Hülyalı bir hâlde etrafı seyrederken çatala batırılan, hemen yanındaki zeytine kaydı gözü. Kocaman gözlerle onu seyretti küçük zeytin.
Çok heyecanlıydı küçük zeytin. Bugün büyük gündü. Kocaman zeytin kavanozunda sıra ona gelmişti. Kahvaltıya konulacak ve bir nimet olarak yaratılış amacına ulaşacaktı.
Etrafında kendisi ile bekleyen diğer zeytinlere baktı. Herkes oldukça heyecanlıydı. Hararetli bir uğultu vardı. Tabağa kimin konulacağına, ev sahibinin hangi zeytini seçeceğine dair tahminler yürütülüyor, güneş yeryüzünde ışıklar saçmaya başlarken zeytinler, kavanozun içinde bekleşiyorlardı.
Derken karanlık buzdolabı aydınlandı, açılan kapağıyla. Ev sahibi, uyku mahmuru bir yüzle uzandı zeytin kavanozuna. Kavanoz, tezgâha ilerlerken zeytinler bir tarafa doğru yuvarlandılar. Minik zeytin son anda tutundu abisine. Üstte durmak ve bugün o tabakta bir yer edinmek istiyordu. Tezgâha konulunca diğer tarafa doğru ilerledi herkes. Minik zeytin, elinden tuttuğu abisini çekiştirirken üst taraflardan bir yer buldu ikisi için. Sevimli yüzünde bir tebessüm vardı abisine bakarken. Büyük zeytin eğildi, kardeşine doğru:
-Eğer ikimizden biri seçilecek olursa elimi sakın bırakma.
Minik zeytin cevap veremeden kavanozun kapağı dönmeye başladı. İçeriye giren kaşığı görünce tutuldu nefesler. Yakınında olanlar hemen atıldılar yüzlerinde gülümsemeyle. Onlar kavanozdan çıkıp tabağa ilerlerken küçük zeytin gerginlikle abisinin elini sıktı. Yeniden yaklaşan kaşık, tam da önlerine inmişti. Heyecanlı bir itiş kakışın ardından nihayet üzerindeydiler. Tabakta diğer zeytinlerin yanında yerlerini aldıklarında minik zeytinin keyfine diyecek yoktu.
Diğer kahvaltılıklar masaya gelirken tabağın kenarına tutundu merakla ve ilk defa gördüğü bu dünyayı seyretti zevkle.
Hülyalı bir hâlde etrafı seyrederken çatala batırılan, hemen yanındaki zeytine kaydı gözü. Kocaman gözlerle onu seyretti küçük zeytin. Giden arkadaşı, çatalın üstünde onlara son kez gülümserken, bir şey oldu! Ev sahibinin eli kaydı ve zeytin yolculuğunu tamamlayamadan, çatalla birlikte masadan düştü. Minik zeytinin nefesi kesilmişti. Bu çok sık meydana gelen bir şey değildi ama o zeytine neler olacağını çok iyi bilen tabaktakiler, bir matem havası içinde olacakları izlediler. Ev sahibinin, sofradan düşen nimete asla affı olmazdı. Minik zeytin şok içinde beklerken yanındakinin ağladığını gördü. Ev sahibi yerden aldığı çatalı yıkanmak üzere lavaboya götürürken, zavallı zeytin atılmak üzere çöpe gönderildi. Küçük zeytin, abisine tutundu sıkıca.
Kahvaltı boyunca seçilmek için dualar etmiş, en nihayetinde abisi ile yeniden kavanoza dönmüştü. Buzdolabı karanlığa gömülürken abisinin elini bıraktı.
-Ben gelmiyorum! Yürüdüğüm yol bir yere varmayacaksa hiç adım atmam daha iyi! dedi, kavanozun dibine ilerlemek için önündeki zeytinleri iterken.
Kardeşi kalabalığa karışıp gözden kaybolurken seslendi abisi. Koştu, ama çoktan bir sürü zeytinin arasında kayıplara karışmıştı. Onların arasına girdi, koskoca kavanozda dolandı günlerce. Aradan geçen günler, kavanozu yavaş yavaş boşaltırken, kardeşi olmadan gitmek istemediği için saklandı her defasında. Kalabalığın müsaade ettiği kadar dibe indi.
Kavanozun tabanını gördüğünde umutları tükenmek üzereydi. Çaresizce dolanmaya devam ederken önündeki zeytin arkasını döndü. Kocaman olmuş gözlerle önündeki kardeşine baktı büyük zeytin. Abisini fark edince gözleri yaşlı, sarıldı ona. Minik zeytin usulca ağladı bir müddet. Geri çekildiğinde abisi konuşmaya başladı:
-Biliyorum… Neler düşündüğünü anlıyorum. Ama şunu unutma ki, gerçek cesaret; bir amaç uğrunda yürüyebilmektir.
-Ama ya sonuç bir yere varmayacaksa?
-Bizler zaferle değil, seferle emrolunduk. Atmamız gereken adımı atacak, sonra teslim olacağız… Abisi konuşurken etraf aydınlandı birden. Ev sahibi kavanoza uzandı. Günün bu saatinde neler oluyordu? Aniden gelen sarsıntılarla ileriye fırladı minik zeytin. Tezgâha konulurken çoktan kaybetmişti abisini. Kavanozun kapağı açılırken ileriye atıldı telaşla. Neler olduğunu anlamamıştı ama abisini bir an önce bulmalıydı. Önündekileri ittirip o hengâmede abisine seslenirken havaya kalkan kaşığa değdi gözleri. O anda bütün dünyası başına yıkıldı. Abisi kaşığın üzerinde onun adını seslenirken, ağlamaya başladı küçük zeytin. Umutla kaşığın yeniden gelişini bekledi, ama olmadı. Kavanozun buğulu camından abisini görmeye çalıştı. Gözlerinden akan yaşların haddi hesabı yoktu. ‘Hepsi benim yüzümden.’ diye mırıldandı. ‘Bir korkak gibi kaçmasaydım şimdi beraber olabilirdik!’ Geriye kalan son birkaç zeytin, abisini kaybeden bu zavallı kardeşe baktı.
Küçük zeytinin hıçkırıkları kavanozda yankılanırken bir hareketlenme oldu. Zeytinler ne olduğunu anlayamadan ters dönen kavanozun içinden tabağa yuvarlandılar. Minik zeytin ıslak gözleriyle etrafa baktı. Kendisine yaklaşan abisini gördü. Koşup sarılırken ağlaması şiddetlenmişti. ‘Özür dilerim’ dedi çatlayan sesiyle. Sırtını sıvazladı abisi:
-Dileme, dedi ve devam etti. Unuttun mu? Önemli olan adım atmaktır. Sen bir şey için çabaladıktan sonra onun karşılığı muhakkak gelir.
Gülümsedi küçük zeytin. Şimdi anlamıştı ne demek istediğini. Beraber kalabilmeleri için abisinin sarf ettiği gayretten sonra Hazreti Allah yine onları bir araya getirerek çabasının karşılığını vermişti. Çünkü emekleri zâyi etmeyecek bir tek Cenâb-ı Hakk’tı. Yaratılanlar ise gayret etmekle mükellef kılınmıştı.

