Mus’ab Bin Umeyr (r.a)

Genç Yaşında Her İşin Başında

Bütün Değerlerin Üstünde Bir Değer

İnsanoğlu parası olsun, malı mülkü olsun ister, bunun için hayaller kurar ve daima çalışır. Çünkü çoğu insanın zihnine bu tablo yerleştirilmiştir. Belki de insanların böyle düşünmesine sebep, etrafında kendilerine iyi rol-model olabilecek zatları tanımamalarıdır.

Bir insan bütün maddi nimetlerden ne için vazgeçer ve hangi değerler bunlardan daha değerlidir? Zihin bu sualler karşısında karanlıkta kalır. İnsanı karanlıktan kurtaran ise ilim, amel ve yaşadıklarıyla hayata değer katan, semada yıldız gibi parlayan şahsiyetlerdir. Yönümüzü, özümüzü bulmamızı sağlayan bu yıldızlardan biri asrı saadetten Mus’ab bin Umeyr (r.a)’dir. Mus’ab bin Umeyr (r.a), Ashab-ı Kirâm’ın büyüklerinden, ilk Müslüman olanlardan ve İslam’a çok büyük hizmetlerde bulunan Kur’ân muallimi bir zattır.

Maddî dünyasında her şeyi vardı

Öncesinde Mus’ab bin Umeyr (r.a.), zengin, hali vakti yerinde olan bir aileye mensuptu. Mekkeli gençler arasında en yakışıklı, en güzel elbiseler giyen ve en güzel kokular sürünen o idi. Annesi-babası onu çok severdi.
Resûlullâh (s.a.v.) onun bu dönemi hakkında, şöyle buyururdu: “Mekke’de, Mus’ab’dan daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve imkanı bol kimse görmedim.” Resûlullâh’ın (s.a.v.) Dar-ı Erkam’da insanları İslam’a davet ettiğini duyunca, hemen huzuruna vardı ve Müslüman oldu. Annesinden ve akrabalarından Müslüman olduğunu gizliyor, Resûlullâh’ı gizlice ziyaret ediyor, namazlarını gizlice kılıyordu. Bir gün namaz kılarken Osman bin Talha kendisini fark etti ve durumu akrabalarına haber verdi. Mus’ab bin Umeyr’i (r.a.) yakaladılar ve hapsettiler. İmanından vazgeçmesi için ona işkenceler yaptılar. Bu işkence ve eziyetler birinci Habeşistan hicretine kadar devam etti. Habeşistan’dan döndüğünde artık akrabaları ona eziyet etmekten vazgeçmişti.

Genç yaşında Allah için her şeyi terk etti

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabıyla beraber otururlarken Mus’ab (r.a.), huzuruna geldiğinde Resûlullâh ashabına şöyle buyurdu: “Sizden biriniz sabahleyin bir elbise, akşamleyin başka bir elbise giydiği, önüne bir tabağın konulup öbürünün kaldırıldığı ve Kâbe’nin örtüldüğü gibi evleriniz de sizi örttüğü zaman ne yapardınız? Ashab, “Ya Resulallah! O günkü halimiz bu günkünden daha iyi olurdu. Geçim sıkıntımız olmaz ve biz de kendimizi ibâdete verirdik,” dediler. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hayır, siz bu gün o günkünden daha hayırlısınız.”

Resûlullâh (s.a.v.) ona övgüde bulundu, onu medhetti ve şöyle buyurdu: “Allah’a hamdolsun. Ben Mus’ab’ı görmüştüm. Kureyş’ten hiçbir genç anne-babasının yanında onun kadar imkâna ve nimete sahip değildi. Fakat Allah’a ve Resûlü’ne olan sevgisi ona bütün bu imkânları terk ettirdi.”

Tebliğ için vazifelendirildi

Birinci akabe biatında bulunan on iki Medineli Müslüman, Medine halkını Allah’ın kitabına davet edecek, İslâmı bütün yönleriyle yaşayıp anlatacak bir kimse göndermesi için Peygamberimiz’e (s.a.v.) bir mektup yazdılar.

Peygamber Efendimiz, Mus’ab bin Umeyr’i (r.a.) Medine’ye gönderdi. Mus’ab (r.a.) onlara Kur’ân-ı Kerîm okur, namaz kıldırır, İslamı anlatıp davet ederdi. Medine’de ‘mukri’ (Kur’ân-ı Kerîmi kaidelerine uygun okuyan) diye anılırdı. Kabileler birer ikişer geldiler ve Müslüman oldular. Böylece Medine’de İslamiyet hızla yayıldı. O bir nevi Medine’yi Peygamber Efendimiz’in maddi fethine hazırlıyordu.

Evs ve Hazreç kabilesinden yetmiş kadar kişiyle beraber Peygamber Efendimiz’e biat için -ikinci akabe biatı- Mekke’ye geldiler. Mus’ab bin Umeyr (r.a.), Resûlullâh’ın huzuruna çıktı ve Ensarı ve insanların bölük bölük Müslüman olmasını haber verdi.

Peygamberimiz bu haberden çok memnun oldular.

İlk önce Peygamberimizin yanına giderdi.

Mus’ab’ın (r.a.) Mekke’ye geldiğini haber alan annesi ‘Ey vefasız oğul! Buraya gelirsin de nasıl olur da önce benim yanıma gelmezsin’ diye haber gönderdi.

Bu haberi alan Mus’ab bin Umeyr (r.a.) ‘Ben Resûlullâhdan önce kimsenin yanına gitmem’ dedi. Resûlullâh’a (s.a.v.) vereceği haberleri bitirdikten sonra müsaade isteyip annesinin yanına gitti. Annesi, sen hala benim kabul etmediğim o dinden dönmedin mi? deyince Mus’ab bin Umeyr (r.a.) ‘Ben Resûlullâh’ın dini üzereyim. Bu din de Allah’ın kendisi ve Resûlü için râzı olduğu İslam’dır.’ diye cevap verdi. Mus’ab (r.a.) annesini, “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.) onun kulu ve resulü olduğuna” imana ne kadar davet ettiyse de annesi, kavminin kendisiyle alay edeceği düşüncesiyle, oğlunun bu davetini inatla kabul etmedi.
Bir müddet daha Peygamber Efendimiz ile beraber kaldıktan sonra tekrar Medineye hicret etti. Bundan 12 gün sonra da Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiler.

Bedir’de sancaktar oldu Mus’ab bin Umeyr (r.a.)

Bedir Harbinde Resûlullâh’ın en büyük sancağı olan Muhacirlerin sancağını taşıdı. Uhud Harbinde de sancağı yine Mus’ab (r.a.) taşıyordu. Okçuların yerlerinden ayrılması üzerine düşman şiddetli bir hücum yaparak islâm askerini arkadan vurdu ve bütün kuvvetiyle Resûlullâh’a doğru hücum etti. Mus’ab (r.a.) elinde sancağıyla Peygamberimiz’i müdafaa etti, müşriklerle mücadeleye devam etti. Bu mücadele esnasında İbn-i Kamîe onun sağ koluna vurup kesti. Mus’ab (r.a.) şu mealdeki ayeti okuyordu: “Ve Muhammed de ancak bir peygamberdir. Ondan evvel de peygamberler gelip geçmiştir…” (Al-i İmran suresi ayet, 144)

Mus’ab (r.a.) sancağı sol eline aldı ve düşürmemek için üzerine eğildi. İbn-i Kamîe bu defa sol kolunu da kesti. Sonra Mus’ab (r.a.) sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne yasladı. O an yine şu mealdeki ayeti okuyordu:

“Ve Muhammed de ancak bir peygamberdir. Ondan evvel de peygamberler gelip geçmiştir…” İbn-i Kamie üçüncü defa mızrağıyla, saldırdı ve onu şehîd etti.

Uhud’da Rabbine kavuştu, hakkında ayet okundu

Hazreti Mus’ab şehit olunca sancağı onun suretinde bir melek gelip aldı. Resûlullâh (s.a.v.);

“İleri ey Mus’ab, ileri” diyordu. Mus’ab’ın (r.a.) şehit edildiğinden henüz haberi yoktu. Melek Resûlullâha dönüp ‘Ben Mus’ab değilim’ deyince Resûlullâh (s.a.v.) sancağı Ali bin Ebû Tâlib’e (r.a.) verdi.

Resûlullâh (s.a.v.) şehit olan Mus’ab’ın (r.a.) yanına geldi. Yüzünde bir üzüntü vardı. “Müminlerden bir kısım erler vardır ki, Allah’a verdikleri ahde sadâkat gösterdiler. Onlardan kimisi adağını ödedi (şehit oldu) ve kimisi de adağı (nı yerine getirmek, şehit olmak) için bekliyor. Hiçbir şekilde (sözlerini, hak yolundaki azim ve gayretlerini) değiştirmemişlerdir.” meâlindeki Ahzab suresinin, 23. âyetini okudular ve “Allahın resûlü, kıyamet günü Allah katında sizin şehit olduğunuza şâhitlik edecektir.” buyurdular.

Mükafatını Allah’tan istedi

Şehit olduğunda kırk yaşlarında idi, geride bir elbise parçasından başka hiçbir şey bırakmamıştı. Kefenlemek için elbisesini başına örttüklerinde ayakları açık kalıyor, ayaklarını örttüklerinde başı açılıyordu. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Elbisesiyle başını örtün, ayaklarını da ızhır otu ile örtün.” Tabiki o, mükafatını Allah’tan beklediği için dünyalık her şeyi İslam’a hizmet etmek uğruna terk etmişti.

Habbâb bin Eret (r.a.) dedi ki: “Biz, Allâh’ın rızâsını kazanmak için Resûlullâh ile beraber hicret ettik. Bizim mükâfatımızı verecek olan Allâh’tır. İçimizden bazıları, dünyadaki mükâfatından hiçbir şey alamadan onun yolunda şehit oldular. Uhut Harbinde şehit olan Mus’ab bin Umeyr onlardan birisidir.”

Kaynaklar: et-Tabakâtü’l-Kübrâ, Ibni Sa’d-1/116-122; İslam Tarihi, Asım Koksal, 3/ 213215; Üsdü’l-gâbe, İbn-ü’l-Esır, 4/369

Exit mobile version