Tarih

Demir Bileziklere İşlenen Tarih

İstanbul, büyük eserlerinden ayrı olarak çoğu zaman yanından geçip gidenin göremediği; görse dahi okuyamadığı veya anlam veremediği nice hazineleri sinesinde saklamaya devam eden, adeta bir açık hava müzesi ve zaman tünelidir. Bu hazinelerden biri de tarihî sütunların “bilezik” denen metal kısmına yazılan ve geçmişi taşlara kazıyan yazılardır.

Sütun bileziği nedir?

Sütun bileziği; sütunların kaideleriyle birleşme noktalarına monte edilen, genellikle estetik görünüm maksadıyla yapılan mimarî unsurlardır. Ekseriyetle tunç, bronz ve pirinçten yapılan bu bilezikler, ecdadımızın pek çok işinde olduğu gibi çok amaçlı düşünülmüştür. Bir gazete veya tarih dergisi misali, meydana gelen olaylar, vefatlar, özlü sözler ve nasihatler, bileziklere kazınmış ve hem o dönemdeki halk bilgilendirilmiş hem de yüzyıllar sonra gelen bizlere geçmişten birer ses olmuştur.

Tarihe kazınan notlar

Tarihe not düşmek, mühim hadiseleri kaydetmek ve duyguları dile getirmek için sütunların bileziklerine kazınan yazılar; İstanbul genelinde 18 camide, 5 türbede ve Topkapı Sarayı’nın muhtelif bölümlerinde yer almaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 300’e yakın yazı tespit edilmiştir.

Özellikle padişahların yaptırdığı ve kalabalığın yoğun olduğu mekânlar tercih edilmiştir. Yazılar çoğunlukla avlularda bulunan sütunların bileziklerine kazınmıştır. Çelik kalem veya tokmakla bu yazıları işleyen “hakkâklar”, 16. ve 18. yüzyıllar arasında yazılmış ve resmi bir belgeden daha çok, umuma açık yerlerdeki hatlarda kendini göstermiştir.

Hakkâklar, dönemin eğitimli kişilerinden olup; mühür, kitabe ve mezar taşı gibi sert zeminlere kazıyarak yazı yazan sanatkârlardır. Hattatların yazdığı yazıları taşa işleyen bu ustalar, adeta yazıyı kalıcı hâle getiren kimselerdir. Eğer bir hattat aynı zamanda hakkâklık da yapabiliyorsa, kendisine “iki kanatlı” manasına gelen ‘zülcenâheyn’ unvanı verilirdi.

En eski ve en yeni yazılar

Tespit edilen en eski bilezik yazısı 1506 yılında İkinci Beyazıt Dönemi’nde ve Beyazıt Camii’nde yer almaktadır. En son tarihli yazı da yine aynı camide olup 1779 tarihini taşımaktadır. Bu tarih, Sultan Birinci Abdülhamid Han devrine tekabül eder.

Surre alaylarından izler

Şehzade Camii’nde bulunan yazılardan biri şu şekildedir:

“Altınoluk işlendi sene 1021.”

Bu ifade, Kâbe-i Muazzama ’ya gönderilen altınoluğa işaret etmektedir. Aynı yazının Fatih Camii ve Yavuz Sultan Selim Camii’nde de yer alması, Surre-i Hümâyun alaylarının halk nezdindeki ehemmiyetini göstermektedir.

Bir başka örnek:

“Kâbetullah minber ve altınoluk işlendi, Sultan Ahmed’in zaman-ı şerifinde.”

(Fatih Camii)

Bilezik yazıları yalnızca hayır işlerini değil, felaketleri de kaydeder:

“İslambol’da ateş vâki oldu. Rebîü’l-âhir’in 11’inde.”

(Osman Çelebi)

“Ateş-i azîm vâki oldu Safer’in yirmi birinde, fî yevm-i Cuma. Sene 1043 (27.08.1633).”

(Süleymaniye Camii)

Dua ve hatıra yazıları

Yeni Camii’nde yer alan bir yazı:

“Firdevs içinde yâ Rabb hûrî gılman refîk eyle. Rûhu için el-Fâtiha. Sene 1109 (1697).

Ketebe: Mustafa.”

Bu tür yazılar, bir vefatın ardından bırakılmış dua ve hatıra metinleridir.

Bilezik yazıları yalnızca İstanbul ile sınırlı kalmamış; Tekirdağ, Erzurum, Nevşehir ve Edirne gibi şehirlerde de 18. yüzyıla ait örnekleri tespit edilmiştir.

Evliye Çelebi’nin gözüyle

Evliya Çelebi’nin, Süleymaniye Camii’nin bahçesini anlattığı şu bölümde:

Bu haremin cevânib-i erbaasında olan amûdelerin aşağı kürsilerinde tûnç bîlâzikler vardır. Evkâf tarafından hakkâk-ı müverrih vardır. Cümle vakâyi’-i azime meselâ ihrâk-binnâr ve zelzele ve gulûv-i velvele misullû şeyler yazılmışdır ki acâyib tarihli sütûn pâyeleridir.

(Evliya Çelebi Seyahatnamesi, müellifi Evliya Çelebi Mehmed Zıllî ibn-i Derviş, 1.Cild,1. Basım, (Dersaâdet İkdâm Matbaası) 1314, syf. 154)

Günümüz Türkçesi ile Evliya Çelebi “avlunun dört tarafındaki sütunların alt kısımlarında tunç bileziklerin olduğunu, tarih yazan hakkakların vakıflar tarafından tutulduğunu ve meydana gelen yangın, zelzele ve diğer hadiseleri yazdıklarını belirtmiş olup cümle sonunda hayretini gizleyemediğini de göstermiştir”.

Denetim mekanizması

Selâtin camileri gibi büyük yapılara izinsiz yazı kazımak uygun görülmemiştir. Yazılar kazındıktan sonra bunların uygun olup olmadığını kontrol eden bir vakıf görevlisi bulunurdu. Bu kişiye “Mahin-nukuş” denilirdi. Bu görevliler, yanlış veya uygunsuz yazıları yok etmekle vazifeli idi.

Hikmetli ve duygulu satırlar

Sultanahmet Camii’nde yer alan bir yazı:

“Bu âlemde üç musahib yâr ola: biri aşk, biri mâşuk, biri hizmetkâr ola.”

Yine dikkat çeken bir beyit:

“Kemâl ehli bulur her yerde yerin,

Kemâlin yok ise bir yerde yoktur yerin.”

Sultanahmet Camii, yaklaşık 100 yazı ile bilezik yazılarının en yoğun görüldüğü mekânlardan biridir.

Bilezik yazıları yalnızca İstanbul ile sınırlı kalmamış; Tekirdağ, Erzurum, Nevşehir ve Edirne gibi şehirlerde de 18. yüzyıla ait örnekleri tespit edilmiştir.

En uzun yazılardan biri Tekirdağ Rüstem Paşa Camii’ndedir:

“Garbî Trakya’yı Almanlar işgal ettiği zaman Dimetoka’nın Çavuşlu köyünden Şarkî Trakya’ya, Tekirdağ’a çıktım ve Hayrabolu köylerine iskân oldum.

Cerrahoğlu İlyas.”

Farklı Yazılardan Örnekler: 

Bilezik yazılarında Arapça ve Türkçe pek çok hikmetli söz de yer alır:

“Kün ganiyye’l-kalbi vekni‘ bi’l-kalîl.”

(Kalbi zengin ol, aza kanaat et.)

“Lâ tekün li’l-ayşi mecrûha’l-fuâd.”

(Yaşamak uğruna kalbi yaralı olma.)

“Çölde yanmış fakir için pişmiş şalgam, saf gümüşten iyidir.”

Yine Şehzade Camii’nden:

“Dâr-ı dünya hoştur ammâ âkıbet hûn olmasa,

Zevk-i cennet hoştur ammâ şiddet-i nâr olmasa.”

Bilezik yazısı geleneği, muhtemelen matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte zamanla terk edilmiştir. Ancak bu yazılar, bugün hâlâ İstanbul’un taşlarında yaşayan küçük tarih kayıtları olarak varlığını sürdürmektedir.

Yolunuz bu camilere veya tarihî mekânlara düştüğünde, sütunlara biraz daha dikkatli bakın. Zira birkaç kelime, sizi yüzyıllar öncesine götürebilir.

En Yeniler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu