Deneme

Ne Giyeceğimizi Bu Kadar Düşünmeye Değer mi?

Kapitalizmin iki sloganı vardır, iki dişlisi vardır: Üret, tüket. Arz, talebi, talep, arzı ortaya çıkarır; bazen her şey birbirine dahi karışır. Sadece ihtiyacımız kadarını almak yetmez; renkleri tamamlamaya çalışırız. “Aklımda kalacağına dolabımda kalsın” derken, kararsızlık içinde kalan yine biz oluruz. Aldıkça eksilir, tükettikçe doyumsuz oluruz.
Karar yorgunluğu neden oluyor?

Göz önünde olan insanlar, başarılarından bahsederken günlük pratikliklerinden de bahsederler, tabii tek tip kıyafet seçmelerinin ardında kendi kimliklerini oluşturmak da var. Başarıyı, aynı kıyafeti her gün giymeye atfedemeyiz, ama prensipli bir hayata giden yolda bize yardımcı olacak şeylerden bahsedebiliriz. Aldığımız her küçük karar -bir kıyafet seçimi bile olsa- zihinsel enerjimizden bir parçayı eksiltir. Tek başına önemsiz gibi görünen bu seçimler, her gün tekrarlanıp yıllara yayıldığında irade gücünü tüketen bir döngüye dönüşür. Gereğinden fazla enerji harcadığımız bu küçük kararlar, gün içinde gerçekten önemli olan konularda irademizi kullanamamamıza yol açabilir.

İrade Gücü: Batarya Metaforu

Günümüzde hızlı tüketim alışkanlıkları, değişen hayat koşullarının getirdiği stres ve sosyal medyanın yönlendirdiği beğeni kültürü, zihinsel dayanıklılığımızı normal akışından daha fazla zorluyor. Bu yüzden kendini kontrol etme becerisi (Yani daha geniş bakarsak irade gücü de diyebiliriz) günlük yaşamın önemli bir ihtiyacına dönüşmüş durumda. İrade gücü tekrar şarj edilebilen bir bataryaya benzetilir: Gün içinde verdiğimiz her karar, dikkatimizi yönelttiğimiz her küçük tercih, bu enerjiden bir parça eksiltir. Başka bir metafor ise kas metaforudur; sürekli zorlandığında yorulur, ama doğru şekilde kullanıldığında gelişir. Araştırmalar, irade tükenmesi yaşayan kişilerin bilişsel süreçlerinde yavaşlama olduğunu ve bunun kan şekeri düzeyleriyle ilişkilendirilebildiğini gösteriyor. Kısacası, zihinsel enerjimiz sınırsız değil. Ve gereksiz yere harcadığımız her karar, dikkatimizin, gerçekten önemli olan konulardan uzaklaşmasına neden oluyor.

“En bilgili insanlar bile dinlenmediklerinde ve kan şekeri düştüğünde, iyi seçimler yapamaz.”

Sabah Ne Giyeceğini Düşünmek

Her sabah “Bugün ne giysem?” sorusuyla karşılaşırız. Basit gibi görünen bu soru, gün boyunca zihnimizi kurcalayan onlarca tercihin ilkidir. Araştırmalar, önemli kararlarımızı koruyabilmek için önemsiz kararları azaltmanın zihinsel bir tasarruf sağladığını gösteriyor. Bu yüzden bazı insanlar, sabah rutinlerini mümkün olduğunca sadeleştiriyor; ne giyeceklerini, neyi seçeceklerini belli bir düzene oturtuyorlar. Bu sadeleşme isteği yalnızca “çok seçeneği olanların lüksü” değil; aksine en çok hesap yapmak zorunda kalanlar, karar yorgunluğunu en iyi bilenlerdir. Yeni bir şey alırken uzun uzun düşünmek, fiyat karşılaştırmak, bir parçayı yıllarca kullanmayı planlamak… Bunların hepsi düşündükçe genişleyen, fark etmeden bizi yoran süreçlerdir. Bu nedenle dolapta birbirini tamamlayan parçaların olması, büyük bir rahatlık sağlar. Bir alt ve üstü kolayca eşleştirebilmek hem ekonomik açıdan avantajdır -çünkü tek bir parçayı farklı şekillerde değerlendirebilirsiniz- hem de her sabah yeniden “kararsızlık” yaşamaktan kurtarır. Zamanla bizi yansıtan bir çizgi, bir tarz oluşur. Tarz ya da imaj dediğimiz şey ise tekrar eden seçimlerimizin doğal bir sonucudur.

Giyinmek, hayatın en basit görünen eylemlerinden biri olsa da gün boyu irade gücümüzü tüketen onlarca küçük kararın ilkidir. Günün nasıl başlayacağını çoğu zaman, sabahki bu küçük seçimler belirler.

Karar Yorgunluğu: Küçük Seçimlerin Büyük Etkisi

Şartlı tahliye hâkimleri üzerinde yürütülen bir çalışma, bu konuda (karar yorgunluğu) önemli çalışmalardan biridir. 10 ay süren bu çalışma “karar yorgunluğu” kavramını kapsamlı somut verilerle ortaya koyması bakımından önem almıştır. Araştırmanın ortaya çıkış süreci, şu soruya dayanıyor:

Hukuki kararlar yalnızca kanunlara ve olgulara mı dayanır, yoksa insanın psikolojik faktörleri, bir yargı kararını etkileyebilir mi?
Bu soruyu test etmek için araştırmacılar, deneyimli hâkimlerin (ortalama 20+ yıl tecrübeli) verdikleri yüzlerce kararı inceledi. Hâkimlerin gün içinde iki yemek molası verdiği kayıt altına alındı ve günleri, üç ayrı karar oturumuna bölündü. Böylece her oturumun başı ve sonu karşılaştırılabilir hale geldi:

  • Her oturumun başında, olumlu karar verme oranı yaklaşık %65 civarındaydı.
  • Oturum ilerledikçe bu oran düşüyordu.
  • Hâkimler, yemek molası verdikten sonra oran yeniden artıyordu.

Araştırmacılar, dava sırasının bilinçli olarak düzenlenmediğini, avukatların bu duruma karışmadığını ve hâkimlerin hangi mahkûmun ne zaman geleceğini bilmediğini özellikle açıklamışlardı.

Araştırmacılar şunları da belirtmişti:

  • Olumlu kararlar (örneğin tahliye), olumsuz kararlardan daha uzun sürüyor, daha fazla kelime gerektiriyor ve daha çok zihinsel çaba istiyordu.
  • Bir oturumda geçen zaman arttıkça olumlu karar olasılığı düşse de, asıl belirleyici etki “zaman” değil, tekrar eden karar verme eylemiydi.

Kısacası hâkimler yoruldukça, statükoyu koruyan, yani tahliye talebini reddetmek, ertelemek gibi daha kolay bir karara yöneliyorlardı. Bu bulgu yalnızca hukuk için geçerli değil; araştırmacılar, aynı durumun tıbbî değerlendirmelerden finansal kararlara kadar birçok alanda görülebileceğini söylüyor.

Özetle bu araştırmalar, ardışık kararların zihinsel yorgunluğa yol açtığını ve insanların zorlayıcı kararlar karşısında mevcut durumu koruyan, kolay seçeneklere yöneldiğini gösteriyor. Hâkimlerin gün içinde verdikleri şartlı tahliye kararlarının, günün başında veya yemek molasından sonra daha olumlu olduğu, gün ortasında ise karar verme olasılıklarının düştüğü ortaya konmuş. Bu bulgu, sabah saatlerinde kararları basitleştirmenin ve enerjiyi, esas önemli işlere saklamanın önemini destekliyor. Çünkü sabah saatlerinde, önemli ya da önemsiz birçok karara kafa yordukça ve kararlarımız arttıkça, ilerleyen saatlerde zihnimiz, ilk açıklık ve netlik halini korumak istemez; bu nedenle basit ve otomatik kararlar, daha cazip hale gelir, üstüne fazla düşünüp kendimizi yormak istemeyiz.

Sadelik Neden İşler?

Giyinmek, hayatın en basit görünen eylemlerinden biri olsa da gün boyu irade gücümüzü tüketen onlarca küçük kararın ilkidir. Günün nasıl başlayacağını çoğu zaman, sabahki bu küçük seçimler belirler. Bu yüzden giyinme anını sadeleştirmek, düşündüğümüzden daha büyük bir rahatlık sağlar. Dolabı birkaç uyumlu parçayla düzenlemek, sabahları hızlandırır ve kafa karışıklığını azaltır. Daha az seçenek, çoğu zaman daha çok netlik demektir. Güçlü öz denetime sahip kişiler, iradelerini korumak için hayatlarını bilinçli şekilde yapılandıranlardır; günlerini gereksiz kararlarla doldurmaz, enerjilerini tüketecek ayartıcılardan uzak dururlar. Böylece iradeyi, bir kas gibi tüketmek yerine, onu, günün kritik anlarına saklarlar.

Bu yüzden sadeleşmek, “az eşya” romantizmi değil, günlük akışımızın verimini artırma isteğidir. Sabah giyinme süreci hafiflediğinde, dikkatimizin, günün asıl önemsenmesi gereken yerlerine yönelmesine katkı sağlar: üretime, ilişkilere, planlara… Kendimizi yansıtan, birbirini tamamlayan bir temel düzen kurduğumuzda hem zaman hem dikkat, boşa akıp gitmez. Böylece enerjimizi gün içinde, gerçekten değer verdiğimiz işlere daha dikkatle ayırabiliriz.

En Yeniler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu