleri de bir başka hususiyetleridir ki, bu da yarım yamalak bilgiyle yetinmelerine sebebiyet verir.

Aynı anda birçok işle meşgul olduklarından onlar için zaman çok çabuk geçer. Bundan dolayı her şeyin o an olup bitmesini isterler. Bu da vefa duygusunun gelişememesine sebep olur ki, her an habbeyi kubbe yapıp küçücük şeylerden büyük problemler çıkarabilirler.

 

Dijital göçmen

Dijital teknolojiyle ergenlik sonrası tanışmış ve zorunluluklar neticesinde bilgisayar kullanmayı öğrenmek durumunda kalan kimseler için kullanılan bir kavram. Batı’da 1981, Türkiye’de 1991 öncesi doğumlular için söylenilir.

Dijital göçmenler, dijital yerliler gibi teknolojinin kucağında doğup teknolojik araçlarla büyüyen değil, yeni bir yere göçüvermiş de oranın yeniliklerine alışmaya çalışan; fakat alışmakta güçlük çeken kimseler gibidir.  Bundan dolayı teknolojik ürünlerin kullanımında ve teknoloji tabanlı öğrenmede zorluklar yaşarlar.

Dijital göçmenler; aynı anda tek bir işe odaklanır, bilgileri sıralı ve mantığa uygun bir şekilde takip etmek ister, dolayısıyla da dijital yerlilere göre zaman onlar için yavaş akar. Dijital yerlilere göre teknolojinin olumsuz yanlarını keşfede keşfede bitirememeleri, onların zayıf tarafını oluşturur.

Dijital vatandaşlık

Eskiden bir işin yapılabilmesi için ya evrak şart koşuluyordu ya da yüz yüze olmak gerekiyordu. Teknolojinin gelişmesiyle artık bazı şeylerde ne evraka ne de yüz yüze olamaya gerek kaldı. İnsanlar, temel bileşen olan internet sayesinde işlerini hemen halletmeye başladı. Böylelikle de bir kavram çıktı ortaya: “Dijital vatandaş”.

Bu teknolojik gelişmeyle; resmî işlerini, sosyal hayatını, ticaret, eğitim, iletişim gibi hareketlerini dijital ortamda icra eden; bunları yaparken de toplumsal normlar ve ahlâk kurallarına uyan kişiler, yeni dünyanın “dijital vatandaşı” oldular.

Bunlar gibi birçok şeyin dijital ortama aktarılması; zamanla kişiler arasındaki ilişkilerin minimize olmasına, insan ilişkilerinin samimiyetsizleşmesine, haliyle bireyin yalnızlaşmasına sebep olmaz mı? Şayet teknolojik gelişimlerinin getirdiklerinden çok götürdükleri varsa, orada bir durup düşünmek lazım.

Dijital kimlik

İnternet ortamında özellikle de sosyal medya sitelerindeki etkileşimleri sonucunda kişi, imajını dolayısıyla da kimliğini oluşturur.  Lakin dijital dünyadaki her kimlik kimi zaman gerçeği yansıtmaz, insanı yanıltabilir. Kendisini, üç çocuğuna tek başına bakmaya çalışan bir kadın olarak lanse eden kişi, erkek veya çok güçlü, karizmatik ve de yakışıklı bir erkek profiline bürünen kimse de kadın çıkabilir.

Burada önemli nokta şu ki, dijital dünyada yapılan hiçbir şey ne silinir ne de kaybolur. Umulmadık bir anda insanın karşısına çıkabilir. Bundan dolayı kişi, sosyal medyada paylaşacağı şeylerin dijital dünyadaki kimliğini oluşturacağını unutmamalı, her an kimliğini çaldırabilme ihtimalini de aklından çıkarmayarak özel bilgilerini paylaşmamaya dikkat etmelidir.

Dijital kültür

Dijital dünya, dijital kimliğe sahip birbirinden farklı milyonlarca dijital vatandaşı içinde barındırması, haliyle bu bireyler arasındaki kültürel etkileşimi de beraberinde getirdi. Bu da dijital ortamda bir kültür alanının oluşmasına sebep oldu.

Bir taraftan fizikî dünyada mevcut ögelerin; yani bir kitabın ya da ünlü bir ressama ait bir resmin dijital kopyaları üretilip dijital ortama aktarılırken diğer taraftan bazı kültürel ögeler bizzat dijital dünyada üretilmekte. Dijital fotoğraf makinasıyla çekilen fotoğraflar buna misal gösterilebilir.

Yani hem fizikî dünyadan dijital dünyaya transfer edilen hem de dijital dünya içerisinde üretilen kültürel ögeler, dijital kültürün beslendiği kaynakları oluşturtuyor.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı