
Organların Dilinden Ramazân-ı Şerîf Günlüğü
Mide
Ben sadece bir organ değil, devasa bir emilim alanına sahip muazzam bir fabrikayım. İç yüzeyimdeki ‘epitel’ hücrelerimin ömrü sadece üç ila beş gündür. Onlar sürekli eskir, dökülür ve yerine alttan taze, gencecik hücreler gelir. Ama siz, beni hiç durmadan çalıştırdığınızda, bu yenilenmeye vakit bırakmıyorsunuz. Oruç tuttuğunuzda, asidimi ve enzimlerimi dinlenmeye alıyorum; motoru durdurup iç bakımıma başlıyorum. Eğer bir yaranız, ülseriniz veya gastritiniz varsa, o sessiz saatlerde gıda tahrişinden uzak kalıp kendimi hızla tamişr ediyorum. Ben bu ‘motor bakımı’ sayesinde üç günde bambaşka bir mideye dönüşebiliyorum.
Bağırsaklar
Ben, sizin laboratuvarınızım. Modern hayatın ‘üç öğün’ dayatması ve aralardaki o bitmek bilmeyen atıştırmalıklar, beni en çok yoran şey… Normalde bir lokmayı tam anlamıyla hazmetmem sekiz saat sürer; mide, işini bitirir, sonra sıra bana gelir. Daha ben programımı bitirmeden, iki saat sonra ağzınıza yeni bir şey atınca sistem duruyor, program şaşıyor, hazım bozuluyor. Ramazân-ı Şerîf’te ise nihayet o kapak kapanıyor. Bana o sekiz saatlik huzuru verdiğinizde, temizliği en derin köşelere kadar ulaştırabiliyorum. Oruçla gelen bu sessizlik, benim bayramımdır.
Karaciğer ve Dalak
Ben, sizin vücudunuzdaki en büyük kimya laboratuvarı olan karaciğerim. Normalde bağırsaklarınızdan bana akan ağır yükü temizlemekten başımı kaldıramam hatta sizi korumak için o zehirleri hücrelerimde hapseder, kendi sağlığımdan ödün verip yağlanırım. Ama oruçla birlikte bu trafik durduğunda, derin bir nefes alıp kendimi tamir etmeye başlarım. Benimle omuz omuza çalışan bağışıklık sistemim (dalak ve savunma hücreleri) için de bayram başlar. Mide ve bağırsak kapılarında nöbet tutmaktan yorulan o muazzam ordu, sindirim durunca özgürlüğüne kavuşur. Vücudun içine dağılır ve saklı düşmanları temizlemeye başlar. Yani siz aç kaldığınızda hem fabrikanız bakıma girer hem de savunma mekanizmanız, en güçlü harekâtını başlatır.
Kalp ve Damarlar
Ben, sizin ömür boyu hiç durmadan çalışan, yorulmaz yol arkadaşınızım. Normal bir günde, dakikada ortalama seksen kez çarparak sizin için kan pompalarım. Ancak Ramazân-ı Şerîf geldiğinde benim için de bir bayram başlar. Oruçlu olduğunuzda mevcut depolar kullanılırken ben de damarlarımın içindeki o eski ‘plakları’ temizlemek için alan bulurum. Lütfen iftarda beni bir anda üç-beş kat fazla çalışmak zorunda bırakmayın. Mideyi yavaşça uyandırın ki ben de yorulmadan size hizmet edebileyim. Bu mübarek ayda beni biraz dinlendirmeye, kendimi tamir etmeme izin vermeye var mısınız?
Beyin
Herkes aç kalınca benim enerjimin tükeneceğini sanır; oysa ben, oruçta en parlak günlerimi yaşarım. Yakıtımı ucuz şekerden (glikoz), enerjisi çok daha yüksek olan ‘keton cisimciklerine’ yani sizin o birikmiş yağ depolarınıza çevirdiğimde ufkum açılır; algım, sezgim ve dikkatim zirveye çıkar. O ilk günlerde hissettiğiniz baş ağrısı, aslında açlıktan değil, yanlış alışkanlıklarınızdan vazgeçmenin sancısıdır. Endişe etmeyin, bu, bir süre sonra geçecek.
Hücreler
Gözle görmediğiniz o en küçük parçanız, yani ben… Aslında ben de oruç tutuyorum ve buna, sandığınızdan çok daha fazla muhtacım. Aç kaldığınızda kendi içimde bir ‘arınma’ operasyonu başlatıyorum. İçimdeki eskimiş, işlevini yitirmiş parçaları ve çöpleri kendi enzimlerimle temizleyip yok ediyorum. Bu derin açlık hâli, benim içimdeki hastalıklı ve bozulmuş dokuları adım adım sona yaklaştırırken, sizi, kökten uca yeniliyor. Her hücremin içinde günlerce yetecek erzağım zaten var; korkmayın. Siz niyetinizi edip sofradan uzaklaştığınızda, ben, sizi fabrika ayarlarınıza döndürmeye başlıyorum.








