Deneme

Baharın Zarif Habercisi: Nergis Çiçeği

Kışın sinesine çekilen toprakta, derin bir sessizlik hâkimdir. Esasında dağlar, taşlar; titreten soğuğun ve örten karın altında içten içe bahara hazırlık yapar. Malum, bütün salih dönüşümler içten başlar. Henüz kış bitmeden, baharın öncüsü olan nergisin incecik filizleri, toprağı deler. Görünürde ince ve zarif, derinde kökü bir o kadar muhkem olan nergis; yeniden doğuşun sessiz ve gösterişsiz bir nişanesidir.

Akdeniz havzasında ılık seyreden kış mevsiminin sonuna doğru beyaz ve sarının en güzel tonlarıyla nergis; bu coğrafyaya misafir olur. Çoban gülü, nazlı kız, zerrinkadeh, çayır çiçeği gibi isimlerle lisanlarda ses bulur. Tabiat bahara uyanmadan, o tüm güzelliğiyle arz-ı endam etmeye başlar. Kâh güneş vuran yamaçlarda kâh dere kenarlarında açar. Her yıl aynı yerde dikilmeden, uğraşılmadan; kabul olunmuş dua gibi vakti gelir gelmez gün yüzüne çıkar. Yörükler, nergisin çıkışından, baharın haberini alırlar. “Nergis erken açarsa, kış çabuk döner derler.”

Zambak ailesinden hoş kokulu, soğanlı bir bitki olarak literatürlere kaydedilen nergis; 5-80 cm arasında boy gösterir. Beyaz taç yaprakları arasındaki ölçülü sarısıyla gözlere şenliktir. Derinlere sıkıca tutunan sağlam köküyle; çiçekleri özlemiş toprağa tesellidir. Suskun dağlara cümleler serpen kokusuyla; ruhlara dokunan bir rayihadır. Bu haliyle Anadolu insanının gönlünde müstesna bir yeri vardır. Uzun kış gecelerinde sabırla yapılan iğne oyalarına, bahar umudu taşıyan eller, nergis motifi işler. Yani nergis, bu coğrafyada gece, iğne tutan emektar ellerde, gündüz, dağlarda bahçelerde çiçeklenir.

Yetiştirilmesi ve Kullanımı

Asıl vatanı Akdeniz havzası olan nergis, kokusu ve güzelliği sebebiyle dünyanın birçok yerinde yetiştirilir. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgeleri hem kendiliğinden çıkan hem yetiştirilen nergislerle kış sonu gelin gibi süslenir. Nergis yetiştirmek isteyenler, sonbaharda, serinlemiş toprağa bir cevheri saklar gibi derince nergis soğanını dikerler. Hafif gölge bir yeri, mineral bakımından zengin ve nemli bir toprağı tercih ederler.  İncinmesin diye toprağı gevşek bırakırlar. Suyu da beyaz yaprakları belirene kadar ürkütmeden yavaş yavaş verirler. Nihayet güçlü bir adamın en müşfik tarafı gibi sert topraktan, incecik ve zarif çiçekler boy gösterir. Süslediği bahçelerde, zarafet taşıdığı masalarda yahut oya olduğu yazmalarda; sessizce nezaketi anlatır. Çiçekler solarken, yapraklar kuruyup besin rezervinin soğana gitmesi için çiçek sapı kesilir. Soğanları yumrular şeklinde kendiliğinden çoğalır.

Gel gelelim bu alımlı güzel çiçek; tüketilmeye uygun değildir. Aksine yutulduğunda ağız ve boğazı tahriş edecek kadar zehirlidir. Zehrin en yoğun bulunduğu soğanları, sindirim sistemi hastalıklarına sebep olabilir. Cilt bakımında kullanıma da uygun değildir. Hâsılı nergis, insanın bedenini değil, ruhunu besleyen bir bitkidir. Zehirli olması hasebiyle yabani hayvanları uzak tuttuğu için bahçecilik ve peyzajda müstesna bir nimettir.

“Gözlerün nergis nigârâ gül yüzün gülzârdur
Anun için giceler dil subh olınca zârdur”
Yahut Hayalî’nin ifadelerinde bir kandile, lambaya benzetilir:
“Lâle-i gül-gûnu sahrâlarda dağım sandılar
Nergisi gülzârda yanar çerâğım sandılar”

Nergisin Edebiyatımıza İzdüşümü

Kışın adeta ölü gibi sessiz ve hareketsiz olan toprak ilk kez nergisle canlanır. Bu dirayetiyle nergis, her zorluğun sonunda bir güzelliğin saklı olduğunu anlatır. Serin günlerde çiçeklendiği için rüzgârla çokça hemhal olur. Çocukların saçlarını dağıtan rüzgâr, nergisin de boynunu büker. Bu haliyle; insana başı önde, bakışları yerde, mütevazı olmanın güzelliğini fısıldar. Soğuğa dayanıp incecik filiziyle toprağı delişiyle, azmin gücünü hatırlatır. Yerine, toprağına pek sadıktır. Koparılıp yaban ellere düşünce çabucak solar. Bu narinliği, insanın ilk varlığının, doğumunun bile ayrılıkla başlamasını anımsatır. İnsan, doğumdaki ayrılıkla ilk nefesi alır, ciğeri yanar, ağlar. Tek farkla; insan, her ayrılıkta bir dönüşüm fırsatı bulur, kendine yaklaşır.

Şiir dünyasında şekline itibarla muma, taca, lambaya, yıldıza, beyaz saçlı ihtiyara, sararmış benze, sevilenin gözüne namzet olarak mısralarda yer alır. Orta kısmı gözbebeği, kenardaki yapraklar, kirpik misali tahayyül edilerek Muhibbi’nin divanında göz manasıyla yer bulur:

“Gözlerün nergis nigârâ gül yüzün gülzârdur
Anun için giceler dil subh olınca zârdur”

Yahut Hayalî’nin ifadelerinde bir kandile, lambaya benzetilir:

“Lâle-i gül-gûnu sahrâlarda dağım sandılar
Nergisi gülzârda yanar çerâğım sandılar”

Dağları dertle gezen, nergiste sararmış benzini görür. Yalnız şekle şemaile bakan bir taçtan ibaret sanır. Karanlıkta kalan, onu ışık bilir. Hasret çeken, nergisi sevdiğinin gözü gibi düşünür. Zaten insan, hayatı olduğu gibi değil, baktığı gibi görür. Gönül düzelirse, bakış güzelleşir. Kâinata ibret nazarıyla bakarak, lisanlara dualar doluşur.

Şefkat ve merhamette güneş gibi, ayıpları örtmede gece gibi, sükûnet ve zarafette nergis gibi, cömertlikte nehir gibi, yumuşaklıkta ölü gibi, tevazuda toprak gibi olasınız!

En Yeniler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu