Kişisel GelişimAraştırmaİnsan

Başarısızlıkla Mücadele

Başarı konusuna geçmeden, insanların başarı anlayışlarına bakmakta fayda var. İnsanlar, başarı konusunda ikiye ayrılırlar: Birinci grup insanlarda, iş yerlerinde ve kariyer çizgilerinde başarı, son derece önemlidir. Başaramamak, onlar için stres sebebidir, bu yüzden bazen depresyona bile girebilirler. Daha okul yıllarında düşük not aldığı için ağlayanlar, bu gruba dahildir.

İkinci gruptakiler ise başarıyı çok önemsemezler. Okulda düşük not almak onları çok üzmemiştir. Eşeğinden düştüğünde kalkarken “Ah gençlik ah…” diye söylenen, sonra etrafa bakıp kimsenin olmadığını görünce kendi kendine “Senin gençliğini de biliriz.” diyen Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi kişiler, bu karakterdedir.

İnsanları başarı konusunda iki gruba ayırınca şöyle bir soru akla gelebilir; “İyi yöneticiler sadece birinci gruptan mı çıkar?” Sorunun cevabı; hayırdır. Her iki gruptan da iyi yönetici çıkabilir. Ancak başarıyı çok önemseyen birinci gruptaki yöneticiler, başarısızlıkla mücadelede problem yaşayabilirler. Bu yazı, onlar için daha çok önem arz ediyor.

Oyunlardaki hisler

Çocukken yakan top oynamışsınızdır. Top size çarparsa oyun dışı kalır, topu yakalarsanız bir kişilik daha oyun hakkı kazanırsınız. Başarıyı önemseyen birinci gruptaki çocuklar, daha sekiz-on yaşlarındayken çizgi oyunlarında, çizginin hangi karesinde duracağına herkesten çok kafa yorar. Oyunda başarılı olmak için büyük bir dikkat ve itina gösterirler. Onlar, daima ölçülü bir mesafede dururlar, ne karşı takımın hedefine yakın ne de topu tutamayacak kadar oyundan kopmayacakları bir yer bulurlar. Onlar, orta düzeyde zorluk içeren, fakat ulaşılması mümkün hedefler edinirler.

Peki, böyle davranmak kötü müdür? Aslına bakarsanız iyidir. Çünkü başarılı olmak ve başarılı hissetmek, insan için çok önemlidir. Araştırmalar, insanın bir şeyi başardığında, bir sonraki görevinde de başarılı olma ihtimalinin arttığını gösteriyor. Bu başarı, ne kadar küçük olursa olsun dopamin salgılıyor ve bizi bir sonraki başarıya odaklıyor.

Başarısızlık durumunda ne oluyor dersiniz? Öncelikle başarısızlık, hiç kimse tarafından istenmez. Dahası başarısızlıklar, insanın enerjisini ve mutluluk seviyesini, süngerin suyu emdiği gibi emer, bitirir. İş yerinde de puan getirmez. Her ne kadar son yıllarda inovasyon tarafında başarısızlık hikayeleri paylaşılsa ve firmaların başarısızlık listeleri tutulsa bile, başarısızlığa karşı duruş, onu hissetme, başarısızlıklardan sonra motive olarak işe dönme konuları üzerinde yeterince durulmuyor. Hâlbuki başarının görünen yüzünün arkasında birçok başarısızlık olabilir. Başarı çizgisi sürekli artmaz. İnsan kimi zaman düşerek, kimi zaman çıkarak hedefe doğru ilerler.

Gelin şimdi başarısızlığı yönetmekte zorlananlarla, konuyu inceleyelim. Bir başarısızlıkla karşılaştığımızda onu nasıl yönetebiliriz? Üç maddede özetlemeye çalışalım.

  1. İnkâr ve bahane

Yöneticisi olduğumuz firmayla kötü bir sezon bitirdiğimizde ya da başarısız bir haber aldığımızda, ilk tepki olarak bunu kabul etmeyiz. Hatta inkâr edebilir, yüzleşmeyi reddederiz. Bu, insanın fıtratında olan bir durumdur. Başarısızlıkta payı olan kişi ya da kurumları zihnimizde canlandırıp faturayı hep birilerine kesmeye çalışırız. Biz daha çok çalışmıştık, sınav kağıdımız ya da verdiğimiz sunum dosyamız daha derli toplu idi, terfi ya da başarı bizim hakkımızdı…

İnkâr psikolojisinin yerini, hemen sonrasında bahaneler alır. “Ödevini yaptın mı?” diye soran öğretmene “Elektrikler kesikti.” diyen öğrenci gibi elimizde olmayan, ilgili/ilgisiz sebeplerin, bu başarısızlığı getirdiğini düşünmeye çalışırız.

Şu misale bir bakalım. Amerika’da bir fabrika kapanır ve 450 kişiden oluşan bütün çalışanlar işten çıkarılır. Daha sonra bu çalışanların neler yaptıkları, bölgedeki bir enstitü tarafından araştırılır. 450 kişiden bir çoğu evlerine gider, bir müddet zaman geçirir ve daha sonra iş bulma kurumuna giderek, ya aynı işte ya da benzer bir işte çalışmak istediklerini söylerler. Ancak çok az, 20-25 kişilik bir grup daha işten çıkmadan, çıkarılacaklarını duydukları anda iş aramaya başlarlar. İş yerleri kapandığında çok geçmeden ya kendi işlerini kurmuşlardır ya da yeni bir işte yeni bir hayata başlamışlardır.

İnkâr ve bahane konusunu bu misal üzerinden yeniden ele aldığımızda, başarılı olan tarafın ne gibi problemlerle karşılaştığını ve aştığını düşünmek, bahaneyi ortadan kaldırır. İşten çıkarılan iki grubun da engellerinin ne kadar büyük olduğuna bir bakın. Ancak büyük çoğunluk, evlerinde oturup inkâr ve bahane süreçlerini yaşarken, daha az olanlar kimseyi suçlamadan hemen işe koyuldular.

Başarısızlık sonrasında inkâr ve bahane, insanî bir özellik olarak herkeste az çok görülecektir. Bunu tecrübe hanemize not düşerek en kısa sürede atlatmanın ve yeni hedeflere doğru koşmanın mücadelesini vermek gerekir. İnkâr öyle bir şeydir ki zamanı, yılları, ayları hatta bütün ömrü çalabilir. Milletler, ecdadlarının yanlış yaptığını kabul etmeyerek yüzyıllar kaybeder, şirketler doğruları görmeyi inkâr ederek yıllar, insanlar da bazı inkârlarla aylarını, bazılarıyla da ömürlerini harcarlar.

  1. Sakinleşme ve kabulleniş

Başarısızlığın ağırlığı üzerimizden kalktıktan sonra, sakinleşmeye, inkâr ve bahaneleri bir kenara bırakarak tarafsız değerlendirme yapmaya başlarız. Sakinleşme ve kabullenme safhasına geçmek önemlidir. Bunun da en önemli aşaması tabii ki “zaman”.

Bir başarısızlık yaşadıktan sonra, inkâr ve bahane döneminin farkında olmalı ve ikinci aşamaya geçebilmek için kendimize zaman tanımalıyız. Zamanın yanı sıra bulunduğumuz ortamı değiştirmek, seyahat etmek gibi şeyler de ikinci aşamaya geçişimizi hızlandıracaktır. Bir de başarı ve başarısızlıkları fazlaca kendimize mâl etmeme konusu var. Şu detay bilgi, ona misal olabilir.

Papağana konuşma öğretmek için, önüne bir ayna koyarlar. Aynada kendi aksini gören kuş, onun başka bir papağan olduğunu zanneder. Aynanın arkasına gizlenen biri de güzel bir diksiyonla öğretmek istediği kelimeleri tekrar eder. Papağan, duyduğu bu kelimeleri aynada gördüğü papağanın söylediğini sanır. Böylece tekrarlanan kelimeleri ezberler ve söz söylemeyi öğrenir. Papağan konuşmayı öğrenir ama söylediği sözün mânasından haberi yoktur.

Başarılı olduğunuzda fazla sevinmeden önce, başarısız olduğunuzda da fazla üzülüp depresyona girmeden önce bir düşünün: “Aldığım bu sonuç karakterimin mi bir parçası, yoksa işimin mi?” Başarısızlığınız, işinizin bir parçası ise sonucu bir tarafa bırakın ve sizi başarısızlığa götüren süreçlere tarafsız bir gözle bakın.

Bu ikinci aşamada, yıpranmadan, geleceğe ait ümitleri kaybetmeden, bilhassa insanlara karşı iyi olmayacak hisler beslemeden atlatmanın bir yönünü bulmak lazımdır. Aksi halde oyuncağı kırılmış çocuk gibi işlerin arkasından bakakalırız. Kendinize olan güveninizi kaybetmeyin ve ümitsizliğe düşmeyin.

  1. Ayağa kalkma ve tecrübe hanesine yazma

Başarısızlıktan sonra ayağa kalkma süresi üzerine araştırmalar yapılmış. Ortalama ayağa kalkma süresi tespit edilememiş. Ama şu tespit edilmiş, başarısızlığın şiddeti ne kadar hissediliyor ise ayağa kalkma süresi de o ölçüde uzuyor ya da kısalıyor. Bir de başarısızlık konusunda “tecrübe” yaşayanlar, tecrübeli olanlar, düştükleri yerden daha hızlı kalkmayı biliyorlar.

Başarısız oldunuz, hemen sonrasında da “Bu bana ders olsun.” dediniz. Dille söylediğiniz şeyler hemen tecrübe hanesine yazılmaz. Bu, göründüğü kadar kolay değildir. “Ders aldım.” demekle kolay kolay ders alınmaz. Yuvarlak masa kurulur, herkes açık açık konuşur ya da elimize bir kalem ve bir kâğıt alır, madde madde ne olduğunu yazarız.

Tecrübeyi hızlandıran, başarısızlık sonrası enerjinizi tüketen duygusal çöküntüye karşı sizi motive edecek birkaç söz:

  • Hayata ve insanlara kırılmadan yeniden başlayabiliyorsanız, iyi yöneticilikte büyük bir sınavı verdiniz demektir.
  • Başarısızlığı bilmek demek, onu huzur ve sükunet içinde kabul etmek, sebeplerini araştırmak, hataları itiraf etmek ve herhangi bir intikam hissi beslememektir.
  • Sonuçları boynumuza asıp gezemeyiz ama süreçleri unutmamak için tekrar etmekte fayda vardır.
  • Tecrübe okulunda öğrenim ücreti yüksektir, ancak zamanı öldürmek en pahalı harcamadır.
  • “Başını acemi berbere teslim eden, cebinden pamuğu eksik etmesin.” Bir daha başınızı acemi berbere teslim etmemeyi öğrenin.

Şunu unutmamak gerekir ki bütün tarafların başarı oranı eşittir. Herkesin %50 başarma hakkı vardır. Diğer taraftan bakıldığında bir başarısızlıkla karşılaşmak herkesin her an başına gelebilecek bir hadisedir.

Bir kişi var ki başarısız oldu, sonrasında ayağa kalktı, tecrübelerini listeledi ve sonra yeni bir işe başladı. Bu süreci iyi yönetebilir, tecrübesini iyi çıkarabilirse bir sonraki işte başarı oranı yüzde elli birin üzerine çıkabilir. Bunları yaptığımızda başarı gelecek mi? Kimse bunun garantisini veremez ama daha iyi sonuç alacağımıza içten inancımız vardır.

Başarı bir sonuç değil, süreç yönetimidir. Sonuçlar bize bağlı olmayabilir. Çalışmalar içerisinde “Nasıl yönettiğine” baktığımız birçok kişi, başarılarını, başarısızlıklardan çıkardıkları derslerin üzerine inşa etmişlerdir.

Şu an dünyanın başarılı insanlarına bakın. Hayatları başarısızlıklarla doludur. İlkokul, ortaokul, üniversite sınavlarında hep başarısızlıklar yaşamışlardır. Yaptığı bütün iş başvurularından olumsuz cevap alan nice CEO’lar vardır. Ancak onlar umutsuzluğa düşüp başarısızlıklar arasında kaybolup gitmedikleri için ayağa kalkabilmiş ve sonrasında başarıya ulaşabilmişlerdir.

Hayat bir varış noktası değil, bir yolculuktur. Bu yolculukta, başarı kadar başarısızlık da var. Ve olmaya da devam edecek. Önemli olan, bu başarısızlıklardan ne dersler çıkardığımız ve kendimizi nasıl geliştirdiğimizdir. Gelin, başarısız oldum diye ye’se düşmeyelim, ümitsizliğe kapılmayalım, çabalayalım, ayağa kalkalım. Dıştan gelebilecek motivasyonlarla değil -çünkü çok uzun sürmez- kendi içimizdeki enerjinin fitilini ateşleyelim ve öyle çalışalım. Göreceksiniz, ayağa kalkmak ve başarıya ulaşmak çok daha kolay olacak. Bizi başarısızlıklar değil, bunlardan ders çıkarmamak, ayağa kalkmamak ve tekrar denememek tedirgin etmeli.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu