Acıya Tanıklık Savaş Fotoğrafçıları

0

Gariptir ki savaş bölgesindeki bütün herkes silahlardan korktukları kadar objektiflerden korkar. Çünkü savaşın dünyaya karşı tanığı, objektiflerdir. Galiplerle, mağlup suskunlar arasında gidip gelen, silaha dönüşen objektiflerin alandaki temsilcileri ise “savaş fotoğafçıları”dır.

 2007 Kerkük’ün Sarıkahya bölgesinde, savaşın içinde, bir evde yaşamıştım. Evimiz bir cadde ile ABD askerlerinin kullandığı askeri hava üssünden ayrılıyordu. Her sabah 06.00’da askerler doçka ya da m4 türü ağır silahlarla talim yapardı. Çıkardıkları seslerle irkilerek, korku içinde uyanırdık. Gece boyunca askeri üste atılan füzelerin seslerini duyuyorduk. Savaş bölgesinin ortasında sıkışıp kalmıştık. Komşularımızın evine isabet eden füzeler bizim üzerimize de düşebilirdi. Bomba yüklü arabalarla, intihar saldırıları da bunların yanında cabasıydı. O tarihten bu yana elbette Irak’ta çok şey değişti ancak hâlâ aynı olan gerçekler de var.

Irak’ta kaldığım sürece birçok patlamaya şahit oldum. Günler geçtikçe çatışma ve bomba seslerine alıştım. Artık sabahları silah seslerine uyanmıyordum. Orada yaşayan insanlar gerginlerdi; ama onlar için her şey daha normal denecek kıvamındaydı. Alışmışlardı… Alışmıştık… Alıştırılmıştık… Çatışma seslerinden sonra oturup muhabbet ediyor, yemeğe ya da işe devam edebiliyorduk. Siz buna uyum sağlamak da diyebilirsiniz umursamazlık da. Ancak orada şahit olduğum manzara buydu. Savaş fotoğrafçılarının sahaya gittikten sonra yaşadıkları da bundan farksız değil.

Alandaki temsilciler

Hiçbir savaş aynı değildir, birbirine benzemez. Bu noktada gazeteciler için tecrübeler devreye girer ve alanda ne kadar risk alınacağını bu tecrübeler belirler. Elbette ki hayatını riske atan cesaretli fotoğrafçılar olmasaydı insanın insanlara yaptıkları kötülükleri göremeyecektik. Onlar bu işi yaparken acıya alışarak, binlerce parçalanmış ceset karşısında soğukkanlı olmayı başararak işlerini yaptılar. Balkan harbinin inanın içini parçalayan hüzün ve göç dolu kareleri, Çanakkale’nin her metrekaresi acıya dönüşen manzarası, Sarıkamış’ın soğuk fotoğrafları özveriyle ve emekle bize ulaştı. Şimdi Bosna, Filistin, Ortadoğu’da yapılanlar gözlerimizin önüne seriliyor.

Galiplerin ikinci silahı

Dünyanın önde gelen savaş muhabirlerinden Fransız gazeteci Patrick Chauvel, fotoğraf çekmenin bazen savaş bölgesindeki cesetleri toplamaktan daha önemli olduğunu çünkü bu fotoğrafların oradaki durumu dünyaya anlatan bir sembol olduğunu söyler.

Savaş, yıkım, kan insanları donuklaştıran şeylerdir. Sadece şahit olanları değil, onların karelerinden geriye kalanlarla bizleri de etkilerler. Savaşın karanlık tarafını elbette kimse görmezden gelemez. “İnsan yapmadıklarından değil engel olamadıklarından da sorumludur.” cümlesine binaen muhabirinin de alanda tek silahı objektifleridir. Dünyanın bir nebze kendine gelmesi için kendi canını riske atarak tetik yerine deklanşöre basarlar. Kadrajın içine sığdırdığı hikayeleri yeryüzüne duyurur. Görülen, yaşanılan her acı, yenilgi, geri çekilme, kabullenme, darbeler, gözyaşları bize ve geleceğe daha çok şey anlatmamız, daha çok çalışmamız gerektiği konusuna sürükler.

  1. yüzyılın sonlarına kadar insanlar yaşanılan vahşeti görmüyordu, seyretmiyordu. Fotoğrafın ortaya çıkışı, savaşın gerçeklerini insanlara görünür kıldı. Fotoğraflar savaşın kayıtları oldu. Fotoğraf, sonrasında özellikle galipler için bir güce dönüştü.

Taraf ya da angaje olmak

Savaşı kayıtlara geçme, mazlumların temsilcisi olma idealleri önce galipler tarafından dengeleniyor. Nasıl mı dengeleniyor? Tabi ki zorlu savaş şartlarında muhabire hayatta kalma vaadi ile. Chauvel, savaş bölgesinde taraflardan biriyle hareket etmenin bir sakıncası olmadığını ki bunun “taraf olmak” anlamına gelmeyeceğini savunur. Çünkü fotoğraf sahada çekilir ve foto muhabiri bunu yaparken yalnızdır.

Bu görüşe karşı çıkanlar da var. Onlara göre muhabir daha sahaya çıkarken tarafsız değildir. Çünkü taraflardan birinin gözetiminde sahaya inmiştir ve bir tarafta durma başlamıştır. Bundan sonra muhabirin yaptıkları onun angaje olup olmadığını belirler.

Kılıçtan keskin çizgide objektiflik

Hazırladığımız bu dosyada muhabirlere cephedeki davranışlarını sorduk. Savaşlara tanık, savaşın ortasında kalmış insanların acılarını, dramlarını fotoğraflayan, savaşın karanlık yüzünü insanlara göstermeye çalışan muhabirler ve aynı zamanda gazeteci olan arkadaşlarla iletişime geçtik. Konuştuklarımızın bazıları hala o bölgelerde görevlerine devam ediyor. Bize savaş alanındaki psikolojiyi anlatarak, savaş foto muhabirlerine ait tarafsızlık, acıya alışılmışlık ve fotoğrafların neleri değiştirip değiştirmediklerine, niçin gittiklerine dair soru işaretlerini cevaplandırmaya çalıştılar. Bölgelerde fotoğraflar hâlâ çekiliyor, geriye kalan ve değişen tek şey ise fotoğraf kareleri.

İnsan Kendini Tedavi Etmeyi Öğreniyor

Muhabiri Samet Doğan (Filistin, Suriye, Libya, Irak, Yemen gibi bölgelerde çalıştı. Son 5 yılı büyük bir bölümü bu bölgelerde geçti.)

Bölgede, zor şartlar altında çalıştık. Suriye’de ağır bir bombardıman altında kaldım. Keskin nişancı ateşi altında kaldık ve bir muhabir arkadaşımız yaralandı. Libya’da sahada çalışırken ekibimize ateş açıldı. Yemen’de ise canlı bomba saldırısından zor kurtuldum. Bu saldırıda 50’yi yakın kişi öldü. Açlığın, yoksulluğun ve trajedinin hayatlara nasıl bir etkisi olduğunu görmek, psikolojik açıdan insanı hiçliğe sürükleyebiliyor. Ölümle burun buruna gelmenin insanı yoran bir tarafı olduğu gibi olgunlaştıran bir yanı da var. Ancak ne olursa olsun insan kendini tedavi etmeyi öğreniyor.

Savaşa gitmeyi göze alabilen gazetecilerin temelde iki dayanağı vardır; Birincisi tarihe şahitlik etmek ve ikincisi ise hikâyelerin peşinde koşma dürtüsü. Savaş fotoğrafları bir anlamıyla tarihtir. Birçok şeyi değiştirebilir. Acıya yakınlaştıkça gerçek duyguları hissetmeye başlarsınız ve bu duygular sizi sürekli daha da ilerisine götürmeye başlar. Örneğin bir esir alınma anına şahitlik etmiştim. Esir alınan kişi o anda dünyanın en aciz insanı olarak göründü gözüme. Ölmek bile onun için bir kurtuluş olacaktı. Diğer taraftan onu esir alan kişi de esir düşebilirdi bu kez de silah, elleri bağlı kişinin elinde olacaktı.

Savaş foto muhabiri işini yaparken objektif olabilir. Objektif olmak olanı olduğu şekilde anlatmak. Bunu yapan ve yapmak zorunda hisseden pek çok insan var. Artık iletişim kanalları güçlendi. İnsanlar kolay kolay yalan haber yapamıyor. Geçtiğimiz günlerde Alman Dergisi Focus’dan Jürgen Todenhöfer isimli savaş muhabiri El- Kaide lideriyle röportaj yaptığını iddia ederek bir söyleşi yayınladı. Çok kısa sürede yüzü kapalı bu kişinin aslında bir kaçakçı olduğu ve parayla röportajlar yaptığı ortaya çıktı. Mesela bu ilk anda fotoğrafta parmağındaki altın yüzükten anlaşıldı. Çünkü o coğrafyada erkekler, haram olduğu için asla altın yüzük takmaz. Bu gibi durumlarda en iyimser bakış,  röportajı yapan kişi de yanıltılmış olabilir.

Trajediyi Vicdan ile Fotoğraflamalısınız

İhsan Kaçar (Yaklaşık 4 yıldır Irak ve Suriye’de savaş fotoğrafçısı olarak çalışıyor. Daha önce de Irak’ın çeşitli bölgelerinde de savaş muhabiri olarak çalıştı.)

 Savaş sahasına gittiğinizde, hiçbir hukukunuzun olmadığı savaşan insanların koruması altına girmek zorundasınız ve bu durum zaman zaman sizi kaygılandırabiliyor. Çünkü bir çok insanla tanışacaksın, fotoğraflarını çekeceksin ya da hikayelerini haberleştirirken, bakıyorsunuz yerde uzanmış ve ölüm hikayesini yazmaya başlıyorsunuz. Bir daha o insanı görmüyorsunuz.

Eğer karakterli bir gazeteci değilsen, fotoğrafla istediğin algıyı oluşturabilirsin. O anı olduğunda daha farklı kullanabilirsin. Bazen muhabir çektiği fotoğrafı doğru çekiyordur, ama çalıştığı ajansa ya da kurum devletlerin veya daha fazla kazanma hırsıyla gerçeğin dışında bir algı oluşturarak kullanabilir. Bunun birçok örnekleri vardır. Burada karakterli savaş muhabiri ile karaktersiz savaş muhabiri tartışmasını açmak gerekebilir.

 Savaş gazeteciliği zor bir iştir, vebali büyüktür. Haber kaynaklarını iyi seçmek zorundasın, bir haber kaynağı ile objektif olman imkânsız, bir örnek vermek istiyorum; bir mevzide iki tane haber kaynağım vardı ve her ikisinin de birbirinden haberleri yoktu. Ben 5’er dakika arayla her ikisiyle de konuşuyordum. Savaş esnasında her zaman %10’luk negatif Ya da pozitif tedbirin olmak zorundadır. Her iki haber kaynağımı karşılaştırıp bana aktardıklarını normalleştirdikten sonra aktarıyordum. Fotoğrafta da tamamen durum budur. Kadrajına negatif ya da pozitif bir algıyı alabilirsin. Bu tamamen o an vermek istediğin algıyla ilgili bir durumdur. Ama muhabir, gazeteci objektif olmak zorundadır. İnsanların yaşadığı bir trajedi var, o trajediyi fotoğraflarken veya yazarken vicdani durumunuzu katmak zorundasınız.

Fotoğraflar Manipüle Edebilir

Momen Faiz (Filistin’de kendi memleketinde savaşın tanıklığını yapıyor.)

Savaşı fotoğraflamak zor bir görev fakat dünyaya güçlü mesaj verir. Gerçeği dünyaya göstermek için hayatını ortaya koyarsın. Fotoğraflama insanların gözüyle açık ve net gördüğü hikâyenin harfidir.

Fotoğraflar doğruyu gösterir. Çünkü kelimeden daha çok ses getirir. Çoğu insanın bilmediklerini ortaya çıkardığı için toplumun algısını değiştirir. Gözünün önündeki olayın ilk dakikasındaki gibi görürsün. Yalan söylemeye yeri yoktur.

Her Fotoğraf Yayınlanmaz

Fırat Yurdakul, Anadolu Ajansı Fotoğraf Editörü (Kırgızistan, Afganistan, Mısır, Endonezya, Somali, Libya ve Suriye’de, savaş ve felaket durumlarında foto muhabiri olarak savaşa, yıkıma, darbelere şahit oldu.)

 Savaş bölgelerinde çekim yaparken her şeye şahitlik eder ve fotoğraflarsınız. Ancak yayıncılık daha farklı bir sorumluluk ister. Bütün dünyada geçerli olan etik kuralların yanı sıra kurumsal yayın kriterleriniz de vardır ve olmalıdır. Hiçbir savaş foto muhabirinin yaşadıkları ve gördüklerinden etkilenmeden, sadece iş odaklı bakabileceğini düşünmüyorum. Savaş alanlarında görev yapmanın en zor yanı, neyle karşılaşırsanız karşılaşın işinizi yapmaya devam etmek zorunda olmanızdır. Yüzleştiğiniz pek çok acıyı içinize hapsedersiniz. Her şeyi görmek ve göstermek zorundasınızdır, ancak düzeltebilmek adına elinizden pek bir şey gelmez. Bu daha sonra sizin kendinizi sorgulamanıza neden olabilir. İçinizdeki burukluğu hafifletecek tek şey, insanların acılarını biraz olsun diğer insanlara duyurabilmiş olmanızdır.

Bir haberciyi savaş fotoğrafçılığına görevlere iten temel şey, şahitlik etme, gerçeğe ulaşma arzusu ve doğruları insanlara gösterme isteği olarak ifade edilebilir. Ben de bu tür yerlere her gidişimde bu hislerle hareket ettim diyebilirim. Para bu noktada aklınızın ucundan bile geçmez. Keza hayatınızı tehlikeye atıyorsunuz…

Savaş Fotoğrafları Tarihtir

Serkan Ocak (2012’de Suriye’de savaş başladıktan bir yıl sonra kıdemli bir savaş muhabiri arkadaşıyla beraber gitti. 10 yılda bir kez savaşın en sıcak hattına Halep’e gidebildi.)

 Birçok ölüme şahit oldum. Çok sayıda çatışma anlarına tanık oldum. Aslında bunların içerisinde beni şaşırtan şeylerin bir tanesi hem çocukların, hem de yetişkinlerin ne olursa olsun hayata nasıl uyum sağlamaya çalıştıklarını gördüm. Sabah askeri uçaklar sokakları evleri bombalıyordu. Öğleden sonra çocuklara sokağa çıkıyor, aileler alışverişe gidebiliyordu. Savaşın bile insanlar tarafından nasıl kanıksandığına şahit oldum.

Gazeteciliğin aslında doğasında var, etik sorunu. Savaşta yapabileceğiniz bir haber ya da çektiğiniz bir fotoğraf bir insanın ölümüne hatta bir köyün bombalanmasına neden olabilir. İlk Halep’e gittiğimde orada bize mihmandarlık yapan Türkmen birliğinin başındaki komutan bize çok yardımcı oluyordu; ama yüzlerinin çekilmiş fotoğraflarının basılmasını istemiyordu. İstememesinin de sebeplerini anlattı. Ben de orada bulunduğum sürece söz verdim ama kullanmadım. Benden sonra giden gazeteciler fotoğrafını çekti ve yayımladı. Sonra o komutanın Türkiye sınırındaki köyü o fotoğraf yayınlandıktan sonra bombalandı. Ailesinin üzerine bomba atıldı. Hakikaten acı bir durum.

O komutan aradan bir süre daha zaman geçtikten sonra hayatını da kaybetti. Benim orada bulunduğum zaman kiminle temas kurduysam; yüzde doksanı hayatını kaybetti. Sorumluluk anlamında en büyük gördüğüm trajedi buydu. Yani birisi fotoğrafının basılmasını istemiyordu ve bir büyük gazetede birinci sayfadan manşetten fotoğrafı atıldı. Ve fotoğraf basıldıktan sonra karşı tarafından uçaklarla evinin bombalandığını öğrendim.

Gazeteciliğin doğası gereği aslında bir taraftasınızdır. Ben tarafsızım demek boş bir laf. Savaşı izlerken bir yere angaje olmanız gerekiyor. Mesela; ABD askerlerinin Türkmenlerin yanındasınız onlarda bir şey görseniz bile yazamazsınız. Yazarsanız hayatınız tehlikeye girer. Fotoğraf da böyledir. Çünkü o grubun içine gidiyorsanız o grubun işine yarayacak haberleri mecburen yapıyorsunuz.

Zulmünü En İnce Detayına Kadar Fotoğraflatıyor

Fuat Kozluklu (İlk savaş görevini 21 yaşında Körfez Savaşında yaptı. Kosova Savaşı ile daha önce tanık olmadığı bir yıkımı gördü, vahşeti yaşadı.)

Bosna’da yaşandığı kadar olmasa da, toplu katliamlar, ahlak dışı işkenceler, insanların doğup büyüdükleri topraklardan atılmaları, göç ettirilmeleri gibi olaylar insanlık tarihine yazılacak dramlar söz konusuydu. Hayata olan coşkumu sarstı. Irak ve Kosova’da meslektaşlarımı kaybettim.

Ve oralarda tanık olduklarımı, yaşadıklarımı en yakınlarıma bile birebir anlatamıyorum, paylaşmak da istemiyorum aslında.  Birkaç kere ölüm tehlikesi atlattım. Kısa süreli tutuklanmalar oldu, silah doğrultuldu, bulunduğum yere ateş açıldığı oldu. Ailemi düşünerek 2003’ten sonra savaş muhabirliği yapmamaya karar verdim. Bıraktım.

Her gittiğim yerden ruhumun tarifsiz derecede hasar görmüş, örselenmiş ve yol açtığı tahribin onarılamayacağı zedelendiği hissiyle döndüm.  Artık öyle bir hale geldi ki, zalim zulmünü en ince detayına kadar fotoğraflıyor, görüntüsünü çekiyor ve internet üzerinden bütün dünyaya yayıyor.  Bu yüzden gazetecilerin çoğu riskin neredeyse en aza indiği bir görev anlayışıyla hareket ediyor. Bizden önceki kuşakların aksi bir gazetecilik söz konusu.

Savaş topraklarında insan hayatı basit ve değersiz. Buna şahit oldum. Aslında bütün savaş bölgelerinde gördüklerim aynıydı; öldürenler, katledilenler, evsiz yurtsuz ve ailesini kaybedenler, el avuç açanlar, inançları ve değerleri, kişilikleri, moral değerleri ayaklar altına alınarak hayata tutunmalarına sözde yardım edilenler… Gazetecilerin ortaya koyduğu gerçeklere kamuoyunun öyle yeri göğü inletecek derecede tepki vermediğini görünce idealimden vazgeçtim!

Kendi sonucunuza kendiniz varmanız İçin…

Dünyanın tartışmasız en zor mesleğidir savaş muhabirliği ya da fotoğrafçılığı. Tanık olanlardan bir nebze de olsa bu mesleğin psikolojisini ve maksadını anlamaya aktarmaya çalıştık. Neler yaşayacaklarını bilmeden kötü sürprizlerle dolu bir meslek savaş muhabirliği/fotoğrafçılığı. Yol boyu toplayacakları hayatın acısı. Bazılarının yönü gerçekleri görmeye ama diğer bazılarının yönü… Savaş meydanında gerçekten de ince çizgiler bütünlüğünde tarafsız bir gazeteci olmak mümkün değildir.

Kan, yıkım,  gözyaşı, alışılmışlık, duyarsızlaşma, tarafsızlık bir tarafta; diğer tarafta fotoğrafçının elinde objektifi, vicdanı ve oluşturmak istediği algı, hissettirmek istediği acı… Savaş sahasındaki yaşadıklarını, bir nevi kendi kadrajından gördüklerini anlattılar.

Suskunlardan Çok Galiplerin Silahı

Objektiflerin Silah Kadar Tesiri Var

Galiplerle Suskunlar Arasında Bir Silah

Hangisi Daha Sarsıcı?

(Toplam 507 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.