5 Köyün Değişim Hikayesi

0

Zaman geçti, mekanlar değişti, çocuklar büyüdü. Şehirlileşme farklı bir boyuta, köy hayatı farklı bir boyuta ulaştı. Köyleri, birer birer terk-i diyar eylediler.  Şehirdekiler, köylere dönmeyi bırakın, çamura saplanmış bir araba gibi bulundukları yerden üç adım öteye gidemediler. Diğer taraftan, köyden şehre göçün “Doğduğun yer mi, doyduğun yer mi?” sualine muhtelif cevaplar arandı.

Bir tarafta ekmek parası ve geçim derdinin dermanı olan yer var iken; diğer tarafta ana ocağı köy var.
Köyünün bütün sadeliği, çocukluğu, gençliği, hayalleri, hatıraları, geride kalan hikayeleri var.
Hepsinin ötesinde özlem var, hasret var.
Nasıl olmasın ki?

İnsan topraktan yaratılan eşref-i mahlûk değil midir? Topraktan yaratılan ve onunla herc-ü merc olan insanı, topraktan ayrı düşünmek ne mümkün?

Siz gelmezseniz biz size geliriz
Her şeye rağmen köyde yaşayan, toprağa tutunan ve her ne olursa olsun bağ, bahçe, tarla ve avlulu evlerinden vazgeçmeyenler de olacaktı. Nitekim vardı da.
Bu durum onlar için hiç problem teşkil etmiyordu. Biliyorlardı, onlarsız şehirler mümkündü.
“Ancak onları da rahat bırakır mıyız?” dediler.
“Onlar gelmiyorsa biz onlara gideriz!” diye düşünenler olmuş olacak ki bugün, birçok farklı şehirde köylerin değişip dönüştüğünü hayret ve ibretle izliyoruz.
Peki, âdetler, usuller nerede kalmıştı? İmece ruhu, sadece güzel hikayeler ve tatlı masallarla zihinler süslenerek mi yaşanacaktı?
Köyün ciddi bir hayat tecrübesi olduğu aşikârdı.

Hakikî kopuş, usulden kopuş
Yılların tecrübesi, gelişen tarım ve hayvancılık tekniklerine yetişemiyor olabilirdi. Ama Anadolu köylerindeki misafirlik adabı, terbiye usulü, ahlâk ve merhamet timsali insanlarına kimsenin dil uzatmaya hakkı yoktu.
Nezih ahlâk usulleri, tatbik edilerek, gösterilerek adım adım ulaştırılırdı yeni nesillere.
Sonra köylerde fizikî bir kopuş başladı. Çocuklar ‘ekmek parası’ diye koptular köylerinden. Isınan tenceredeki kurbağa misali yavaş yavaş usulden koparak gittiler.
Dedenin vefakârlığı, cefakârlığı, diğergamlığı ve misafirperverliği çocuğuna, torununa aktarılmalıydı. Köyü köy yapan değerlerdi bunlar. Meslekler ve meşgalelerle beraber mekân da insan da değişiyordu çünkü.
Hepsini birer birer incelediğimiz köylerin dokusundaki değişmeler, yani bozulmalar ve sebepler, acı tecrübeler ders olarak kalacak sosyal hayatımıza…

Mesela, tarih turizminin değiştirdiği Çanakkale Alçıtepe köyü,
Medyanın etkisiyle farklılaşan Bursa Cumalıkızık köyü,
Sanayinin gelmesiyle sarsılan Bursa Ovaakça köyü,
Turizm etkisiyle tatil köyüne dönüşen Alanya Esentepe köyü,
ve yapılaşmanın gölgesinde kalan, kuruyan İstanbul Arnavutköy’deki İmrahor.

Şimdi, herkes köyde hayalini kurduğu eve ya da tatilde gittiği köye bu gözle bakmaya başlayacak. O köy bizim köyümüz mü?

Bu yazının devamını İnsan ve Hayat Dergisi’nin 101. sayısından (Temmuz 2018) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 788 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.