TarihHikaye ve Günlükler

Çanakkale’de Tarih Yazan Kadınlar

Şu gerçek, zihinlere ve gönüllere kazınmalıdır; bu topraklar kolay kazanılmadığı gibi kolay da muhafaza edilmemiştir. Her neslin bunu bilmesi, idrak etmesi lazım gelir.

Çanakkale.

Adı, tarih sayfalarına kalem kalem işlenmiş destansı topraklar…

3 Kasım 1914’te atılır ilk mermi ve 9 Ocak 1916’ya kadar durmaz. Âdeta uçar havada. Bir yanda düşman askeri düşer toprağa, diğer yanda Anadolu’nun şehit evlatları. Bir hınç ve hışım ile saldıran İtilaf Devletleri, güçlü silahlarına güvenirler. Bu taraftakilerin güvencesi ise Hazreti Allah ve O’na duydukları imanın gücüdür ve bilirler; “Vatan sevgisi de imandandır.”

İman gücü ve vatan sevgisi, hırsın ve ihtirasın karşısında set olur, sarsılmaz. Ne kadar sert vursalar da yıkılmaz. 1916’nın kışında işgal güçleri, elleri boş terk ederler bu toprakları.

Çanakkale geçilemezdi, geçilmemeliydi. Çünkü burası, İstanbul’un anahtarı, İstanbul da Anadolu’nun kalbiydi. Vücut nasıl ki kalpsiz yaşayamazsa, Anadolu da İstanbul olmadan yaşayamazdı.

Çanakkale, fevkalâde bir zamanda ve şartta, sonuçları harikulâde olan bir mücadeleydi. Anadolu’nun Müslüman halkı silkelenmiş, âdeta üzerindeki ölü toprağını atmıştı. Karşı tarafta, düşman cephesinde ise kırılan gururun acizliği hâkimdi.

Savaş başlamazdan evvel, koştu herkes cepheye. Baba, oğul, ana, kız, çocuk, yaşlı, genç… Köyler boşaldı, hanelerin kapıları belki de bir daha açılmamak üzere kapandı.

Savaş, erkek işiymiş gibi görünebilir. Ama Çanakkale’de tablo bambaşkaydı. Babasını, evladını cepheye gönderen nice analar, bacılar da cepheye yürüdü. Çünkü bu savaş, herkesin savaşıydı. Topyekûn verilen bir varoluş mücadelesiydi.

Cepheden bir detay

Çanakkale’de Türk kadınlarından bazıları cephe gerisinden destek verirken, bazıları bizatihi cephenin içindeydiler. Düşman askerlerine verdikleri zayiat ile alâkalı, Avustralya, Yeni Zelanda ve İngiliz arşivlerinde sayısız bilgi ve belge mevcuttur.

Avustralyalı er J. C. Davies, annesine yazdığı mektupta şunlardan bahseder: “Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı, pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Akşam gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm.”

Times gazetesi muhabiri, İngiltere’ye yaralı halde götürülen bir askerle yaptığı görüşmeyi şöyle naklediyor: “Denizci asker, 25 Nisan 1915 çıkarmasında yaralanmış, kendisi, çarpışmalar sonucu ele geçen keskin nişancı bir Türk kadınıyla karşılaşmış: … O bir Türk kadın savaşçısıydı ve durmaksızın saklandığı evden ateş ediyordu. Evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda ele geçtiğinde, yanında annesi ve çocuğu da vardı. Üzerinde 16 askerimizin künyesini bulduk…”

İsmi bilinenleri hatırlayalım, bilinmeyenleri ise dualarda analım

Çanakkale’nin cephelerinde düşmanla mücadele eden kadın kahramanları anmamak, herhalde hürmetsizlik olacaktır.

İsmini bildiklerimizden bazılarını tekrar hatırlayalım;

Mücahide Hatice Hatun: Erkek kıyafetleri giymiş ve adını Ahmed olarak değiştirmişti. Kadınların yadırganacağını düşünerek böyle bir tertip yapmıştı. Savaşa gönüllü, şehadet şerbetini içmeye hevesliydi.

Kadın olduğunu, silah arkadaşları dahi bilmiyordu. Anafartalar 56. Fırka ’da savaşıyordu. Çanakkale’de başlayan cephe hayatı, sonrasında da devam etti.

Nezahat Onbaşı: Annesi erken vefat etmişti. Babası Albay Hafız Hamid Bey ise Çanakkale’ye gidecekti.

Nezahat Onbaşı, hiç düşünmeden kararını verdi. Babasına da bildirdi: “Ben de sizinle birlikte geliyorum.” Gözleri dolan babası düşündü. O da kararını bir çırpıda verdi.

Birlikte Çanakkale’ye, 70. Alay’a katıldılar. Hatta Nezahat’in bulunduğu alay, “Kızlı Alay” namıyla meşhur oldu. Adıyla, sanıyla, gücüyle, kuvvetiyle düşmana doğru yürüdü.

Zeynep Mido Çavuş: Zeynep Çavuş, ülkesinin zor durumda olduğunu görünce, üzerine düşeni yapmak için yola koyuldu. Kosova’dan kalktı geldi Çanakkale’ye, hayıflanmadan emin adımlarla. Ailesini Kosova’da bırakan Zeynep Çavuş, tek başına geldiği bu topraklarda şehadet şerbetini içenlerden birisi oldu.

Gazi Fatma Çavuş: Çanakkale’ye babası ve ağabeyi ile birlikte geldi. 19’uncu tümende, aylarca savaştı küffar ile.

Yaralandı, yine de yılmadı. Gözünü budaktan sakınmadı. Postacı oldu. Gizli emirleri cepheden cepheye taşıdı. Bir görev esnasında yakalandı. Ne kadar işkence görse de ser veririm, sır vermem, diyebilecek kadar iradesine hâkimdi. Parmaklarını ezdiler, yüzünü çizdiler. Fakat o bir karış vatan toprağını, düşmana çiğnetmemeye kararlıydı. Parmakları ezilse de yüreği sapasağlam duruyordu.

“Gam yemem”

Çanakkale’nin hem duacısı, hem şehit anası, hem gazisi, hem de cephede vurulan şehididir Türk kadını. Şehit düşenlerin yüzleri daima güler, iki cihanda. Geriye kalanlar ise kaybettiği eşinin, çocuğunun ve dahi nice ana kuzularının acısını metanetle karşılar. Cepheden dönenlerin arasında evladını arayan bir ana şunları söyler: “Yüreğim diyor ki Osman’ım şehit olmuştur. İster şehit olsun ister gazi, değil mi vazifesini yapmıştır. Gam yemem. Allah devlete, millete zeval vermesin.”

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu