Araştırma

İki Oda Bir Mektep

Bu şehrin yabancısıyım. Burası nasıl bir yerdir? Karnımız doyar mı? Burada yaşanır mı?” suallerine alternatif bir cevaptır meramımız.

Her şehrin insanı, ruhen ve bedenen gıdalanmaya muhtaçtır. Zaman geçer. Devran döner. Toprak ve mahsulleri, her mevsim kendini tazeler. Anadolu köyleri kentlere, kentler metropollere terfi eder. Ehl-i irfan, dönen devranın herhangi bir yerinde sa’y etmeye devam eder.

Ömür devranında ehl-i irfan peşinde

“Elbette, burası köklü bir yerdir. Verimli topraklarımız, onları usulünce işleyen insanımız vardır. Ahalisi de pek kıymetlidir.”

Kimi müderristir, dimağlarımızı irfanla doldurur. Kimi müeddiptir/eğitimcidir, edep bahçemizi çiçeklerle donatır. Asırlar değişir, isimler de değişir. Bu eğitmenler, hocalık payesiyle karakterler inşa eder. İsimleri her ne olursa olsun, her daim müeddiptirler.

Okur-yazarlar, samialarının (işitme-duyma) açılması için, küçük bir kıvılcıma muhtaçtır. Ve irfanın başlangıcı, anlık bir idrak fitiliyle tutuşur.

Sadece kütüphanelerle sınırlanmaz okumalar. Parklar, mesire alanları, sahil koyları, yaylaklar…  Hayatın yorucu kısımları, satırlarla kıymetlendirilir. Hele ki uzun yolculuklar, okudukça düşünmenin, düşündükçe fikren zenginleşmenin iyi bir yoludur.

Diyeceğim şu ki; bu şehrin efradı, insanları bunların farkındaydı. Ağaç yaşken, insansa gençken eğilip şekillenirdi. Onlar da iki cihana cari ağaçlar diker, daha fevkalâdesi; insan yetiştirirdi. Asırlar geçse de bu ulvî gaye devam etti.

Bu yörenin insanı, evladını bu minvalde eğitti. Ailede görülen edep anlayışı, hâl ve kavillere, sözlere tesir etti. Bu durum, evdeki taze ruhlara sirayet etti. Velhasıl evvela yuvada başladı talim ve terbiye. Edep ve ahlâkî hassasiyetle karakterler inşa edildi, hal ve tavırlarda.

İki oda bir mektep-mescit “Evler”

– “Eviniz kaç odalıdır?”

– “İki oda, bir mescittir.”

– “İki oda, bir salon olmasın?”

– “Hayır, iki odamız, bir de mescidimiz vardır.”

İlim ve amelin kadrine vâkıf her hanede, bu anlayış hâkimdir. Okuma köşelerimiz, okudukça bedenlerimizde biçimlenen ameliyelerimiz/davranışlarımız vardır. Ve illaki her odada, öğrenmeye elverişli alanlarımız vardır. Sade bir dekora, kıbleye müteveccih yayılmış seccadelere sahibiz. Hangi asırda olursak olalım, karnımızı doyuracak kâfi miktarda rızıktan başkasını aramayız.

Evlerden âlemlere, seyretmek hali

Pencerelerde sardunyalarımız, balkonlarda reyhanlarımız ekilidir. Serçeler kanat çırparken çiçeklerin etrafında, vefalı dostlarımız/kitaplarımız raflara oturup onları seyreder. Her biri ayrı âlemlerin kapısıdır.

En üstte, en kıymetli olan Kur’ân-ı Kerîm’ler vardır. Sonrasında hadîs-i şerîfler ve ilmî kitaplar konumlanır. Daha sonraki sıralar, meşguliyetler, ilgi ve eğilimlerle şekillenir. Kimi psikolojik, kimi sosyolojik elbise giyer. Kiminin hikayesi uhrevî, kimininki edebîdir. Her biri, kendi dünyasının zenginliklerini getirir sayfalarında. Her bir cümle, kâğıttan tepsilerinde kendi mefhumunun meyvelerini sunar.

Bu mektep evlerde, ebeveynler, yavrularına canciğer arkadaş olur. Nice seçkin kitaplar, ruhumuza aş olur. Kahvelerimizin telveleri, satırlarımıza yoldaş olur.

Okuma köşeleri

Yeme-içme gibi bir ihtiyaçtır okumak. Mutfak zarurettir de okumak zaruret değil midir? Bu ilmî zaruret, hakikate vâkıf olmak içindir. O yüzdendir ki seçkin okurlar, aslında kitabın değil, maksada ulaştıran o ilmin bağlısı, meftunudur.

Bir kum saati düşünün. Okumaya başladığınızda, yukarıdan düşen kum taneleriyle beraber vaktiniz de akar gider. Ancak aşağıda, kumlar birikir bir yandan. Okudukça dimağımız, kum saatinin alt bölmesi gibi, zamanın getirdiklerini zayi etmeden içinde biriktirir. Vakti geldikçe zihnimiz, o birikimi peyderpey kullanır.

Mektep evler, yirmi dört saat açık kütüphanelere benzer. Her alanı, her saatte öğrenmeye elverişlidir. Satırda okunanlar, evdeki yaşantıyla pekişir.

Okuma köşeleri, evin okumaya müsait herhangi bir köşesi olabilir. Bir salon yahut çalışma odası. Okuma yönü kıbleye çevrilmiş rahat bir berjer koltuk, yanında sehpa. Sehpada bir kalem, not defteri. Kitabı incitmeyecek narinlikte ayraçlar. Belki o günün okumasını gösterecek takvim yaprağı. Berjere uygun düşecek bir küçük sergi, çocuklar için de minder. Elbet o da okuyacak, bu âlemler seyrinde (okuma âleminde) kendine yer bulacak. Nitekim okuma köşeleri, okurlar için, başka âlemlere yolculuğun kalkış terminalidir.

Bazısı mutfakta da okur. Kimi konsoldan, gümüşlükten feragat eder, köşesini bir ufak kütüphaneyle zenginleştirir. Ev dekorumuz, hayattaki önceliklerimiz ile şekillenir. Evimizin başköşeleri, önce kıbleye, sonra kitaplığa göre konumlanır.

Gün ışığını alan bir pencere, pencereden rayihalarını salan krizantemler. Yahut herhangi bir makrome sarkaçtan, minik yapraklı uzun dallarını boşluğa salan sarmaşıklar. Satırlarımızdaki tabiatla kaynaşacaklar.

E-kitaptan okurken köşemizde yeterli karartmayı yapabilmek isteriz. Akşamları sayfalarımıza kenardan başını uzatan bir lambader, yahut aydınlatma, işimizi görür. Fark etmez. Yeter ki gözümüzü yormasın ve satırlarımıza karanlıklarda ışık olsun. Cümlelerin mefhumuyla, manalarıyla bir olup gideceğimiz yolları aydınlatsın.

Okuma alanımız kitaplığa yakın olsun isteriz, kalabalığa ise uzak. Korna seslerinden, sosyal medya bildirimlerinden, rahatsız edici kalabalık seslerden âzâde. Derin bir sessizlik ve yalnızca kitaplardan yükselen cümlelerin sesleri. Sadece satırların art arda, uzun uzun konuştuğu, derin sükûneti barındıran odalarımız…

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu