İnsan

Ben Yanındayım, Ağlayabilirsin

Belki de Bir Çocuğa Söylenebilecek En güzel Cümleyi Bulmuşumdur:

Gelin, çocuklarımızın ağlama ve gözyaşları bize neler anlatıyor olabilir, inceleyelim. Eğer ağlamanın perde arkasında neler olduğunu bilseydik, belki de bakış açımız tamamen değişirdi.

Bebekler, hayatlarının ilk üç ayında görünür bir neden olmasa bile günde ortalama üç saat ağlarlar. Zamanla bu süre azalır; ilk üç ay geçtikten sonra, birinci yılın sonuna kadar günlük ortalama bir saate düşer.

Bu dönemdeki yoğun ağlamaların çoğu, fizyolojik nedenlere bağlıdır. En yaygın sebep, sindirim sistemiyle ilgili yaşanan zorluklardır; uzmanlar buna “üç ay koliği” derler. Ağlama, genellikle altıncı haftada zirveye ulaşır ve sonrasında giderek azalır. Bebek büyüdükçe duygusal ve fizyolojik sistemi olgunlaşır ve daha az ağlama eğilimi gösterir.

Bebeklik dönemindeki bu doğal tepkiler zamanla azalırken, çocuklar büyüdükçe gözyaşlarının anlamı da değişir; artık yalnızca bir ihtiyaç sinyali değil, duygularını, streslerini ve yaşadıkları yeni deneyimleri ifade etmenin bir yolu hâline gelir.

  •  Her gözyaşı bir sorun değildir:

Ağlamak, her zaman fiziksel bir problem var manasına gelmez. Küçük çocuklar gün boyunca sayısız yeni uyarana ve bilgiye maruz kalırlar. Yeni beceriler öğrenmek, dünyayı anlamaya çalışmak dahi onlar için gerginlik kaynağıdır.

Çocuklar gün boyunca biriken hislerini, özellikle uyku öncesi dışa vurmak isterler. Bu anlarda yanlarında olmak ve duygularını yaşamalarına izin vermek, daha derin ve huzurla uykuya dalmalarına ve neşeyle uyanmalarına yardımcı olur.

Üstelik çevrelerindeki yetişkinlerin ruh hâline son derecede duyarlıdırlar. Mutlu, huzurlu bir ev ortamı; çocukların da daha sağlıklı, güvenli ve neşeli bir şekilde gelişmesine katkı sağlar.

  •  Gözyaşı: Bedenin kendini temizlemesidir:

Ağlamanın sadece duygusal değil, biyolojik bir işlevi de vardır. Gözyaşı, bedenin kimyasını dengelemek ve kalbi rahatlatmak için de akıtılır.

Biyokimya üzerine çalışmalar, insan gözyaşında bazı stres hormonlarının bulunduğunu gösterir. Bu maddeler, tehlike anlarında vücudu korumak için salgılanır. Ağlarken dökülen gözyaşları ise bu kimyasalların vücuttan atılmasına yardımcı olur. Yani gözyaşı, kimyasal dengemizi yeniden kurmanın en tabiî yollarından biridir.

  •  Ağlasın ki gelişsin:

Ağlamak, beyin dalgalarını gevşetir ve vücuttaki gerginliği azaltır. Bebekler ve çocukların çoğu zaman ağladıktan sonra daha mutlu göründüğünü gözlemleyebilirsiniz. Çünkü ağlamak, onlar için tıpkı uyumak, beslenmek ve oyun oynamak gibi bir rahatlama aracıdır.

Gözyaşı, çocuğun biriken gerilimini atmasına yardımcı olur; yoğun duygular içindeki bir çocuk genellikle gergin ve huzursuzdur; dikkatini toplamakta güçlük çeker.

  •  İyilik için, iyilik ekin:

Bebekler, saf, temiz duygularla dünyaya gelirler. Ne hissettiklerini her zaman anlayamasak da duygularına verdiğimiz nazik ve sevgi dolu yanıtlar, onların ileride duygusal olarak dengeli yetişkinler olmalarını sağlar.

Dayanılması güç şeyler treninin vagonlarından birisine, çocukların ağlamasını yerleştirebilir miyiz? Bazen ağlama vicdanen içimize dokunur, dayanamayız. Bazen de sabrımız taşar, dayanamayız. Çaresizlik, endişe, sabırsızlık dört bir yanı kaplar. Susmasını, iç acısının geçmesini ya da sabrın daha fazla zorlanmamasını isteriz.

Bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, ebeveyninin, duygularına kucaklayıcı bir alan açmasıdır. Öfkesini gözlemlemek, nedenini anlamaya çalışmak ve hissettiklerini kelimelere dökmesine yardımcı olmak hem sakinleşmesini hem de duygularını nasıl düzenleyeceğini zamanla öğrenmesini sağlar.

  •  Duyguları fark edin; yok saymayın: Duygular bastırıldığında ortadan kaybolmazlar; halının altına süpürülen tozlar gibi, gözden uzak bir yerde birikirler. Araştırmalar, çocukken duyguların kabul edilmemesinin ileride depresyon ve kaygı bozukluğu gibi sorunlara yol açabileceğini gösteriyor. Bu yüzden, ağlayan bir çocuğun duygularını bastırmaya çalışmak veya ‘Bunda ağlayacak ne var?’, ‘Abartıyorsun.’, ‘Biraz güçlü ol.’ gibi cümlelerle susturmak, zamanla onun duygularını ifade etme ve yönetme biçimini olumsuz etkiler.
  •  Kucaklaşmanın iyileştirici gücünden faydalanın: Bir çocuğu kucaklamak, yalnızca fiziksel yakınlık sunmak değil; aynı zamanda onun duygularını fark ettiğinizi ve yanında olduğunuzu hissettirmektir. Mesela: “Şu anda mutsuz olduğunu biliyorum. Sarılmak ister misin? Kendini daha iyi hissedene kadar yanındayım.” Bu tür bir yaklaşım, çocuğa duygusunun geçerliliğini ve güvende olduğunu hissettirir.
  •  Duygular ve içgüdülerin bağını unutmayın: Hislerini fark etmek ve ona makul seçenekler sunmak, çocuğun içsel dengesini ve kendi kararlarını geliştirmesini destekler. Mesela, evden aceleyle çıkarken iki yaşındaki bir çocuğu zorla palto giymeye ikna etmeye çalışmak, işleri daha da karmaşık hâle getirebilir. Bunun yerine; “Şu an sıcakladığın için paltonu giymek istemiyorsun. İstersen üşüdüğünde giyebiliriz.” demek hem çocuğun neden–sonuç ilişkisini öğrenmesine yardımcı olur hem de inatlaşmaları azaltır.
  •  Dinlemeye ve anlamaya açık olun: Çocuğunuz bu dünyada uzun zaman geçirmedi, sizin kadar çok deneyim yaşamadı. Bu yüzden sizin için “küçük” görünen bir sorun, onun için devasa olabilir. Mesela, sekiz yaşındaki çocuğunuz, “Okula gitmek istemiyorum.” dediğinde, “Gideceksin.” diye sert bir karşılık vermek, sağlıklı iletişimi engeller. Bunun yerine, “Şu anda okula gitmek istemiyorsun, değil mi?” demek, çocuğa anlaşıldığını hissettirir. Böylece hem savunmaya geçmez hem de konuşma kapısı açılır.
  •  Sevgiyle yanlarında olun: Üzülen ya da ağlayan bir çocuğun, sakinleşmesi gerektiği düşünülür. Oysa çocuklar baş edilmek değil, anlaşılmak isterler. Üzüntüsüne, öfkesine veya korkusuna “sorun” gibi yaklaşmak yerine, onlarla bağ kurma fırsatı olarak görmek, ilişkinizi güçlendirecektir.

Mümkün olduğunca yanında olun, duygularını inkâr etmeyin; sarılın, hislerini kelimelere veya resimlere dökmesine yardımcı olun.

Unutmayın ki, çocukların gözyaşları, iç dünyalarından bize uzanan küçük işaretlerdir. Bizim payımıza düşen, yanlarında durmak, onları duymak ve “buradayım” demektir. Kabul gördüğünü hisseden bir çocuk, güven duygusuyla büyür ve iç dünyası dengeli bir yetişkin olur.

En Yeniler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu