AraştırmaDin ve HayatKültür SanatTarih

Zihinden Gönüllere Kırk Hadis

Özünde temizlik, letâfet ve asâlet olan her güzel şey muhakkak başka güzelliklerin doğmasına vesile olur. Nitekim insanların en güzeli olan Peygamberimiz Efendimiz Muhammed Mustafa’dan (s.a.v.) sâdır olan hadis-i şerifler, maharetli eller ve vecdli gönüller vasıtasıyla asırlar boyunca sayısız güzelliklere vesile olmuştur. Makalemizde anlatmaya çalışacağımız “kırk hadis” geleneği bunun en güzel misalidir.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sünnetlerinin özünü ve sözlü kısmını teşkil eden hadis-i şerifler, yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’den sonra dinimizin temelini teşkil etmektedir. Asr-ı Saadet’ten itibaren Rasûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) fem-i saadetlerinden dökülen bu mübarek sözlere muhatap olan Ashâb-ı Kirâm, hadis-i şeriflerle hem amel etmişler hem de ezberleyerek bu sözleri yaşatmışlardır.

Sonraki asırlarda ise tâbiîn ve tebe-i tâbiîn vasıtasıyla nesilden nesile aktarılan hadis-i şerifler; Müslümanların, dinî ve dünyevî hayatlarının her alanında müessir olan en belirleyici unsur olmuştur. Bu şekilde dinî bir nass olma özelliğini taşıyan hadis-i şerifler, İslam’ın ilk asırlarından itibaren hıfz (ezberleme), nakletme, nihayetinde tedvin (derleme) gibi usullerle, İslam tarihinde usûl-i hadîs ismi verilen bir ilmin doğmasına vesile olmuştur.

Ve rahmetî vesiat külle şey (Rahmetim her şeyi kaplamıştır.) Hat: Necmeddin Okyay

Hadis-i şeriflerin yazıya geçirilip kayıt altına alınmasıyla birlikte ezberleme işi zamanla azalmıştır. Kendisine mahsus sağlam kaideleri bulunan ve çok şumullü bir saha olan hadis külliyatında, asırların birikimi zengin ve köklü bir gelenek vücuda gelmiştir. Bu, İslam’ın ilk asırlarından beri gelenekselleşen bir hadis ezberleme metodudur ki hâlen devam etmektedir. Arapların “el Hadîsü’l-erba’ûn”, İranlıların “çihil hadis” diye adlandırdıkları bu geleneğe Türk-İslam medeniyetinde “kırk hadis” ismi verilmiştir. Bu gelenek, İslam kültürünün hem sözlü hem de yazılı yönünü yansıtan çok renkli bir alandır.

Neden kırk hadis?

İslam âlimlerini kırk hadis derlemeye sevk eden en önemli sâik, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.), “Ümmetim içinde dinin emirlerine dair kırk hadis ezberleyeni, Allâhü Teâlâ fakihler ve âlimler arasında diriltir.” hadis-i şerifidir. Rasûlullah Efendimiz’in bu müjdesine nail olmak isteyen İslam âlimleri asırlar içerisinde yüzlerce “kırk hadis” hazırlayıp Müslümanların istifadesine sunmuşlardır. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) emrine uyup, müjdesine nail olmak isteyen Müslümanlar da derlenen bu eserlere gereken ilgiyi göstermişlerdir. Yazılan onlarca kırk hadis kitabı bunun en büyük delilidir.

Ayrıca bu konudaki eserlerin telif gerekçeleri arasında Peygamber Efendimiz’in, “Benim sözümü işitip ezberleyen, sonra onu olduğu gibi başkalarına tebliğ edenin Allâhü Teâlâ yüzünü ağartsın.” şeklindeki hadis-i şerifi ile Veda Hutbesi’ndeki, “Burada bulunanlar bulunmayanlara sözümü tebliğ etsin.” hitabı da pay sahibidir. Nitekim İmam Nevevî, hazırladığı Kırk Hadis’inin telif sebebi olarak yukarıdaki iki hadis-i şerifi göstermektedir.

Kırk hadis çalışmaları

Bilinen ilk kırk hadisi, Hadîsü’l-Erba’ûn adıyla Abdullah bin Mübarek hazretleri (181/797) derlemiştir. Kendisiyle en fazla kırk hadis yazılan, şerh ve tercüme edilen dil ise Türkçedir.

Asırlarca eserleri en çok okunan, şerhi ve tercümesi yapılan kırk hadisçiler ise İmam Nevevî ve Mollla Camî’dir. İmam Nevevî’nin Metnü’l-Erbaîn isimli eserinin hem Türkçe hem Farsça hem de Arapça şerhleri mevcuttur. Bu eserin Türkçe şerhlerinden birini 1725 senesinde, Şerhu’l-Erbaîne Hadîsen ismiyle İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) yapmıştır. Şerh edeceği hadis-i şerifi evvela sarf ve nahiv yönünden inceleyen Bursevî hazretleri, bir dilci kadar titiz davranarak kelimelerin etimolojsi (kökeni) hakkında bilgiler vermiş; geniş fıkhî açıklamalarla okuyucuyu doyurmuş ve son olarak tasavvufî hikmetlerle eserine zenginlik katmıştır.

Özellikle verdiği tasavvufî malûmatlarla bu eser, kırk hadis vadisinde eşsiz bir yere sahiptir. Üç ayrı baskısı yapılan esere (1838, 1896, 1899), halkın da oldukça ilgi gösterdiği anlaşılmaktadır. İmam Nevevî’nin eserinin bir başka başarılı tercümesi ise kütüphanelerimizin olmazsa olmazlarından biri olan Sahîh-i Buhâri Muhtasarı, Tecrîd-i Sarih Tercemesi ve Şerhi isimli hacimli eserin mütercimi olan Babanzâde Ahmed Naim Bey’e aittir. Ahmed Naim Bey, tercümesini İstanbul’da 1925 yılında Kırk Hadis ismiyle neşretmiştir.

Molla Camî’nin Çihil Hadis’ini ise ekseriyetle şairler tercüme etmişlerdir. Ali Şir Nevâî, Fuzûlî ve Nâbî gibi şiir ülkesinin şâhikalarında at koşturan sözün sultanlarının manzum olarak tercüme ettikleri bu eser, dinî edebiyatın en güzel numuneleri olarak medeniyet dünyamızda birer yıldız gibi parlamaktadır.

Türkçedeki ilk kırk hadis, 1358 tarihinde Mahmud bin Ali’nin tercüme ettiği Nehcü’l-Ferâdîs adlı eserdir. Bu ilk tercümeden günümüze kadar, Müslümanların Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hadis-i şerifleri mucibince hareket etmelerine vesile olmak ve kendileri de şefaat beklemek suretiyle İslam âlimleri tarafından daha birçok kırk hadis tercüme edilmiş ve hâlâ edilmektedir.

Kırk hadis üzerine sanat

Bazı hadis âlimleri eserlerini hazırlarken değişik usuller denemişlerdir. Kırk hadis külliyatına renk katan bu uygulamalar, hadis-i şeriflerin râvîleri, manaları, kelime yapıları, tasavvufî özellikleri, rivayet edildikleri şehirler vb. özelliklerine vurgu yapılmak suretiyle vücuda getirilmiştir. Buna, muhaddisierin hadis-i şerit tahsili için dolaştıkları yerlerde, o beldelere göre bir seçme yaparak hazırladıkları “büldâniye’leri misal gösterebiliriz. Bunlardan birisi Ebu’l-Kasım İbni Asâkir tarafından hazırlanan ve “Erbaûne Hadisen li Erbaine Şeyhan min Erbaine Beldeten an Erbain min Erbain li Erbain fi Erbain” adlı eserdir.

Eserin özelliği ise kırk sahabîden kırk ayrı konuda rivayet edilmiş olmasıdır. Osmanlı âlimlerinden Hanif İbrahim Efendi’nin hazırladığı Erbaûne Hadisen fi Lafzateyn’i, iki kelimelik hadis-i şeriflerden oluşan bir başka örnektir. Sûfî-meşrep muhaddisler de maneviyatın öneminden bahseden, tasavvufî hikmet ve nasihatlerin bulunduğu kırk hadisler hazırlamışlardır. İsmail Hakkı Bursevî’nin (k.s.) yukarıda bahsi geçen eseri, Muhyiddin Arabi hazretlerinin El-Erbaûn’u ve Sadreddin Konevî’nin (k.s.) Şerh-i Hadis-i Erbaîn’i bu vadide derlenen en nadide eserlerdir.

“El-cennetü tahte akdâmi’l-ümmehâti” (Cennet anaların ayakları altındadır.) (Hat: Mahmut Şahin)

Muhaddisler böyle kıymetli eserler hazırlayıp şairler, hadis-i şerifleri manzum olarak belâgat imbiğinden geçirirken, hattatlar da bir taraftan maharetli elleriyle bu mübarek sözleri kâğıda aktarmışlardır. Bu eşsiz hat sanatı levhaları kimi zaman bir cami duvarında kimi zaman bir yazma eserde kimi zaman da bir hadis albümünde gülümseyiverir yüzümüze ve gözlerimizin pasını siler.

Sonuç

Dedik ya her güzellik muhakkak başka güzelliklerin doğmasına vesile olur diye; bu sayılanlar mübarek hadis-i şeriflerin sadece zahirî yansımasıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) mübarek sözlerinin gönüllerde meydana getirdiği güzellikler ise tarife sığmaz.

Özet olarak bahsettiğimiz kırk hadis yazma ve ezberleme geleneği, görüldüğü üzere kuru bir gelenekten ibaret değildir. Hepsinin özünde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bahsi geçen hadis-i şeriflerine ve kırk hadis kitaplarında bir araya getirilip tercümesi veya şerhi yapılan hadis-i şeriflere uygun hareket etme düşüncesi ve hedefi vardır. Aksi takdirde bu iş fayda vermeyen, amel edilmeyen ilimler sınıfına girer ki, böyle olursa umulan menfaat hâsıl olmaz.

Kaynaklar: Sahih-i Buhârî; Müslim; Ibn-i Abdülber en-Nemerî, Câmi’u Beyâni’l-İlm ve Fazlih; Ebû Dâvûd; Süneni Tirmizî; Süneni İbn-i Mâce; Süneni Dârimî; Müsnedi Ahmed; M. Yaşar Kandemir-Abdülkadir Karahan, “Kırk Hadis”, DlA, c. 25, s. 467—473; 1, Selahattin Yıldırım, Osmanlı’da Hadis Kırk Hadis Çalışmaları-1, İstanbul 2010; İsmail Hakkı Bursevî, Kırk Hadis Şerhi, (Haz. Hikmet Gültekin- Sami Erdem), İstanbul 2005.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı