Yollar…

0

Memlekette imar ve umran adına girişilen bütün faaliyetler “konut” ve “yol” üzerinden yürüyor. Konutlar, “duble yol” çalışmaları, köprüler, tüneller vesaire. Yani umumi manzara hoş görünüyor. Fakat büyük-küçük sokaklar, küçük-orta uzunluktaki caddeler, hatta onlar bir tarafa mesela “TEM” ve “E5” de yol değil midir? Yoldur tabi, diyeceksiniz! Lakin birkaç kilometrede bir sırıtan yarıklar, 10 metre sokuluncaya dek görülemeyen oyuklar çoğumuzun borçla aldığı arabaları “helak” etmeye yetiyor mesela!

Medeniyetin biraz da hatta belki daha çok da “yol” demek olduğunu biliyoruz. Bu gerçeği şehirli ya da köylü hepimiz iliklerimize dek sindirmişiz. Öyle ki köylerde asırlık kabristanları, her biri bir sanat eseri ve tarih belgesi olan mezar taşlarını hallaç pamuğu gibi atıp orta yerinden tâli yol geçirmeyi bir “medeniyet gayreti” görüyor ve gayret sahiplerini ayakta alkışlıyoruz! Garip tecelli…

Ne demiştik; yol, medeniyettir. Çünkü yol, ulaşması gereken her şeyi bir noktadan başka bir noktaya taşıyabilmek için tek (Sanal âlemin yapaylığını sadet hârici tutuyorum) vasıtadır. Bir şey ya da bir insan ulaşması gereken noktaya hesap ve arzu edilen sürede ulaşamıyorsa içinde bulunulan toplumun hayatî unsurları ciddi anlamda dumura
uğramış demektir. Yol yoksa ulaşım da yoktur; ulaşım yoksa hayat var mıdır?! Batı, bedenini kutsadığı “insanını” yüceltmek ve rahat ettirmek için inatla çaba sarf ediyor; hâlbuki biz hem maddesini hem de manasını “ahsen-i takvîm” üzere yaratıldığı için övdüğümüz insanı felaha/refaha kavuşturmak için pek az çalışıyoruz. Batı kendisini hâlâ “beyaz bir efendi” kabul ediyor; biz inadına “Hint fakiri” pozu takınıyor, “ölüm”ü ciddiye aldığımız kadar “hayat”ı ve hayatın maddi tezahürlerini ciddiye almıyoruz.

“Yol”dan çıkıp konuyu dağıtmayayım. Evet, eğer üzerine vazife olanlar yolu önemsiyorsa cadde ya da sokak, ana yahut tâli her yolu önemsemeliler! “Kent dönüşümü” furyası başladı başlayalı her sokakta birden fazla “yıkıp yeniden yapma” çalışmasına rast gelmek alışıldık bir hal aldı. Zaten bir tarafı araç parkı kabul edilip işgal edilen sokakların öteki tarafını da inşaat malzemeleri, kum, çakıl vb. işgal ediyor. Sonra? Sonrası basit, sokaklarda bile trafik!

Ayrıca daha önce zaten defaatle deşilen yollar bu inşaat çalışmaları sırasında su/atık su gibi bağlantıları için enine bir kez daha yarılıyor ve daha fenası o yarık üzerine alelade toprak ve moloz yığılarak kapatılmış gibi yapılıyor! Her gün kullanmak durumunda kaldığım sokaklardan birkaçının bu vaziyetini sosyal medya kanalıyla aktarıp yetkilileri defalarca taciz ederek 1 ayda ancak çözdürebildim problemi. Hep merak ederim; belediye çalışanları bizler gibi oturup kalkan, yiyen içen birer ölümlü müdürler acaba? Acaba onlar da bizimle aynı sokak ve caddelerde yürür, aynı yollardan mı geçerler?! Eğer öyleyse ki hâlâ emin değilim, acaba onlar bu aksilikleri görüp de aynı hizmet binasında çalıştıkları “bilmem ne birimi”ne aktaramazlar mı?

Uzun lafın kısası şu: yollarımızın hali hiç de iç açıcı değil; hâlbuki ödediğimiz vergilere bedel daha fazlasını ve daha iyisini hak ediyoruz. Fakat galiba biz, paramızla rezil oluyoruz! Zira bir mütefekkirin dediği gibi, “Bunlar herhalde medeni hayata yolla başlanacağını bilmiyorlar ve halkın müşterek malı olan yol davasına ehemmiyet vermiyorlar.”

(Toplam 304 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.