Röportaj

Yılların Yılların Terzisi Ustasını Anlatıyor

Yüzyıllar boyu uygulanan en tesirli öğrenme yöntemi yaparak, tecrübe ederek, yaşayarak öğrenmektir. Okul, ders ve kitapla bir şeyler öğreniliyor olsa da bunların hiçbirisi bir ustanın yanında çalışarak, onun yaptıklarını izleyerek ve ondan onay alarak öğrenmenin yerini dolduramaz.

[ Röportaj – Fotoğraf : Ercan Erdoğan ]

Artık çıraklar azaldı, çünkü işinin ehli olan usta bulmak zorlaştı. Yine de bir ustanın elinde yetişmiş, ondan öğrendiği sanatı icra etmeye çalışan insanlar da yok değil. İstanbul’da konfeksiyon atölyesi işleten Emrah Akkaş da bunlardan birisi. İşte, usta-çırak ilişkisi ile yetişen Emrah Bey ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız;

Çıraklığa başlama hikâyenizden bahseder misiniz?

Ben Adanalıyım. 2 yaşındayken dedemin yanına verildim ve beni o büyüttü. Dedem yaşlanınca sağlık problemlerinden dolayı Adana merkeze taşınmak zorunda kaldık. İlkokul 4. sınıftayken maddi sıkıntı çekmeye başladık. 1985 yıllarıydı, bir gün dedem beni çağırdı ve “Evladım, seni bir yere götüreceğim, ama orda çalışacaksın ki bir şeyler öğrenebilesin” dedi. Dedemle beraber yola çıktık. Heyecandan kalbim küt küt atıyordu. Hiç unutmuyorum 4 basamaklı bir merdivenden çıktık. Ustam Hasan Koç’u ilk defa o gün gördüm. Kendisi dedemin ahbabıymış ve aslen Bulgar göçmeniymiş. Dedemle ustam bir müddet hasbihâl ettikten sonra ensemden tuttu ve ben onun sıcaklığını hissettikten sonra rahatladım. Ustam “Evladım, bundan sonra biz artık beraberiz, sen okuldan çıktıktan sonra buraya geleceksin, sonra da eve gidersin.” dedi. Böylece çıraklığa başlamış oldum.

Çıraklığın ilk aşamasında ne öğrendiniz?

Çıraklığa ilk olarak parmak bağlama ile başladım.

Bu kolay gibi görünse de aslında çok zordu ve alışmayı gerektiriyordu. Parmak bağlama çırağın becerisine göre 15-20 gün kadar sürerdi. Hatta ustam o ipi elinden hiç çıkarmayacaksın derdi. Ustam bunu şaka yollu söylemişti tabi ki. Ama ben o günün verdiği heyecanla yatarken de dâhil 15-20 gün boyunca ipi elimden hiç çıkarmadım. En sonunda dayanamadım ve ustama artık parmağımın açılmaz hale geldiğini söyledim. Ustam da elimi gördü ve ‘Nasıl yaptın böyle evladım?’dedi.

Parmak bağlamadan sonra?

Parmak bağlamayı öğrendikten sonra ilik örme aşamasına geçtim. Bir bez parçasına iplik örmeye (İlik örme) başladım. İplik örmede usta sizi yeterli görürse bir kademe daha yükseltir ve düğme dikmeye başlatırdı. Yüzük, ilik ve düğme. Daha sonraki aşamalarda paça, dikme, ütü yapmaktı. Aynı zamanda ustanın her zaman yakınında durur, el hareketlerini izlerdim.

Nasıl kalfa oldunuz?

Çıraklıkta her türlü parçanın dikimini öğrendikten sonra sıra o parçaların ütüleme tekniklerini öğrenmeye gelirdi. Eğer bu ütü işini de yapabilirseniz kalfa oldunuz demekti. Her kademede ustamız bize el vermedikçe, yani izin vermedikçe bir üste çıkamazdık.

Ustamız bize her zaman yavrum veya evladım diye hitap ederdi ve bu bizim çok hoşumuza giderdi. Zaten ilk gün ensemden tutması beni çok rahatlatmıştı. Ustamız babamız gibiydi. Bize kızar ama asla küsmezdi. Ustamız her zaman bize sevgi ile yaklaşırdı, ama aradaki sınırı da korurdu. Biz de ona saygıda kusur etmemeye çalışırdık.

Dükkân içi kademeler var mıydı?

Bizde ilk aşama çıraklık, sonra kalfalık, sonra muavinlik, daha sonra da ustalıktı. Her zaman kademeler arası bir iletişim vardı. Biz çıraklar ustaya direkt bir şey söyleyemezdik. Mesela izin alacağımız zaman bunu ustaya değil, ona en yakın olan kalfamıza söyleyebiliyorduk. Kalfaya söylediğimiz zamanda her şey onun insafına kalırdı. Hasta dahi olsak eğer kalfaya göre çalışabilecek vaziyetteysek çalışmaya devam ederdik.

Müşteri geldiği zaman nasıl davranılıyordu?

Müşteri dükkândan içeri girdiği zaman evvela hal ve hatırı sorulur, kısa bir muhabbetten sonra nazik bir ifade ile ölçü almaya davet edilirdi. Eğer gelen müşteri daha önce elbise vs. diktirmişse “Ustam geçen diktirdiğim elbise çok güzel, kilo da almadım” derdi ve hemen defterin sayfaları geriye doğru çevrilirdi. Ustamın defteri kalındı ve boş sayfası hemen hemen hiç yoktu. Her sayfada 5’er kişinin ölçü bilgileri yer alırdı ki kayıtlı müşteri sayısını siz hesap edin. Müşteri ismini verdikten sonra biz çıraklar hemen alır, ölçüyü çıkarırdık ve ustam dikime başlardı.

Ustamın çok uzaklardan hatta Kıbrıs’tan dahi müşterileri vardı. Çünkü ustam müşterisine ve yaptığı işe saygı ve sevgi gösterirdi. O dönemde konfeksiyon sektörü çok gelişmediği için işin ehlini bulmak da çok zordu. Eskiden esnaflık vardı, yapılan işe bir saygı vardı. İş, ehline verilirdi.

Ustanız nasıl birisiydi? Davranışları, konuşması ve giyim-kuşamı nasıldı?

Ustam daima kravatlı olurdu. Gelen müşteri ister doktor olsun, ister sarı çizmeli Mehmet Ağa olsun her müşterisine, gerekli ihtimamı gösterirdi.

Ustam çok kibar birisiydi. Konuşması, telaffuzları çok inceydi. Zaman zaman Osmanlıca kelimeler, tamlamalar kullanırdı. Müşterisine beyefendi/ Hanımefendi diye hitap ederdi. Dini vazifelerimizi aksatmamıza müsaade etmezdi. Perşembe günleri iş çıkışında ustamız yarın için hazırlanmamızı söylerdi. Cuma vakti usta önde biz arkada namaza giderdik.

Ustanızdan gördüğünüz ve imrendiğiniz davranışlar var mıydı? Ustanız sizin hayatınıza neler kattı?

1994 yılında ustamın yanından çıktım ve bir konfeksiyonda çalışmaya başladım. Ustamdan gördüğümüz ve alıştığımız üzere takım elbise ve kravatsız işe gitmiyordum. Benim bu halimi görenler farklı bir gözle bakıyorlar ve gülüyorlardı. Fakat bu terbiye benim ustamdan aldığım bir şeydi.

Ustam sabah erken kalkardı. Sabahları işe besmele çekmeden başlanmaz, akşam vakti de Allah’a emanet olun demeden kimse eve gidemezdi.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı