Seyahat

Yeşilin ve Mavinin Huzuru: Kurucaşile

Son asırda, nekadar çok arar olduk huzuru. Daha ne olup bittiğini anlamadan, adeta birbirini kovalarcasına geçen günler, haftalar ve ayları dolduran meşgaleler içinde, insanlar adeta huzuru unuttu.

[ İlker Süleyman Doğan ]

Maviden çıkıp yeşilin içine girmek, huzur bulmak ve bunu daha tenha ve sakin yerlerde gerçekleştirmek isteyenler için en uygun adreslerden biri Karadeniz’dir. Biraz daha özelde, Karadeniz denince akla belki en son gelen bir yer vardır: Bartın. Türkiye’nin en küçük illerinden Bartın’ın 4 ilçesi arasında en küçük olanıysa Kurucaşile’dir.

KURUCAŞİLE’YE YAZ GÜNLERİNDE GİTMEK

Karadeniz yeşilinin ve mavisinin en berrak tonlarını görebilmek için bu kasabaya yaz mevsiminde gitmelisiniz.

Biz de öyle yapıyoruz; güzel bir ağustos günü Bartın’dan yola çıkıyoruz.

Yol boyunca yeşilliklerin içinde seyahat ediyoruz. Virajları hatırlamıyoruz bile bu renk sayesinde. Bu koyu yeşilin cazibesine dayanamayıp hayaller kurarken, hiç beklemediğimiz bir anda görüş menzilimize giren koyu mavi, gözlerimizi birden açıyor! Gözümüzü denizden, Karadeniz’den başka hiçbir yere çeviremiyoruz o an. Ve buradan sonra bu mavilik de bize eşlik ediyor yol boyunca.

Denize bir an evvel kavuşma isteğimizi mecburen hızlanıyoruz; zira yollar, dağlar ve tepelerden geçtiği için kasabaya iniş çabuk olmuyor. ilkin, limanı da olan büyükçe bir köy görüyorsunuz. Burasını kasabanın merkezi zannetmeyiniz, değil. Tekkeönü Köyü burası; Kurucaşile’nin yavrusu diyebiliriz buraya. Merkeze daha 10-15 dakikanız var.

SAKİNLİK TEMİZLİĞİ HATIRLATIYOR

Manzarayı seyretmekten bir kelime bile konuşamadığımız yol nihayet bitiyor. Kasabanın küçücük merkezindeyiz şimdi. Burada ne varsa merkezde toplanmış. Çok sakin bir sahil kasabasındayız, unutmayın. Tatilciler var; ama sayıları çok değil. Hele -birkaç tanesi dışında- turist göremedik. Sevindirici bir şey bu tenhalık.

Gurbetçi ve turistlerden gelen çok olmuyormuş ilçeye. Bunu yaşlı bir Kurucaşileliye sorduğumuzda, sitemkâr fakat kabullenmiş bir tavırla “ölmüş memleket arkadaş burası, ölmüş memleket…” diye söyleniyor. Bir otobüs firmasının Kurucaşile yazıhanesini işletiyor bu adam. Ona göre ölmüş olabilir ama bizim için yemyeşil, masmavi ve capcanlı bir memleket burası.

Tarihi eskilere kadar uzanan ve 1395’te Yıldırım Bayezid devrinde Osmanlı sınırlarına dâhil olan Kurucaşile, Karadeniz’in en şirin sahil kasabalarından birisi.

AH$AP EVLERİN AYRI BİR HUZURU VAR

Kurucaşile sokaklarını dolaşırken dikkatimizi en çok ahşap evler çekiyor. Burada ahşap evler -betonarme modasına rağmen-hâlâ çok. Çok ağaçlık bir yer olduğundan hep ahşap evler tercih edilmiş. Yüzyıllar geçmesine rağmen bu evler -özellikle köylerdekiler- hâlâ ayakta. Tabii çok bakımsızlar. Hatta bazıları kullanılmıyor bile. Ama ilçe çok tanınır olmadığından, mesela Amasra’nın başına gelen talihsizlik burada o kadar etkili olmamış. Yine de bu evlere sahip çıkmak gerekiyor.

Merkezde yalnız bir tane cami gördük; o da 250 yıllık Merkez Ali Ağa Camii. 1749’da inşa edilmiş. 2009’da cami derneği tarafından, halkın yardımlarıyla dış cephe tadilatı yapılmış. Hoş bir görüntüsü var ve içi de tam Kurucaşile’ye yakışır şekilde; ahşap.

Bartın ağzı burada hiç bozulmadan konuşuluyor. Kurucaşile diğer ilçelere nazaran daha kapalı bir ilçe olduğu için konuşulan dil neredeyse tamamen orijinal. Mesela burada, “oturuyor” yerine “oturıya”; Ne yapıyorsun” yerine “ne yapıyoy”; “gidiyorlar” yerine “gidiyala” deniyor.

 

AHŞAP TEKNELERİ ÇOK BEĞENİLİYOR

Bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir şey var burada: Ahşap tekneler. “Ahşap tekne” denince Türkiye’de Kurucaşile hatırlanır. Osmanlı devrinden bu yana donanmanın gemi ihtiyacı için Karadeniz’in önemli gemi imalat merkezlerinden olan ilçede yüzlerce yıldır süren ahşap tekne imalatı ülke sathında önemli bir yere sahip. Görüştüğümüz bir tekne ustasına göre talep çok fazla. Türkiye’nin her yerinden, özellikle Akdeniz’den, hatta yurtdışından bile sipariş geliyor. Bunun sebebiyse kullanılan ağacın kalitesi. Diğer yerlerde çam kullanılırken burada daha dayanıklı olan kestane kullanılıyormuş.

Dar bir zamana sığdırmak zorunda olduğumuz bu seyahat bir ağustos gecesinde nihayet buluyor ve dönüyoruz. Kurucaşile’nin geleceğini düşünen Kurucaşilelilerin mesajını taşıyoruz beraberimizde. Bu sakin kasabanın çok bilinen bir yer olmasını pek istemiyorlar; zira çok bilinen yerlerin ne hale geldiğini onlar da görüyor…

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı