Genç Hayat

Çantada Gençlik

Ah Bu Çocuklar!

Sınıfta küçük bir çocuk parmak kaldırarak sordu:

“Öğretmenim, dünyanın ağırlığı ne kadardır?”

Öğretmen, çocuğun bu ilgisine sevinerek, bu sorunun cevabını bilmediğini ve araştıracağını söyledi. O gece ansiklopedilerden gereken bilgiyi bularak ertesi gün sınıfta açıkladı. Aynı çocuk parmak kaldırarak sordu:

“Öğretmenim, bu ağırlığa insanlarınki de dâhil mi?”

İkiyüzlüler

Batı’nın önemli düşünürlerinden Francis Bacon ateistlerle alâkalı tespitlerinde şöyle diyor:

“Tanrı yoktur diyenlerin arasında, böyle demeyi çıkarına uygun bulmayan yoktur. (…) Büyük ateistler gerçekten ikiyüzlüdür. Allah’ın varlığını inkâr edenler, insanın soyluluğunu da inkâr etmiş olurlar. Çünkü insan, bedeniyle hayvanlara yakın olduğu halde, ruhuyla Allah’a yakın olmayı başaramazsa, alelâde bir yaratık durumuna düşer. Ateizm, insan ruhunun büyüklüğüne ve insan varlığının yüceliğine olan inancı da zedeler.” (Denemeler, s. 97-99.)

Elmas kadar değerli

Tik ağacı her türlü hava şartlarına dayanabilen, yüzyılların yıpratamadığı bir ağaçtır. Madenler arasında elmasın yeri ne ise ağaçlar arasında “Tik Ağacı”nın yeri de odur. Tıpkı elmas gibi nadir bulunur; çok yoğun ve reçineli dokuya sahiptir. Kullanıldığı zamanki şeklini yüzyıllarca muhafaza eder; herhangi bir bozulma, eğilme, çekme ve şişme yapmaz. Üstelik hoş bir kokusu vardır. Tabiî olarak yetiştiği zaman 45 metre boya ve 1,5 metre çapa erişebilir. Tik ağacının kıymetini artıran bir diğer sebep de sadece Uzakdoğu’da Birmanya (Burma, Myanmar) ve Endonezya’da yetişmesi, binaenaleyh temininin zor olmasıdır. Yetişmesindeki ve teminindeki zorluklar sebebiyle tik ağacının, tabiî yetişme sahasında ve daha başka yerlerde, sunî olarak üretimi de yapılmaktadır. Günümüzde daha çok denizcilik sahasında (yat, gemi, ağaç zıpkın vb.) ve bahçe mobilyası imalatında kullanılan tik ağacının bu dayanıklılığa ulaşabilmesi için, doksan dokuz değil, tam yüz yaşında olması gerekiyor. Bu ağacı özel kılan hususlardan biri de gerek Osmanlılar zamanında gerekse daha eski tarihlerde, Mescid-i Haram’ın ve Kâbe-i Muazzama’nın inşası ve tamiratında kullanılmış olmasıdır.

Bakış Açıları

Bir profesör, ilk dersinde tahtaya kocaman bir kâğıt asar. Kare şeklindeki kâğıdın ortasına, kurşun kalemle bir nokta koyar. Ve öğrencilerine sorar:

“Bana ne gördüğünüzü söyler misiniz?”

Herkes bir ağızdan:

“Siyah bir nokta!” diye cevap verir.

Profesör, ikinci sorusunu sorar:

“Hiçbiriniz koskoca kâğıdı görmedi mi?”

Hayat gerçeği

“Çocuklar, ‘Büyük bir çocuk olunca ben, şunları, şunları, şunları yapacağım…’ derler.

Sonra büyük çocuk olduklarında, ‘Büyüyüp adam olduğumda…’ diyerek başlarlar ilerde yapacaklarını sıralamaya…

Büyüyüp adam olduklarında, bu kez ‘Hele bir evleneyim…’ derler ve hayatlarında yapmak istediklerini bu girişten sonra saymaya başlarlar.

Daha sonraki yıllarda ise cümlenin başlangıcı, ‘Emekli olayım, ondan sonra…’ya dönüşür.

Emekli olduklarında arkalarına dönüp, adım adım yürüyerek geçtikleri yollara baktıklarında ise, bu kez soğuk bir rüzgârın her şeyi silip süpürdüğünü görürler.

İşte ancak o zaman bir gerçeğin farkına varırlar: “Hayat, yaşanmakta olan her anın dokusundadır. Ve ona ilerdeki bir noktadan geri dönüp bakıldığında, her şey için artık çok geçtir…”

Dolap çevirmek

Gizli kapaklı iş yapanlar hakkında söylenen “dolap çevirmek” tabiri, bize eski konak geleneklerinin bir yadigârıdır. O devirlerde, zengin konakların erkekler kısmına selâmlık; kadınlar kısmına da harem(lik) denirdi. Misafir geldiği vakit, kadınlarla erkekler ayrı oturduklarından, konağın harem ile selâmlığı arasındaki duvarda bulunan dolap devreye girer ve iki taraf arasındaki hizmetler böylece yürütülürdü.

Dolap, mihveri (ekseni) etrafında dönen, silindir şeklinde bir aparattır. Raflar hâlinde düzenlenmiştir. Kadınlar tarafından raflara yerleştirilen yemekler, dolap çevrilerek erkekler kısmına geçer; oradan boşalan kaplar yine aynı usul ile alınırdı. Eski konakların çoğunda yemek servisi böyle yapılırdı. Zira Müslümanlar için mahremiyet hususuna riayet, bu dolapların her vakit kullanılmasını zaruri kılardı.

Bununla beraber o devirde konaklardaki halayıklar, arabacılar, bahçıvanlar vs. ile aşçılar, hizmetçiler, yamaklar, dadılar, kalfalar arasında, fırsatını bulunca muhabbetlerini ifade etmek için kırmızı gül demetleri, çiçekler, ipekli mendiller, lokumlar, lavantalar vs. de bu dolaplara konularak karşı tarafa gönderilir; böylece konak sahibine sezdirmeden dolap çevrilmiş olurdu. Romanlarda heyecanlı örnekleri mübalağalı bir şekilde anlatılan dolap çevirmelerden günümüze bu tabir kalmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı