Zihnen, Bedenen, Ruhen Tatil

0

Hep yapmayı düşünüp de hiç fırsat bulamadığımız işler vardır. Bu işler için, kontrolü tamamen bizde olan vakit aralıklarına ihtiyaç duyarız. Uyku saatleri, istirahat anları, tatiller ve seyahatler bize bu imkânı sunar.

Kendi zamanımızdan kendimize zaman ayırmak isteriz. Hatta bazı insanlar hayâle yahut tefekküre vakit ayıramadığında kendini kötü hisseder. Yalnızlık ihtiyacı da bir tür tefekkür ihtiyacıdır. Yalnızken, kendimizle baş başayızdır. Bu anlarda nasıl kendimiz kalabalıktan kurtuluyorsak zihnimiz de gereksiz yüklerden kurtulur; böylece yeni kararlar alırız, yeni başlangıçlar yaparız. Uyku, istirahat, tatil ve seyahat anları bu sayede verimli zamanlara dönüşmüş olur.

Eğlence değil istirahat
İstirahat etmek enerji biriktirmektir, bu yüzden verimlidir. Eğlenmek ise oyalanmaktır ve enerjiyi tüketir, bu yüzden verimsizdir. Keyif almak, stres atmak, kafa dağıtmak ve eğlenmek isteyenler enerjilerini tüketen mekânlara giderken, “Vakit geçirmiş oluruz!” derler. Oysa zamanı boşa harcamak en büyük israf, vakit öldürmek en büyük cinayettir.

Talebeler ve işinde gücünde olan insanlar gün içinde dinlenme aralarına ihtiyaç duyar. Bu araya “teneffüs” (soluma / soluklanma) denir ki “İnsanlar iş başındayken, dersteyken nefes almıyorlar mı?” sorusunu akla getirir. Dinlenme arasına bu ismi vermek, çalışma zamanını ölüme benzetmektir belki de. Hâlbuki çalışmak hayattır. Teneffüsler de çalışmaları değerlendireceğimiz ve yeni başlangıçlar için güç toplayacağımız dinlenme aralarıdır.

Zihnen, bedenen, ruhen
Uyku saatleri ve tatil günleri de böyledir. Uyku gün içindeki, tatil de yıl içindeki istirahat zamanlarıdır. Uykular da tatiller de hayata dâhildir.

Tatil “üretkenliğe ara vermek, boş durmak, iş yapmamak” mıdır? Yoksa tatil “dinlenmek, enerji toplamak, yeni şeyler öğrenerek yeni günlere hazırlanmak” mıdır? Belki “teneffüs” gibi “tatil” kelimesini de yeniden düşünmeliyiz. Zaten başarılı insanlar, tatillerini süresiz tatil etmişlerdir. Çalışmaktan korkanların gözünde onlar hiç tatil yapmıyorlardır. Çalışmayı sevenlere gelince, onlar size ömür boyu tatil mutluluğuyla yaşadıklarını söyleyeceklerdir. Sahi, piknikte mangal yakarken de, denizde yüzerken de yorulmuyor muyuz?

Aslında tatil; zihin, beden ve ruh yorgunluğunun ilacıdır. Yorgunluk dedik ya, işin sırrı burada! Acıkana yemek, susayana su ne kadar lâzımsa yorulana da tatil o derece lüzumludur. Yani ne kadar? Tabiî ki doyana, kanana, dinlenene kadar… Zihnen, bedenen ve ruhen tembel olan kimse içinse tatil bir anlam ifade etmez. Çünkü o, dinlenmeyi hak etmemiştir. Hak etmediği şeyin kıymetini de bilemez. Böylesi, tatilinin katilidir.

Bir tatil tavsiyesi
Tatile bakışımızı, yani tatil anlayışımızı değiştirirsek istirahatten daha fazla istifade etmiş oluruz. Şu temel soruyla işe başlayabiliriz:

“İnsanı ibadetten, şükürden, ilim tahsilinden, kitap okumaktan, hâsılı faydalı işlerden alıkoyan nedir?”

Bu sualin cevabı olarak sıralanacak pek çok mazeret tatilde ortadan kalkmaktadır.

İkinci bir soru da bununla bağlantılı olacaktır. İnanç sahibi bir insana, bütün ömrünü konforlu bir şekilde yaşayacak olsa ve hiç çalışmak zorunda kalmasa, günlerini nasıl geçireceği sorulabilir. O da herhalde yukarıda saydığımız türden faydalı işlerle meşgul olacağını söyleyecektir.

Öyleyse, tatil gibi bir hayatımız olsa ne yapacak isek tatilde de aynı şeyleri yapmak en doğrusu olacaktır. Tatiller güzeldir ve yapılabilecek en güzel şeyler için ayrılmış kıymetli zamanlardır.

Çocukluğumuzun mesut günlerini yâd ederiz ya zaman zaman. Bir ses, bir koku, bir tat bizi alır ve yıllar öncesine götürür ya… Çoğunlukla da neşeli anları, tatil günlerimizi, gezdiğimiz yerleri hatırlarız hani… Kendi çocuklarımızın hafızalarına da güzel hâtıralar yerleştirmek için tatiller birer fırsattır.

Askerlik anılarından köy hayatına kadar uzanan hatıraları çocuklara anlatmak, eski zaman tablolarını onların hayâl dünyasına nakşetmek, dinî ve ahlâkî mevzuları tatlı tatlı işlemek, çocukların sorularını merakla dinleyip özenle cevaplamak ve bu sohbetleri taze meyveleri yerken, çiçek kokuları ve kuş cıvıltıları eşliğinde yapmak gerekir. Birlikte geçirdiğimiz bu dakikaları birlikte dinlediğimiz ezanlarla taçlandırdığımızı düşünün bir de. Tabii ağaçları, bulutları seyredeceğiz bu sırada. Sonra serin sulardan abdest alacak, belki bahçede, belki geniş bir balkonda rüzgârı hissederek birlikte namaz kılacağız.

Bir tatilde hissettirdiğimiz zevk, geliştirdiğimiz anlayış, bir ömür bir neslin rehberi olacak. Onlar, sıkıntıya düşüp psikolojik destek alırken çocukluğuna inilenlerin aksine hep çocukluklarıyla yükselmeye devam edecekler.
Çocuklarımız büyüdüğünde kuş cıvıltısı, su şırıltısı, ekşi bir meyve, çiçeklerin rayihası, hafif bir esinti, bir parça bulut, bir tutam yeşillik, içli bir ezan sesi onları alacak ve yıllar önce diz kırıp oturdukları sofralara götürecek. O lezzet damaklarından, o haz dimağlarından, o huzur kalplerinden hiç eksik olmayacak. Sadece iyi tatil yaptık demeyecekler, iyi ki tatil yaptık diyecekler.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 80 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.