Hayatı Sanatla Güzelleştirmek

Sanat; derin duygular içinde olan insanın, duygu ve düşüncelerini, zihninde biçimlendirerek, çeşitli malzeme ve yöntemler kullanmak suretiyle, belli bir ahenk içerisinde görünür, işitilir ve hissedilir hâle getirmesidir. Yine sanat, herkesin hayatında var olan nesnelerii, bambaşka bir his ve sezgi ile görerek, onunla farklı manalar ifade etmektir. Bazen de sadece bulunduğu mekânı, kullanacağı eşyayı güzelleştirme çabasıdır.

Duygularımız ve hislerimiz, kalbimizin ve ruhumuzun mahsulüdür. Aklımız ise bunu, somut yani gözle görünüp elle tutulacak şekilde anlamlandırmaya ihtiyaç duyar. Sanat, burada devreye girer. Sanatla karşılaşan akıl, anlatılmak isteneni daha iyi anlayacaktır. Kalpten süzülen duygu ve his huzmeleri sanata dönüşürse bir güneş gibi parlar. Aksi takdirde sahibinin gönlünde yok olmaya veya ışık kırıntısı olarak kalmaya mahkûmdur.

İnsan, eşrefü’l-mahlûkât yani en şerefli ve güzel bir varlık olarak yaratılmıştır. Yaratılışı gereği güzeli sever. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Hazreti Allah güzeldir, güzeli sever.” hadîs-i şerîfi ile buna işaret etmektedir.

Sanatın gerçek sahibi ve en büyük sanatkâr, hiç şüphesiz Allâhü Teâlâ’dır. Sânî’ ve Cemâl ism-i şerîflerinden biz insanoğluna bahşetmiştir de sanatı vesile ederek duygularımızı ifade etme biçimini ve güzelliği aramayı, bulmayı bize öğretmiştir. Bunun bilincinde olan sanatkârda, kibre yer yoktur. Aksine kendisine bahşedilen bu kabiliyetten dolayı daima tevazu ve şükür hâlindedir.

Yine Müslüman sanatkârlar, yaptığı eserleri hem insanlara bir faydası olsun, hem de öldükten sonra bir sadaka-i câriye olsun niyeti ile yaparlar. Amaçsız veya hiç bir mana ifade etmeyen sanat anlayışının inancımızda yeri yoktur.

Son dönemlerde sanat denince çoğunlukla batıdan gelen izler akla gelse de İslam dini sanattan uzak değil, hatta sanatın ta kendisidir. İtikadımıza ve kulluğumuza zarar verecek her türlü aşırılığı tasvip etmeyen ve niyeti sorgulayan dinimiz, elbette sanatta da bu usul ve üslubunu muhafaza etmiştir.

Sanatın faydaları:

1- Kendini ve Hazreti Allah’ı bulma yolculuğunda olan insan, sanat vesilesiyle güzellikleri fark eder. Mikro âlemden, makro âleme Hazreti Allah’ın sanatını temaşa fırsatı bulur.

2- Mesleğinden ayrı olarak, bir sanatla meşgul olan insan, dünya hayatının zorluklarından bir nebze olsun uzaklaşarak sükunet bulur.

3- Hız çağı dediğimiz zamanımızda yapılan sanat, insanın yavaşlamasına ve bu sebeple ruhunu dinlemeye, dinlenmeye vesile olacaktır.

4- Duygu ve düşüncelerini her zaman diline dökemediği noktada, hislerini, sanatı ile ifade ederek içinde yara hâline gelmekten korumuş olur. Böylece manevî bir tedavi meydana gelir.

5- Özellikle çocukluk çağından itibaren sanata alıştırılan insanlar, yalnız kalmaktan ve maddeye ve insanlara bağımlı olmaktan korunmuş olur.

6- Ciddi vakit ayrılarak yapılan sanatı işe dönüştürürse maddî bir kazanç kapısı açılır.

7- Genellikle büyük maliyetleri yoktur. Belki bir iğne-iplik, bir kâğıt-kalem veya bir parça ahşap ve keski ile nice güzellikler çıkabilir.

8- Sabır ve disiplini öğretir.

• Edebiyat

Kur’ân-ı Kerîm bir mucizedir. İlme ve âlime verilen değer, söz ve yazı gibi edebî sanatların ilerlemesine vesile olmuştur. Batı’da, çeşitli sebeplerden dolayı okuma yazmanın sadece kiliselerde kaldığı 7. yüzyılda, Müslüman İspanya’sı olan Endülüs’te Kurtubâ Kütüphanesi’nde 400.000’den fazla kitap olduğu bilinmektedir.

Edebiyat: İnsanların inanç, his, bilgi dünyasına ayna tutan ve meramını, bazen kısa ve öz, bazen tafsilatlı bir şekilde ifade etmesini sağlayan bir sanat dalıdır. Dinimizde peygamberlere gönderilen suhuf ve kitaplar ile başlayıp Kur’ân-ı Kerîm ile zirveye ulaşmıştır. Daha sonra Kısas-ı Enbiya, na’t, ilahi, şemail, şiir ve kaside ve pek çok şekilde duygu ve düşüncelere tercüman olmuştur. Türk-İslam Edebiyatı’nın ilk yazılı eseri, Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig eseridir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Mârifetnâme ve Mevlana Hazretlerinin Mesnevi’si en bilinenleridir.

• Mimarî sanatlar

Mimarî, İslam medeniyetinin en önemli sanat dallarından biridir. Namazın ve cemaatin ehemmiyetini ifade eden camiler; yolcunun kıymetini anlatan hamamlar, hanlar, kervansaraylar, çeşmeler ve köprüler; ilme verdiği değerle medreseler, şifahane ve rasathaneler ve aile mahremiyetine uygun imar edilen evler, hatta şehirlerde sanatın farklı üslupları karşımıza çıkmaktadır. Taş, ahşap gibi sert materyalleri, bir hamur gibi şekillendirerek göze ve ruha hitap etmiş, bu mekânları huzur veren, sıcak yerler hâline getirmiştir.

Edebiyat, insanların inanç, his, bilgi dünyasına ayna tutan ve meramını, bazen kısa ve öz, bazen tafsilatlı bir şekilde ifade etmesini sağlayan bir sanat dalıdır.

Ecdadımız, Batı’nın yakıp yıkma politikasına karşın fethettiği ve geçtiği her coğrafyayı ihya ederek, güzelleştirerek insanların gönüllerini de fethetmiştir. Şehirleri kurarken camii kebir ile başlayarak bedestenler, çeşmeler, hanlar ile şekillendirmiştir. Diğer medeniyetlerin aksine, mezarlıkları da bu zarafetten nasibini almış, türbe ve hazireler, günümüze kadar ulaşmıştır. Ölümün bir son değil, yolculuk ve geçiş noktası olduğunu bize hatırlatmaktadır.

Mimar Sinan’ın eserleri başta olmak üzere Sivas Gök Medrese, Bursa Koza Han, Eyüp Sultan türbesi, Üsküdar’da Sultan III. Ahmet Çeşmesi bunlardan bazılarıdır.

• Güzel sanatlar

Dinimizde ilime, bilime ve kitaba verilen kıymet, kayıt tutmak, belgelemek ve yazının çoğalmasını da beraberinde getirmiş, Hüsnühat, minyatür, ebru, tezhip ve mücellitlik gibi pek çok sanatı meydana getirmiştir.

Hüsnühat: Başta güzel kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ve kıymetli eserleri güzel yazma sanatıdır. Sanatkârına ‘‘hattat’’ denilmektedir. Başlıca çeşitleri; Kûfî, Rika, sülüs, celi ve ta’lik gibi çeşitleri vardır.

Minyatür: Bir olayı veya öyküyü tasvir etmek için kullanılan ancak boyut ve gölgelemeden kaçınarak gerçeklik algısı kaybettirilen küçük ve renkli resimleme sanatıdır. Fotoğraflamanın mümkün olmadığı devirlerde, önemli olaylar, bu sanatla anlatılmıştır. Sanatkârına ‘‘musavvir’’ veya ‘‘nakkaş’’ denilmektedir.

Ebru: Suyun üzerinde özel boyalar ile oluşturulan desenleri kağıda aktarılmasıyla yapılan bir sanattır. Farsça ‘‘ebr’’ kelimesinden gelen bulut manasınadır. Kitap kapaklarını veya hat yazılarını süslemek ve levha yapmak için kullanılmıştır.

Tezhip: Arapça ‘‘zeheb’’ kökünden altınlamak manasınadır. Kitap yaprakları ve hat yazılarının kenarını süslemek için altın ile yapılan süsleme sanatıdır. Sanatkârına ‘‘müzehhib’’ denilmektedir.

Zencerek: Tezhiple beraber kitap ve yazma eserlerin kenarını süslemekte kullanılan zincir şeklinde süslemedir.

Mücellitlik: El yazması ve matbu eserlerde kitapların yıpranmasını önlemek için yapılan ciltçilik sanatıdır. Kitabın dışı okuyucu ile ilk buluşan kısım olduğundan oldukça önem verilmiştir. Kimi zaman eskimiş kitapları yenilemek için bu sanat kullanılmaktadır.

Ahşap sanatı

Daha çok cami, minber, kürsü ve kapılarda kullanılan bu sanatın en güzel örnekleri, Bursa Ulu Camii ve Konya Eşrefoğlu Camiilerinde ve Saraybosna Başçarşı Çeşmesi’nde görülmektedir.

Edirnekâri: Edirne’li sanatçıların elinde başlayan ve genellikle çiçek motifleri kullanılan ahşap oyma sanatı.

Kündekârî: Geometrik şekillerde kesilmiş küçük ahşap parçaların, çivi ve tutkal olmaksızın birbirine geçirilmesiyle meydana gelen bir sanattır.

Eliböğründe: Ahşap yapılarda çıkma kısımların altında, eğik şekilde konan destek, payanda.

Taş işleme:

Minareler, mezar taşları ve medreselerde hatta kuşevlerinde kullanılan bir sanattır. Sert olan bir cismi, böyle nahif ve dantel gibi zarif bir hâle dönüştürmek, hisli bir ruhun eseri olabilir. Bakır, altın ve gümüşte maden işleme sanatı bu kısımdadır. Bazen geometrik desenler bazen çiçek desenleri kullanılmıştır

Gülbezek: Gülün açılmış taç yapraklarını, madalyon veya daire formunda taşa işlemektir.

Malakâri: Kubbe, tavan ve duvarlarda alçı ile kabartılarak şekil verme tekniğidir.

Kumaş işleme: Kâbe-i Muazzama örtüsü, sanduka örtüleri, bayrak-sancak, başörtüsü ve çeyiz işlerinde kullanılmaya devam etmektedir. Altın, gümüş tellerle veya ipek iplerle yapılan bu sanat, kimi zaman bir yazı veya bitki motifi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hat sanatının başı sabır, hürmet ve hocaya güvendir. Güvenden kastımız, “O, bu işi yapmaz değil, o bu işi yapıyorsa elbette bir bildiği vardır.” diyebilmektir.

Halı dokuma, çini ve cam boyama (vitray) gibi daha pek çok sanata ev sahipliği yapmış olan medeniyetimiz, estetiği fayda ile buluşturarak hayata dahil etmiştir.

Bir bakırcı ustası duygularını, bir bakırın üzerine ilmek ilmek işlemişken, hanımlar kilimin düğüm ve renklerinde dile getirmiş. Mimar Sinan ve nice ustalar camileri, sarayları, köprüleri tezyin ederek günümüze ulaştırmıştır. Bir iğne oyasında, nakışta veya bir şair şiirinde, hattat yazılarında konuşmuştur. Bazen sadelikle gelen zarafet olur sanat. Tıpkı Hazreti Allah’ın yarattığı bir papatyanın veya akan suyun dinginliği gibidir. Bazen de kesret (çokluk) ile meydana gelen ihtişamlı güzellikler olarak ortaya çıkar. Kâh gülün yapraklarında görürüz bunu, kâh sıra dağlarda veya denizin dalgalarında katman katman.

Bazen sehl-i mümtenidir. Bu, imkânsız kolaylık demektir. Kolay gibi görünür. Ancak tekrar yapması zordur. Süleyman Çelebi’nin Mevlidi Nebî’si, Mimar Sinan’ın köprüleri böyledir.

Başta edebiyat (söz sanatı), hat (yazı sanatı), mimarî sanatlar ve el sanatları ön planda tutulmuştur. Ecdadımız, bu alanlarda Hazreti Allah’a (c.c.) ve Sevgili Peygamber Efendimize (s.a.v.) olan muhabbetlerini en güzel şekilde ifade etmişler ve bizlere kadar ulaşmasına vesile olmuşlardır.

Bizler, hız çağı denen bir zamanda koşturmanın içinde yaşıyoruz. Büyük eserler yapacak vaktimiz, naktimiz ve yeteneğimiz olmayabilir. Önemli olan, his ve düşüncelerimizi ifade edebilmek, duygularımızı, dışarıya yansıtarak dinginleştirmek, küçük faaliyetlerle, kendimizi tanıma fırsatı bulmaktır. Önemli olan varmak değil, yolda olmaktır. Cemal sıfatının yolunda yolcu, Cemil (güzel) olana talip olmaktır.

Exit mobile version