
Kedilerden Öğrendiğim On Şey
Efendim, biz bu kedileri sadece dört ayaklı, tüylü bir sokak sakini mi zannederiz? Eğer öyleyse büyük bir gaflet içindeyiz demektir. Zira kedi dediğimiz şey, alelade bir hayvan değil. Sanki dünyaya, biz insanları uzaktan denetlemek için gönderilmiş bir müfettiş gibidir.
Geçenlerde bir hafta kadar bir eve misafir oldum, doğrusu ben öyle sandım. Meğer asıl ev sahipleri ya da istilacıları, o bıyıklı ve vakur kedilermiş. Bir hafta boyunca onları seyrettiğimi düşündüm, meğer asıl onlar beni, bir laboratuvar titizliğiyle tetkik ediyorlarmış.
Hele namaz vakitleri! Secdeye varacakken burnumun ucunda bir pembe burun, bir çift zümrüt göz beliriverir. Bu ne samimiyet, bu ne laubalilik! Fakat o kadar zarifler ki kızmak ne kelime, insan bu kedi âlemine yabancılığından dolayı kendinden hicap duyuyor.
Onların bu anlayamadığım, enteresan, samimi, farklı hâllerini görünce defterimi açtım ve bu küçük feylesoflardan aldığım “hayat derslerini” şöyle not ettim:
- Şekle değil, maksada bakarlar. Bazen bir kavis olurlar, bazen bir kütle… Sırt üstü yatarken de ayak üstü dururken de vakarlarından kaybetmezler.
- “Mühim olan hangi şekle girdiğin değil, içinde ne kadar rahat olduğundur.”
- Bir noktaya dakikalarca bakarlar. Sanırsınız, orada bir derya var. Oysa kendi iç dünyalarının derinliğidir. Karşısındakini “Acaba ne görüyor?” diye meraktan çatlatmak da işin sanatıdır.
- “İşine öyle odaklan ki odaklandığın şey, işin olsun, başka şeyler, dünya dışında kalsın.”
- Az önce bir parça ciğer için kıyameti koparan o değilmiş gibi mamasını bitirince kenara çekilir, patisini sakince yalar.
- “Dünkü kavgayı, bugünkü sızlanmayı unutuvermek… Belki de saadet budur.”
- Bir yumak peşinde koşarken gösterdikleri kararlılık, kimsede yoktur.
- “Bir işi kalpten yapmıyorsan, o iş, hiç yapılmamış sayılır.”
- Bir mekâna süzülüşleri vardır ki duman gibi… Ses etmeden gelir, köşeye yerleşir ve bir bakmışsınız evin sahibi olur. “Su gibi olun, akın ve kabın şeklini sessizce alın.”
- Hoşlanmadığı şeye “Tıs!” der, bir pati uzatır. Ama sevildiğini hissedince mırmırlara başlar, o an anlarsınız ki kedi, size bir lütufta bulunmaktadır.
- “Adam fasık mı durma efendi. Adam alim mi yanında yozlaşmaya ne hacet, sessizce otur, indir hanında hislerini.”
- Her nasılsa sürekli dört ayak üstüne düşüp hiçbir şey olmamış gibi gidiveriyorlar.
- “Dört ayak üstüne inmek bir refleksten öte, bir yeniden başlama iradesidir.”
- Dünyanın en pahalı koltuğunda da sokaktaki boş bir karton kutunun içinde de aynı derin huzurla uyumak. Konfor, eşyanın fiyatında değil, iç alemlerindeki uyumdadır.
- “Zenginlik, elindekinin bolluğunda değil, elindekiyle ne kadar barışık olduğundadır.”
- Evin içinde günün hangi saatinde güneş nereye düşüyorsa, onlar orada. Işığı takip ediyor.
- “Gölgede kalıp sızlanmak yerine, seni ısıtacak güneş ışığını ara ve bulduğunda tüm hücrelerinle orada kal.”
- Patilerini öyle bir titizlikle temizliyor ki o kendini kaptırış bile baş yapıt gibi izleniyor.
“Kendine ayırdığın vakitleri başkalarına kaptırma. Sen kendine değer vermezsen, dünya, senin değerini bilmez.”
Netice-i kelam, bakabilene kedi, insan için aynadır. Ona bakınca kendi eksiklerimizi, yitirdiğimiz sükûneti ve unuttuğumuz çocuksu neşeyi görürüz. Bir kediyle yolunuz kesişirse, onu yalnızca bir hayvan gibi değil, sessizce nasihat eden biri gibi dinleyin.




