Kişisel Gelişim

Dürüstlük İle Patavatsızlık Arasında İnce Bir Çizgi

Her kavramın işaret ettiği bir anlam vardır. Ancak bu anlam, kimi zaman kişiden kişiye değişebilir ya da kavramlar gerçek anlamlarının dışında kullanılabilir. Bir kişinin bir kavramı, ortak kabul gören anlamdan farklı biçimde yorumlamasına, kavram yanılgısı denir. Kavram yanılgılarını ortadan kaldırmak zordur; çünkü yanlış anlamlar çoğu zaman kişinin kendi gözlem ve deneyimlerinin ürünü olarak uzun bir süreçte oluşur. Bu yüzden kişiye daha yakın, hatta daha doğruymuş gibi gelir.

Kavram yanılgıları hemen her alanda karşımıza çıkabilir. İletişimde ise genellikle bir tavrın ya da tutumun farklı algılanması ve yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkar. Düzeltilemediğinde iletişim sürecini zedeler, ilişkileri yıpratır. Oysa iletişim, insan ilişkilerinin temelidir ve sağlıklı bir iletişimde dürüstlük, şeffaflık ve netlik vazgeçilmezdir. Hepimiz, karşımızdaki kişinin bize karşı “açık” olmasını isteriz. Fakat iletişimde ince bir çizgi vardır: Bu çizgi aşıldığında, erdem olarak görülen bazı davranışlar, sağlıklı iletişimi zedeleyen tutumlara dönüşebilir.

Bu noktada şu soruları sormak gerekir:

Söylediğimiz cümlelerle asıl maksadımız nedir?

Muhatabımız, duyduğu bu cümlelerden nasıl etkilenmektedir?

İletişimde sıkça karşılaşılan kavram yanılgılarına birkaç örnek verelim. Bazı insanlar, tavır ve davranışlarını şöyle açıklar:

“Ben, açık sözlüyüm.”

“Ben, adamın yüzüne söylerim.”

“Ben, dobra konuşurum.”

“Ben, lafımı esirgemem.”

“Benim kalbim temiz.”

“Sadece şaka yaptım.”

“Niyetim temiz.”

Bu ifadelerin hemen ardından “Sen şöylesin, sen böylesin” diye başlayan ithamlar gelebilir. “Ben, açık sözlüyüm” diyerek utandırmak, “Ben, dobra konuşurum” diyerek haddi aşmak veya “Ben, lafımı esirgemem” bahanesiyle kabalık yapmak, tam anlamıyla bir kavram yanılgısıdır.

Bazen de muhatabı yanlış değerlendirerek kavram hatasına düşeriz. Bir tartışmayı büyütmemek için geri çekilmek, korkaklık değildir. Alttan almak başka şeydir, korkaklık başka. Aynı şekilde hoşgörülü olmakla, bir hataya göz yummak da aynı değildir.

Bu tür ifadeler ilk bakışta dürüstlük ve samimiyet çağrıştırır. Oysa çoğu zaman patavatsızlık, kırıcı bir dil ve empati eksikliğini gizler. Açık sözlü ya da dürüst olmak, başkasını incitme hakkı vermez. Bu kavramların hiçbiri nezaketi ortadan kaldırmaz. Açık sözlülük, her düşünceyi filtresizce dile getirmek değildir. “Ben, açık sözlüyüm” diyerek patavatsızlık yapılmaz; çünkü patavatsızlık, karşıdakinin duygularını hesaba katmadan “Doğruyu söylüyorum” bahanesiyle kırmayı meşrulaştırır. Oysa gerçek açık sözlülük, nezaketle yapılan dürüstlüktür. Aynı şekilde dobra olmak da kimseyi küçümsemeyi gerektirmez.

Bir kişi sürekli “Ben, açık sözlüyüm; ben, dobrayım,” gibi ifadelerle kendini savunma ihtiyacı hissediyorsa, büyük ihtimalle iletişiminde bir sorun vardır. Gerçekten açık sözlü ve iyi niyetli insanlar, niyetlerini etiketlerle ispatlamaya çalışmaz; davranışları ve oluşturdukları güven zaten onlar adına konuşur.

Açık sözlülük, gerçeği ifade ederken karşı tarafın duygularını dikkate alabilme sanatıdır. Zamanlaması doğru, niyeti yapıcı, üslubu saygılıdır. Amacı incitmek değil, durumu iyileştirmek ve netleştirmektir.

Gerçek dobralık (mertlik) ise kimsenin konuşmaya cesaret edemediği zamanlarda bir haksızlığı dile getirebilmektir. Dobra insan, savunduğu fikrin bedelini ödemeye hazırdır ve bunu yaparken kimseyi küçük düşürmez.

Patavatsızlık, akla geleni süzmeden, yerini ve zamanını düşünmeden, karşının ruh hâlini hesaba katmadan konuşmaktır. Çoğu zaman “kaş yapayım derken göz çıkarmak”la sonuçlanır.

Ukalalık ise kendi fikrini dayatmak, karşısındakini “bilmeyen” yerine koymak ve sürekli öğretmen edasıyla konuşmaktır. Bu kişiler, dobralık yaptıkları için değil, kendi doğrularının tartışılmaz olduğuna inandıkları için böyle davranırlar.

Bazı insanlar, iletişim kusurlarını, toplumda değer verilen kavramların ardına gizlemek ister. “Ben buyum”, “İçim dışım bir”, “Yalandan hoşlanmam” gibi savunmalarla verdikleri zararı meşrulaştırmaya çalışırlar. Bu, aslında bir tür manipülasyondur. Kişi, kendine “dürüst” etiketi yapıştırarak kabalık yapma izni aldığını zanneder.

“Ben böyleyim, hoşuna gitmiyorsa yapacak bir şey yok” anlayışı, değişime ve uyuma dirençtir. Çoğu zaman iletişimin kapılarını kapatır, sorumluluk almayı reddeder ve gelişimi engeller.

Eğer karşımızdaki kırılmış ya da mahcup olmuşsa, “Şaka yaptım” demek, mizah maskesi altında duyguları değersizleştirir. Bazen de samimiyet adıyla sınır ihlal edilir ve samimiyet, “izin” zannedilir. Bu da ilişkilerde gerilimi artırır.

İletişimin amacı bağ kurmaktır, yıkmak değil. Eğer söylediğimiz “doğru söz” karşımızdakini savunmaya itiyor, incitiyor ya da yıkıyorsa, o söz, doğruluğunu bile yitirir. Unutulmamalıdır: Sözlerimizin içeriğinden de onları hangi üslupla söylediğimizden de biz sorumluyuz. Nezaketten yoksun bir dürüstlük, fayda değil zarar getirir.

En Yeniler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu